2021: Siyasal panorama

2021: Siyasal panorama

Yaşamın her alanı hem ekonomik hem siyasi hem toplumsal ‘sürekli bir kriz’ halindedir. İşçi ve emekçilerin ve ezilen geniş yığınların hızla yoksulluk ve açlık girdabına yuvarlandığı, çürüyen bir sınıf olan burjuvazinin ve kapitalist sistemin toplumsal dokuyu kemirip çürüttüğü bir toplumsal iklim dünyanın her yanında kendini gösterdi.

Her yıl, geçtiğimiz yıla dair gözlem ve değerlendirmeleri aktarmak adetten olmuştur. Geride bırakılan yılda sadece bizden kaynaklı olmayan engellerin ve barikatların, zayıflık ve yetmezliklerin farkına varıp yeni bir yıla umutla başlamak için de şaşmaz bir ritüeldir her şeyi baştan düşünmek. Yıpranan, pörsüyen yanlarımızı kesip atma konusundaki kararlılık da zaten biraz da bu hesaplaşmadan çıkışını alır.

Hayatın ritmi hızlandı ya da başlamamız/tamamlamamız gereken öyle çok şey var ki, daha hızlı hareket etmeye çalışıyoruz belki de. İşçi sınıfını ve geniş emekçi yığınları, örgütleme, mücadeleye sevketme, devrime doğru ilerletme görevi… Öyle günlerden geçiyoruz ki, siyasal gerçeklerden artık sokaktaki insanların bile haberi var. Neyin neden olduğunu bizzat kendi yaşamlarından biliyorlar. Ailesinin geçimini lif satarak sağlayan Zehra Canan‘ın sözlerindeki yalınlık, anlaşılırlık ve kavratıcılık az şey söylemiyor.

Onların ihtiyacını duydukları sadece neyi nasıl yapacaklarını bilmek ve bunun için yürüyecekleri yol haritasından haberdar olmak.

Birikerek bir dağ haline gelmiş olan “yapılacaklar listesi”, bizim/bizlerin, hayatın ritmini rutin dışında bir hız şeklinde algılamamıza yol açıyor. Bu bir korku ve çekingenlik yaratmıyor, sadece daha yoğun, daha derinlikli ve kapsayıcı, daha yapıcı bir tarzda yürümemiz gerektiğini bize hatırlatıyor.

Burjuvazinin saldırganlığını AKP-MHP Ergenekon bloğunun her günkü hamlelerini sadece teşhir etmek değil, bütün yönleriyle görünür kılmak ve bu saldırganlığı hak ettiği şiddetle yanıtlamak bunların başında geliyor.

*

Pandeminin hızlandırıcı etkisiyle de geçtiğimiz yıl, neoliberal sistemin dikişlerini dünyanın her yerinde patlattığı bir yıl oldu. Kapitalizm yeni bir emek rejimi inşasının taşlarını döşüyor olsa da neoliberalizmin yerine koyacağı yeni birikim modelini henüz üretemedi. Bu nedenle de yaşamın her alanı hem ekonomik hem siyasi hem toplumsal ‘sürekli bir kriz’ halindedir. İşçi ve emekçilerin, ezilen geniş yığınların hızla yoksulluk ve açlık girdabına yuvarlandığı, çürüyen bir sınıf olan burjuvazinin ve kapitalist sistemin toplumsal dokuyu kemirip çürüttüğü bir toplumsal iklim dünyanın her yanında kendini gösterdi.

*

Türkiye cephesinde 23 Kasım’dan sonra süreç sanki daha da hızlandı. İğneden ipliğe her şeye alttan alta yapılan zamlar, yılın son ayından itibaren frenlerinden boşandı. Ekmek dahi yüzde yüz zamlandı. Bu gidişin sonu ise belirsiz. İşsizlik, yoksulluk ve gelecek kaygısı derinleştikçe bir taraftan öfke ama hemen ona bitişik olarak umutsuzluk-çıkışsızlık duygusu öne çıkmaya başladı.

Her krizde ya da içine düştükleri her zor durumda, kitleleri “bu sefer gidiyorlar” rehavetiyle uyuşturan CHP, İYİ Parti gibi burjuva düzen partilerinin kitleleri sokaktan çekme çabalarına karşı halka gerçekleri her fırsatta açıklamak/açıklamaya çalışmak komünistlerin ve devrimcilerin vazgeçilmez sorumluluğudur. Gerçek şu ki, bir soyguncular çetesi gibi çalışan faşist iktidarın, krizleri yeni krizlerle “unutturma”, “bastırma” yoluna gittiği için kendiliğinden hiçbir yere gitmeye niyeti yok! Aksine saldırganlıkta ve kutuplaştırma siyasetinde el kadar çocuğu bile kullanmaktan geri durmuyor. “Beyaz Türkler hayvanlarınıza sahip çıkın” ulumasıyla pitbull tarafından yaralanan el kadar çocuğu, Asiye bebeği kullanmaktan geri durmadı.

Ekonominin felakete gidişi karşısında iktidardaki faşist koalisyon 20 Aralık’ta bir yeni bir vurgun operasyonu sahneledi. Kendisini destekleyen sermaye gruplarına, döviz spekülatörlerine ve bankalara büyük voli vurma imkanı yarattı. Bunu da “halkı koruyacak” bir önlem olarak pazarlamaya çalıştı. Para babaları hızla daha da zenginleşirken, bu mali sermaye transferinin bedelini, tıpkı geçilmeyen otoyollar ve köprüler, yatılmayan hastanelerde olduğu gibi işçi ve emekçiler ödeyecek.

*

Doğanın yağması öyle devasa boyutlara ulaştı ki, ekolojik denge doğal akışından saptı; sel baskınlarından, tayfunlardan, yangınlardan geçilmez oldu. Sadece dünyada değil Türkiye’de onlarca yerde orman yangınları çıktı ve günlerce sürdü. Son kırk yılın en sıcak dönemi yaşandı, son 300 yılda canlı tür zenginliğinin yüzde 30 azaldığını öğrendik.

Kendisiyle birlikte insanı da çürüten kapitalizmin yol açtığı bütün yozlaşmaya, bencillik ve bireyciliğin akıl almaz boyutlar kazanmış olmasına karşın İzmir Depremi ve Güney Akdeniz ve Ege bölgesindeki orman yangınları gibi iki doruk krizde toplumsal dayanışmanın devleti dahi aşacak biçimde ortaya çıkması kaydedilmesi gereken bir göstergedir. Yangın söndürme uçakları pistte tutulurken halk elindeki plastik şişelerle alevlerin üzerine yürüdü. Pandemi dönemiyle birlikte uç veren “Dayanışma yaşatır!”, “Dayanışma ezilenlerin inceliğidir” duygusu ve bilinci yeni örgütsel biçimler kazanarak gitgide daha belirgin hale geldi.

*

Irkçı faşist nefret, Kürt ve mülteci düşmanlığı, liberal kayıtsızlık ve şoven milliyetçilik zemininde sere serpe boy attı. Adeta zamanın ruhu haline geldi/getirildi.

Ankara’nın Altındağ’ında, ırkçı çeteler ,polis refakatinde Suriyelilerin dükkânlarını tahrip ederek yağmaladı. İzmir’de HDP İl binasına giren eğitilmiş bir faşist Deniz Poyraz’ı katlettikten sonra cansız bedenine işkence yaptı. Aynı faşist saldırganlık geçtiğimiz günlerde bu kez İstanbul’da yeni bir katliam girişiminde bulundu. HDP’nin Bahçelievler ilçe örgütüne gelen faşist piyon, içerdekilerin soğukkanlı ve cesur tutumlarıyla engellendi. Yine İzmir’de, JİTEM geçmişi de olan bir faşistin, üç Suriyeli genci aylar önce diri diri yaktığı ortaya çıktı. Polisin, valiliğin, yargının ve medyanın bu insanlık dışı vahşeti gizlemek için suç ortaklığı yaptıkları görüldü. Cinayeti sıradan bir şeymiş gibi büyük bir soğukkanlılıkla anlattı. Irkçı nefretin ortalığı kapladığı ve alev almak için bir kıvılcım beklediği iklim, yıllar içinde faşist gericilik tarafından adım adım yaratılmıştı…

Mültecilere ‘pislik’ muamelesi yapan, hayatlarını ceza ve yasaklarla çekilmez hale getiren CHP’li Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ve AKP militanı vali Ahmet Ümit’i mülteci düşmanlığında birleştiren zamk ırkçılıktır. 2021’in son günlerinde, mülteci düşmanlığıyla puan toplamaya çalışan tescilli faşist Ümit Özdağ da bu listeye eklendi.

*

2021’de Kürt ve kadın düşmanlığı vites büyüttü. Türkü söyledi, telefonda Kürtçe konuştu diye Kürtler linç edilmeye kalktı. Karadeniz’de mevsimlik tarım işçileri, sel sırasında halka yardım etmek isteyen mülteciler benzer bir ırkçı nefretin hedefi oldu. Bu düşmanlık elin kolun bağlı olduğu hapishanelerde resmen bendinden taştı.

İşkence ve tecavüzle “yola getirilemeyen” tutsak Garibe Gezer Kandıra 1 Nolu Cezaevi’nde katledildi. Son bir ayda cezaevlerinden yedi gencecik insanın cansız bedenleri çıktı. Tutsaklara teslimiyetin ve boyun eğmenin dayatıldığı hapishaneler, 1604 ağır hasta tutsak için yavaş yavaş ölüm anlamına gelmektedir. Adli Tıp Kurumu’nun toplama kampı idaresi gibi davrandığı koşullarda “İyi hal şartı”na -tepeden tırnağa biat etmek- bağlanan tahliye tarihleri bir türlü gelmemekte siyasi tutsaklar ölüme sürüklenmektedir.

Bu dönem, cezaevi mücadelesiyle ekmek-özgürlük mücadelesinin hiç olmadığı kadar iç içe geçtiği bir dönemdir. Hemen tüm muhalif toplumsal kesimler -örgütlü olsunlar ya da olmasınlar- cezaevlerine tıkılıyor. Atık kağıtçı da öğrenci de direnen işçi de kadın da köylü de… Bu açıdan cezaevleri toplumsal mücadelenin organik bir parçasıdır artık. Talepleri de eylemleri de bu mücadelenin bileşenidir.

*

2021’ye üniversite gençliğinin -ve akademisyenlerin- mücadelesiyle Boğaziçi damgasını vurdu. Faşist iktidarın Melih Bulu’yu Boğaziçi’ne kayyum ataması kimsenin ummadığı kararlılık ve inatçılıkta bir direnişle yanıtlandı. Boğaziçi öğrencileri, farklı toplumsal kesimlerin her şeyi ayrımsız aynı torbaya doldurmaya meraklı indirgemeci-özcü yaklaşımların “apolitik” olarak damgaladığı 2000 kuşağının nasıl bir enerji, kişilik, zeka ve yaratıcılık sahibi olduğunu dünya aleme gösterdi.

Bütün baskı ve şiddete, gözaltına, işkenceye, ev hapsine rağmen pes etmediler. Melih Bulu’yu gönderdiler, yerine gelen ‘yeni’ kayyuma da pabuç bırakmadılar. Boğaziçi’nde mücadele gençliğin faşist baskılara, kimliksizleştirmeye karşı farklı alanlarındaki mücadelesiyle iç içe geçerek bugün de sürüyor.

Gençliğin, “Yaşam sadece nefes alıp vermek değildir” diyen üniversitelilerin barınma hakkı mücadelesi de yıla damgasını vuran gelişmelerden biri oldu. Fahiş ev ve yurt kiralarına karşı günlerce battaniyelerle parklarda yatan gençler, insanca ve onurlu bir yaşam için günlerce eylem yaptı.

*

Kapitalizm doğayı vahşi bir hırsla metalaştırıyor. Meralar kapitalist şirketlere peşkeş çekiliyor. İkizdere’de, Aydın Çine’de, Malatya Doğanyazı’da, Ağrı, Diyadin, Van Gürpınar’da, Trabzon’da, Yatağan’da, Giresun Şebinkarahisar’da, Ayvalık’ta… madencilik, altın arama, HES yapma adı altında doğa yağmalanıyor, köylülerin yaşam alanları çalınıyor. Yerlerinden yurtlarından ediliyor, zehirleniyor, jandarma dipçiğiyle terbiye edilmeye çalışılıyor. Doğa savunucularının mücadelesi de geri adım atmıyor, hayatlarını ve geleceklerini savunuyorlar. Bu yüzden talepleri ve eylemleri kolektif mücadele konularındandır

*

Türkiye’de de hayat 2021’de öyle bir seyretti ki, farklı yataklarda akan mücadelelerin yaşanacak bir dünya özlemi temelinde birbirleriyle buluşmalarının önemi, daha doğrusu birleşik mücadelenin zorunluluğu daha da berraklaştı. Bu sistemi restore etme değil yeni ve farklı bir dünyanın temellerini atma ihtiyacı “Dünyayı istiyoruz, kırıntı değil!” sloganıyla ifade edilir oldu.

Hayatımızın her alanını kuşatmış olan baskı ve sömürü mekanizmalarının bütününü hedefe çakan bir hat çizmeliyiz! Zincirin bütününü yakalayıp, buna bilinçli bir eylem niteliği kazandıran birleşik bir mücadele geleceği de kazanır. İşçi sınıfı başta olmak üzere emekçilerin, kadınların, gençlerin ve doğa savunucularının eylemleri arasındaki yabancılığı kıracak mücadelenin bütün dinamiklerini kucaklayacak ve onları geleceğe yöneltecek olan budur.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar