20. Program: Ekonomide geriye dönüş adımları

20. Program: Ekonomide geriye dönüş adımları

Sosyalizm ve geriye dönüşler konusundaki podcast dizimizin 20. programında kapitalizme geriye dönüş sürecinde değer ölçütünün esas alınması ve maddi teşviklerin oynadığı rol üzerinde duruldu

19. programın devamı olan bu programın konuğu yine Marksist sosyolog doktor Emrah Doğan Zıraman’dı.

Yazarımız H. Selim Açan, sohbeti açarken geriye dönüş süreçleri ele alınırken partideki ve proletarya diktatörlüğü sistemindeki yozlaşma başta olmak üzere konunun daha çok ideolojik ve siyasal yönleri üzerinde durulduğuna dikkat çekti. Bir sömürü düzeninin yerini başka bir sömürü düzeninin aldığı tarihteki diğer toplumsal dönüşüm süreçlerinden farklı olarak sosyalizmin yukardan aşağıya inşa edilen bir düzen oluşu dikkate alınacak olursa bunun hem teoriye hem de tarihsel gerçekliğe uygun bir yaklaşım olduğunu belirtti. 

Fakat bu arada ekonomik yaşamda kapitalizme özgü olgu ve mekanizmaların değişik biçimlerde adım adım geri getirilip etkinlik alanlarının genişlemesinin gözardı edilmemesi gerektiğine işaret etti. Bu boyutun en fazla maddi teşvik sistemine indirgenmesinin yetersizliğini vurguladı. Değer yasasının etkinlik alanının daraltılacağı yerde genişletilmesiyle sınıfsal farklılaşma süreçlerinin önünü açan ücret eşitsizliklerini derinleştirecek uygulamaların kalıcılaşması başta olmak üzere bu alandaki kapitalist yaklaşım ve uygulamaların geriye dönüş süreçlerinde partide ve proletarya diktatörlüğü sistemindeki bozulma kadar etkili olduğunun altını çizdi. Bu bağlamda, kapitalist kâr anlayışını esas alan 1949’daki Voznosenski reformlarıyla 1960 sonrasının Lieberman reformları arasındaki özsel ortaklığa ve özellikle ikincisinin yaşama geçirilişiyle diğer alanlarda da kapitalizme geri dönüş sürecinin hız kazanmasına işaret etti.

Emrah Doğan Zıraman ise sosyalizmin tarihine dair olgu ve süreçleri ele alırken Marksizmin tarih anlayışını akılda tutarak yaklaşmanın önemine dikkat çekerek başladı konuşmasına. Bunun da konunun nesnel yönleriyle öznel yönlerini birbirlerinden koparmadan ele almayı gerektirdiğini hatırlattı. Buradan Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin tasfiyesi sürecinde meta ekonomisinin ortadan kaldırılması yönündeki adımlarla ilerleyen yıllarda onların da içini boşaltacak yönelim ve uygulamalara geçti. Proletarya iktidarının üretim araçlarına el koyarak devletleştirmesiyle planlı ekonomiye geçişin sosyalizmin inşası yolunda atılan ilk büyük devrimsel adımlar olduğunun altını çizdi. “Fakat bunların tek başına yeterli olmadığını da tarih bize gösterdi” diye ekledi. Bu noktada gözümüzü dikmemiz gereken nokta meta dolaşımının nasıl sürdürüldüğüdür” dedi. 

Zıraman, konuşmasının devamında, merkezi planlama düşüncesi ve uygulamasından adım adım vazgeçilmesini meta ekonomisinin yeniden etkin hale gelmesi sürecinde “ilk büyük kırılma noktası” olarak tanımladı. Değişik biçim ve gerekçelerle ücret eşitsizliklerini hortlatan uygulamaların ikinci vahim adım olduğunu belirtti. Partideki görüş ayrılıkları ve tartışmaların da son tahlilde bunlarla da bağlantılı olarak özünde hangi ekonomik sistem yolunda ilerleneceği tartışması olduğuna dikkat çekti.

Emrah Doğan Zıraman ilk bölümdeki konuşmasını, “Bir yerde meta varsa orada hâlâ kapital ilişkisi var demektir. Sistem bütünüyle kapitalist olmayabilir ama meta ilişkisi kapitalizme özgü bir ilişkinin varlığı-yaşadığı anlamına gelir” tezini açımlayarak sürdürdü. 

İkinci bölüme geçişin başında H. Selim Açan, bir ürünün hangi koşullarda meta özelliği kazandığına dair kısa bir hatırlatmada bulundu. Bu hatırlatma ışığında maddi teşvik sisteminin sosyalizmin doğasına ve amaçlarına aykırılığı üzerinde durdu. Nesnel koşulların dayatmasıyla geçici bir dönem için başvurmak zorunda kalınabilecek bu ve benzeri geri adımların teorileştirilip kalıcı hale getirilmesinin geriye dönüş süreçlerindeki olumsuz rolüne dikkat çekti. 

Ardından devletin hangi sınıfın elinde olduğundan koparılmış bir devletçiliği sosyalizm olarak görme gafleti üzerinde duruldu. Geçmişte -bazılarında halen- Türkiye solunda da etkin olan bu yanlış kavrayışla bağlantısı içinde bir zamanlar emperyalist burjuvazi ve Avrupa Komünizmi türünden liberal anlayışların “demokratik sosyalist alternatif” olarak bayraklaştırdıkları Yugoslav özyönetim uygulamasının nasıl iflasla sonuçlandığı hatırlatıldı. Öbür taraftan Sovyet deneyiminin eleştirel değerlendirmesi sırasında bu kez devletin proleter karakteri yanında üretimin örgütlenmesi ve bölüşüm ilişkilerinin hangi ilkesel esaslar temelinde gerçekleştiğini görmezlikten gelerek hemen “devlet kapitalizmi” yaftasıyla damgalamanın yüzeyselliğine ve indirgemeci özelliğine dikkat çekildi.

Sohbetin son bölümünde SB örneğinde ekonominin adım adım kapitalistleştirilmesi sürecinin gelişim seyri üzerinde duruldu. Özellikle de toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasını esas alan merkezi planlı bir ekonomik işleyişin yerine “masraf hesaplaması” ya da “sosyalist değer yasasının kapitalizmdeki değer yasasıyla ilgisi yoktur” şeklindeki kelime oyunları ve demagojiler altında kâr amacını merkeze alan ve meta ekonomisini hortlatan “ekonomik reformlar” ele alındı. 1949 yılında yürürlüğe konulup kısa sürede geri çektirilen Voznosenski reformlarıyla Kruşçev ve Brejnev dönemlerinde engelsizce yaşama geçirilen Lieberman reformları arasındaki özsel ilişki üzerinde duruldu.

SB örneğinde karşımıza çıkan tarihsel tecrübeden geleceğin sosyalist ekonomisinin örgütlenmesi konusunda hangi ders ve sonuçların çıkarılması gerektiğine dair kısa alt çizmelerle noktalanan sohbetin kayıtlarını aşağıdaki dijital platform linklerinden dinleyebilirsiniz: 

Spotify

Youtube

Anchor

Google Podcasts

Pocket Casts

RadioPublic

Breaker


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar