21. Program: İnsan ve Doğa

21. Program: İnsan ve Doğa

Sosyalizm ve geriye dönüşler konusundaki podcast dizimizin 21. programının konusu insan ve doğa’ydı.

Sanayi atıklarının arıtılmadan boca edildiği Marmara Denizi’nin ölümünü haber veren deniz salyası (müsilaj) felaketiyle bu kez Rize-İkizdere’nin o olağanüstü doğasının AKP döneminde ihya edilen “5’li çete” üyelerinden Cengiz İnşaat’a peşkeş çekilmesinin güncelliğinden hareketle zaten dizi programımızda yer alan konunun konuşulmasını öne çektik. 

Programın konuğu, HalklarınDemokratik Kongresi (HDK) Ekoloji Meclisi ve Polen Ekoloji Kolektifi üyesi Marksist Cemil Aksu’ydu. 

Sohbetin açılışında yazarımız H. Selim Açan, konuğundan, kapitalizmin sistem olarak doğaya ve ekolojik dengeye verdiği zararların genel bir tablosunu çizmesini istedi.

Cemil Aksu konuşmasına ekolojik krizin aynı zamanda bir toplumsal kriz olduğunun ve bu yaklaşımla ele alınması gerektiğinin altını çizerek başladı. Son yıllarda yaşadıklarımız ve konuya giriş bab’ında verilen örneklerin de söz konusu gerçeğin ifadesi olduğuna işaret etti. Özellikle neoliberalizmin bu tahribattaki ivmelendirici rolüne vurgu yaptı. Neoliberal tarım politikalarının tarımı şirketleştirmekle kalmayıp kırsal yaşam alanlarını da ortadan kaldırdığını, kırlardaki doğal kaynakların, yeraltı ve yer üstü zenginliklerinin şehirlere yığılan nüfusun tüketimine sunulmak üzere dizginsizce yağmalandığını belirtti. Kapitalizmin tarihi boyunca yapılan bütün hamleler gibi neoliberalizmin de kâr oranlarını yükseltmek amacıyla emeğe ve doğaya saldırdığını dile getirdi.  Buna karşı dünyanın birçok yöresinde, en başta da Latin Amerika’da yerli halkların ve köylülerin yaşam alanlarını savunmanın yanında suyun metalaşmasına karşı direnişe geçtiklerini vurguladı. 

Kapitalizmin doğayı da metalaştırmasının sonucu olarak çok ciddi boyutlar kazanmış bir iklim kriziyle karşı karşıya olduğumuz gerçeğinin altını çizdi. “İklim önceleri bir sonuçken artık neden haline gelmiş durumda” dedikten sonra son yıllarda giderek daha sık karşılaştığımız orman yangınlarını, kasırgaları, aşırı sıcaklık ve kuraklığı, sel ve taşkınları, depremleri, volkan patlamalarını hatırlattı.

Cemil Aksu bu bölümde sözlerini bağlarken dünyanın ikliminin son 200 yılda istikrarlı biçimde ısınmasıyla kapitalizm arasındaki bağlantıya parmak bastı. Bu ısınmanın 1970 sonrası hızlandığına, bunun da neoliberal birikim modeliyle bağlantısını sergiledi. Bu yıkımın başlıca sonuçlarını özetledi. 

Bu noktada söze giren H. Selim Açan, Cemil Aksu’nun bir yoldaşıyla birlikte hazırladıkları bir sunumda yer verdikleri Dünya Ekonomik Forumu adına hazırlanan bir rapordan bazı bölümleri aktardı. O bölümlerde burjuvazinin sözcülerinin dahi nasıl vahim bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu itiraf etmek zorunda kaldıklarına dikkat çekti.

Sohbetin ikinci başlığını sosyalizmde doğa-insan ilişkisi oluşturdu. Bunun hangi ilkesel yaklaşımlar temelinde nasıl kurulması gerektiğine geçmeden önce Marksist çevrelerin çevre sorunlarına yaklaşımı gündeme geldi.

Ekolojik duyarlılığı esas alan çevreci hareketlerin bu konuda Marksist hareketin teorisine ve pratiğine yönelttikleri eleştirilere dair bilgilendirme bahsinde Cemil Aksu öncelikle konuya ilgisizlik üzerinde durdu. Yeşil Hareket ya da Yeşil Düşünce denilen politik hareketlerin başını çeken ilk isimlerin Sovyetler Birliği gibi bürokratik revizyonist örneklerin yarattığı hayal kırıklığının da etkisiyle eski Marksistler arasından çıktığını hatırlatarak Rudolf Bahro ve Bookchin örneklerini verdi. Bunların da Marksizmin öngörülerinin doğru çıkmadığı, zaten onun öngördüğü türden sınıflar ve proletaryanın da kalmadığı şeklinde tezlerden hareket ettiklerine işaret etti. 

Bunların Marksizme yönelttikleri eleştiriler ele alınırken iki noktanın gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguladı: Birincisi, bunların Marksizm kavrayışlarının sınırlılığı, dahası karikatürize edilmiş bir “Marksizm” kavrayışından hareket ettikleri; ikincisi de bunların insanlığı bugün iklim kriziyle karşı karşıya bırakan kapitalizm üzerine tek bir çözümlemelerinin olmayışı. Bu son noktayla bağlantısı içinde Alman Yeşillerinin tarihsel pratiğinden hareketle pratiklerinin nasıl burjuvaziye hizmet ettiği üzerinde duruldu.

Fakat onların bu konudaki tutum ve yaklaşımlarının tutarsızlığı ve yüzeyselliğinin Marksist hareket olarak bizim bu konuda bıraktığımız boşlukları ve bu konudaki sorumluluklarımızı ortadan kaldırmadığının altı kalınca çizildi. Bu konudaki teorik üretimin ve geçmiş sosyalizm pratiklerine dair araştırmaların hem Türkiye hem de dünya çapındaki yetersizliği sergilendi.

Bu noktada söze giren H. Selim Açan dünyada olduğu gibi Türkiye devrimci hareketi içinde de 1980’lere gelene kadar kadın sorunu ve çevre sorunu gibi sorunlar ve bu temelde gelişen dinamiklerin toplumsal bir devrim sürecindeki önem ve rolleri konusunda nasıl vahim bir kayıtsızlık ve cehalet sergilendiğini hatırlattı. Henüz bütünüyle aşıldığı söylenemeyecek olan bu duyarsızlığın tutarlı bir sosyalist devrimcilik ve proletaryanın öncü misyonunun kavranışı açısından ne denli sığ ve indirgemeci bir yaklaşım olduğuna vurgu yaptı.

Sohbetin son bölümünde ekolojik düşünce ve hareketlerin Marksizme yönelttikleri “eleştirilerin” haksızlıktan da önce nasıl Marksizmle ilgisiz bir Marksizm anlayışına sahip oldukları üzerinde duruldu. 

Konunun önemi ve kapsamı yanında sadece genel bir giriş sayılması gereken insan-doğa ilişkisi konusundaki sohbeti aşağıdaki dijital platform linklerinden dinleyebilirsiniz: 

Spotify

Youtube

Anchor

Google Podcasts

Pocket Casts

RadioPublic

Breaker

(*) Sosyalizm ve geriye dönüşler konusunda 6 Şubat 2021 tarihinde başladığımız ve bugüne kadar 21 bölümü yayınlanan podcast dizimize yaz aylarında ilginin düşeceğine dikkate alarak Eylül ortasına kadar ara veriyoruz. Eylül’de buluşmak üzere…


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar