Balıklar da kaçtı!..

Balıklar da kaçtı!..

Türkiye’ye demokrasinin Avrupa’dan geleceği beklentisi liberallerimizin amentülerinden biridir. Onlara bakılırsa, “Hem rejimin taşlaşmış karakteri hem de toplumsal muhalefet dinamiklerinin zayıflığı, dağınıklığı, örgütsüzlüğü” nedeniyle Türkiye’de demokrasinin iç dinamikleri zayıftır. Aradaki bu açığı AB’nin desteğinin kapatması umulur ve beklenir. Lakin bu destek bir türlü gelmez.

“Uyan da balığa gidelim…” sözü popüler bir takılma biçimidir. Gözünün önünde olup bitenleri kavramakta geç kalanlarla dalga geçmek için kullanılır. Bunlar Perşembenin gelişini ancak Cuma günü farkederler. “Nihayet anlayabildin mi” demek yerine “uyan da balığa gidelim” böyleleri için.

Türkiye’ye demokrasinin Avrupa’dan geleceği beklentisi liberallerimizin amentülerinden biridir. Onlara bakılırsa, “Hem rejimin taşlaşmış karakteri hem de toplumsal muhalefet dinamiklerinin zayıflığı, dağınıklığı, örgütsüzlüğü” nedeniyle Türkiye’de demokrasinin iç dinamikleri zayıftır. Aradaki bu açığı AB’nin desteğinin kapatması umulur ve beklenir.

Lakin bu destek bir türlü gelmez. Çünkü dünyadaki “temel demokrasi dinamiği” olarak görülen AB’nin kendisinde de burjuva demokrasisi erime ve tasfiye sürecindedir. Bu anlamda “kelin melhemi olsa…” gerçekliği vardır ama liberal budalalık bu noktada da hala “uyanmış” değildir.

AKP-MHP Ergenekon blokunun toplumsal desteklerinin zayıfladığı gözle görülür bir gerçek. Tayyip Erdoğan başta olmak üzere rejimin topluma, hatta kendi tabanına dahi “umut verecek” hali yok. Yalan da olsa, tabanını motive edecek bir “gelecek” satamıyor. Bırakalım tabanı, bırakalım milyonların ağzına sahte de olsa bir parmak bal çalmayı… yandaş müteahhitlere dahi eskisi kadar bol kepçe dağıtabilecek kadar bol kaynak kalmadı elinde. Bu yüzden zaten tabanda olduğu gibi tepede de çatlaklar, iç tepişmeler çoğu kez dolaysızca dillendirilen tehdit ve şantajlar havada uçuşuyor.

Ama bu tabii bu faşist iktidar koalisyonunun kendi kendine, hatta bugünden yarına dağılıp yıkılacağı anlamına gelmiyor. Sınıf mücadelesinin temel yasalarından biridir: Vurmazsan yıkılmaz!

Bu noktada yeni bir soru çıkar karşımıza: Kim vuracak?

Liberal budalalar bu işi seçimlere bağlarlar, gözlerini AB ya da ABD’ye dikerler. İlla devrimci olması gerekmeyen ama hem dünyanın hem de onun içinde Türkiye’nin mevcut gerçekliğini nesnel bir yaklaşımla ele alıp yorumlamasını bilen tutarlı demokratlar ise bu vuruşun ancak toplumdan, işçi sınıfı ve emekçi yığınlardan, kadınlardan, doğasına ve geleceğine sahip çıkanlardan, “Aşağı bakmayacağız” kararlılığını kuşanan gençlikten ve tüm bu dinamiklerin olabildiğince birleşik mücadelesinden geleceğini bilerek bütün dikkatlerini, bütün güç ve enerjilerini aşağıdan gelecek bu dalganın örgütlenmesine, gelişini hızlandırmaya verirler.

İç ve dış politikada, ekonomiden siyasete her alanda ciddi bir tıkanma ve sıkışma yaşayan rejimin son 72 saat içinde nasıl saldırgan hamleler yaptığının şaşkınlığını yaşıyor birçok insan. “Nereden çıktı bu darbe içinde darbe”, “bunlar neye güveniyorlar” soruları dolanıyor zihinlerde ve sosyal medyada.

Şaşkınlığın bu kadar büyük olmasının iki nedeni var: Bunlardan birincisi, CHP yönetimi başta olmak üzere reformist mecalsizliğin dibine vurmuş kimi “sol” çevreler tarafından da uzun süredir pompalanan “gittiler, gidiyorlar” beklentisinin tam tersi bir manzarayla karşılaşmış olmak!

İkinci neden ise, tam da Biden’dan ve AB’den yeni baskılar geleceği ham hayali içinde olmak! Biden Tayyip’i hala aramadı diye zevkten dört köşe kronometre tutuluyor. Avrupa Birliği’nin Mart sonunda yapılacak olan Liderler Zirvesi’nden kesin yeni yaptırım kararlarının geleceği rüyası görülüyordu. “Tayyip Aralık Zirvesi’ni atlatmıştı ama onu soluksuz bırakıp demokratikleşmeye zorlayacak yaptırım kararlarının bu zirveden çıkacağı kesindi!”

Ama o da ne, demokratikleşme şurada dursun, yerli ve milli Führer gerici mutlak iktidar yönelimi doğrultusunda vites büyüttü. Ekonomi ağır bir kriz içindeyken, döviz ihtiyacı zirve yapmışken bu iktidar neyine güvendi ya da kimlere güvendi de bu kadar gözü kara hamleler yapabildi?

“Şeytan ayrıntıda gizlidi” derler ya, internet sitelerinde muhtemelen çoğumuzun gözünden bir haber var: Tayyip Erdoğan AB Konseyi Başkanı Charles Mitchel ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile önceki gün bir video konferans yapmış. Bizim sazan liberallerin umut bağladıkları “demokratikleşme baskısı”nın adı bile geçmemiş görüşmede. Doğu Akdeniz’deki durum ile Suriyeli sığınmacılar ve Libya üzerine konuşulmuş!.. “Türkiye ile AB arasında daha pozitif bir gündem oluşturmak ve bu doğrultudaki adımların hızlandırılması kararı” alınmış. “Yaptırım kararı” çıkması beklenen 25-26 Mart tarihlerinde yapılacak AB Liderler Zirvesi’nden sonra AB yetkililerinin Türkiye’ye bir ziyaret düzenlemesi üzerine konuşulmuş.

Uzun sözün kısası AB’den demokratikleşme baskısı bekleyen bizim liberaller uyanana kadar balıklar da kaçmış!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar