Belarus sınırında insanlık ölüyor…

Belarus sınırında insanlık ölüyor…

Avrupa Birliği, Belarus’ta günlerdir süren insanlık dramını sessizce izlerken, açlık ve soğuktan ölenlerin sayısı artıyor. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu binlerce mülteci, üç ülkenin siyasi silahı olarak kullanılıyor.

Serda Demir / Jiyan Elma

Yaz aylarından bu yana Belarus ile Avrupa Birliği üyesi Polonya sınırı arasında ağır bir insanlık dramı yaşanıyor. Güney ve Rojava Kürdistanı’ndan binlerce mülteci, başta Almanya olmak üzere batı Avrupa ülkelerine geçmek için soluğu Polonya sınırında alıyor. Ancak aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu binlerce mülteci, AB’nin desteğiyle Polonya sınırlarını kapatması sonucu hava sıcaklığının geceleri sıfır dereceye düştüğü bölgede mahsur kalmış durumda. Belarus’un Grodno şehrindeki Bruzgi sınır noktasını geçtikten sonra Polonya sınırında bataklık ve ormanlık alanda hayatta kalmaya çalışan mültecileri dünya izlemekle yetiniyor. 

Üç liderin hesapları…

Almanya’nın yüksek tirajlı gazetelerinden Bild ise bu insanlık dramının arkasında Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko ve Rus Devlet Başkanı Vlademir Putin’in yanı sıra Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bulunduğuna dikkat çekmişti. Yine her üç liderin, mültecileri, AB’nin yaptırımlarına karşı silah olarak kullandığı belirtilerek, mültecilerin hava yoluyla Moskova, İstanbul, Antalya, Hewlêr ve Şam’dan Minsk’e taşındığı öne sürülmüştü.

Basın engelleniyor

Basın ve sosyal yardım derneklerinin alana girişleri engellenirken, sağlıklı bir bilgi akışı ise devletlerin sansürüne takılıyor. Biz de bölgede mülteci dayanışma çalışmaları yürüten aktivist Kasia Wojtulewicz ve mültecilerin yaşam mücadelesi verdiği sınır hattında bulunan gazeteci Szymon Opryszek ile son durumu konuştuk.

Çoğunluğu Kürtler

Polonya-Belarus sınırındaki insani krizi Polonya’daki Oko.press dergisi için takip eden serbest gazeteci Szymon Opryszek, birkaç hafta önce İstanbul’dan Minsk ve Grodno üzerinden Belarus-Polonya sınırına giden göçmen yolunu izlediğini, Afganlar, Iraklılar veya Suriyeliler için geziler düzenleyen kaçakçılarla tanıştığını, Belarus rejiminin de yasadışı göçe karıştığını aktardı. 

Ölümler gizleniyor

Mültecilerin çoğunluk olarak Irak’tan gelen Kürtler olduğunu bunun yanı sıra Afganlar, Suriyeliler ve Kongolularla da karşılaştığını dile getiren Opryszek, yaşanan ölümlere ilişkin ise sayının açıklanandan fazla olduğunun altını çiziyor ve ekliyor: “Açıklananlar dışında herhangi bir ölümden haberim yok. Göçmenlerle yaptığım konuşmalardan, ormanda birçok ceset olabileceğini biliyorum. Muhtemelen asla istatistiklere dahil edilmeyecekler. Basında gösterilen sayıların gerçeği yansıtmadığını biliyorum ancak benim elimde de net bir veri yok.”

Mülteciler silah olarak kullanıyor

Belarus ve Polonya’nın göç sorununu çözme derdinde olmadığını dile getiren Opryszek, “Belarus, komşu ülkelerin sınırlarını istikrarsızlaştırma fikrinde olduğu için göç sorununu çözme niyetinde değil. Belarus hükümeti, göçmenleri kendi amaçları için Avrupa Birliği’ne karşı bir silah olarak kullanıyor. Sağcı Polonya hükümeti de şu ana kadar sorunu çözmek için çok az şey yaptı. Politikacılar ‘sınırları savunmaya’ odaklanmış durumda. Savaşın dilini, çatışmanın dilini kullanıyorlar ve göçmenlere düşman muamelesi yapıyorlar. Bu karmaşık bir siyasi konudur ve en büyük kaybedenler, çoğu durumda yaşamlarına yönelik tehditler, istikrarsız durum veya işsizlik nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan göçmenlerdir” dedi.

Sivil toplum kuruluşları yok

Polonya’da gazeteciler ve aktivistlerin hükümete çok baskı yaptığını ancak bu baskının sonuçsuz kaldığını da belirten Opryszek, “Sorun şu ki, hükümet sınır boyunca gazetecilerin, aktivistlerin ve doktorların girmesine izin verilmeyen özel bir bölge oluşturmuştur. Sınırın yakınında sakinler, eylemciler ve sağlık görevlilerinin desteğiyle yardım organize ediliyor, yiyecek ve su sağlanıyor. Belarus’ta yardım eden pek çok insanla tanışmadım. Bana göre bu, rejimden ve polisten duyulan korkudan kaynaklanıyor. Ayrıca çoğu Lukashenko tarafından kapatıldığı için sivil toplum kuruluşları da yok. Sınırdaki olayları haber yapmaya çalışan sadece bir avuç bağımsız gazeteci var” diye konuştu.

Büyük bir insani kriz var

Belarus’ta haber takibi yaparken sınır muhafızları tarafından birkaç kez tutuklandığını belirten Opryszek, gazetecilerin de tehdit altında olduğuna dikkat çekti. Büyük bir insani krizle karşı karşıya kaldıklarının altını çizen Oyryszek, sözlerine şöyle devam etti: “Bir çözüm görmüyorum. En kötüsünden korkuyorum. Kış geliyor, gece sıcaklıkları düşüyor. Şu anda Belarus’ta 5-8 bin kadar göçmen olabilir. Çoğu sınıra yakın kamplarda yaşıyor. Bence Avrupa Birliği ve NATO’nun müdahalesi olmadan büyük bir insani felaket gelecektir.”

Sınırı geçmek imkansız

Mültecilere çağrıda bulunan Oyryszek, “Bu vesileyle Belarus üzerinden Almanya’ya veya Avrupa ülkelerine seyahat etmeyi planlayan tüm Kürtlere de hitap etmek istiyorum. Kaçakçıların söylediğinin aksine kolay bir yol değil. Orman çok tehlikeli, çok polis var, sıcaklıklar çok düşük. Beş altı gün aç ve susuz yaşamak zorunda kalan ve polis tarafından saldırganlıkla karşılanan insanlarla tanıştım. Sınırın Polonya tarafında binlerce asker var. Sınırı geçmek neredeyse imkansız. Bu riski almayın’’ dedi.

Cenazeler başka ülke sınırlarına atılıyor

Mültecilerle dayanışma çalışmalarında gönüllü faaliyet yürüten Kasia Wojtulewicz, insanların koşullarının insanlık dışı olduğunu söyledi. Alana girmelerinin engellendiğini dile getiren Polonyalı aktivist Wojtulewicz, “Medyanın verdiği resmi sayılardan daha fazla ceset olduğunu biliyoruz” diyerek, ölen göçmenlerin sınır ötesine taşındığını çünkü hiçbir ülkenin onları istemediğini belirtti. 

Açlık ve soğuk öldürüyor

Wojtulewicz, ölümlerin nedenin başta açlık ve soğuktan, aynı zamanda da mültecilere yönelik uygulanan insanlık dışı muamele olduğuna dikkat çekti. Wojtulewicz, basında yaratılan algıya da dikkat çekerek şunları kaydetti:

Televizyon programları sürekli sağlıklı, genç erkek mültecileri gösteriyor ama benim gördüklerimin çoğu hasta ve kolluk güçleri tarafından aşağılanmış ve ırkçı muamele görmüş insanlardı. Bu çok korkunç bir deneyim.

Bölge halkı izliyor

Polonya ve Belarus halkının toplumsal olaylar karşısında ses çıkaramaz hale geldiğine değinen Wojtulewicz, mevcut durumun Alman Nazi kamplarından çok da farksız olmadığını dile getirdi. Belarusluların sınırda neler olup bittiğinin farkında olmadığını ifade eden Wojtulewicz, “Belarus’ta bir abim var, ondan alıyorum haberleri. Belaruslu aktivistler ya hapisteler ya da yurtdışında” dedi. Polonya’da da durumun farksız olduğunu kaydeden Wojtulewicz, “Burada da toplum çok bölünmüş bir durumda, hatta birbirimize karşı saldırgan hale geldik. Yani yalnızca mülteciler konusunda değil, genel anlamda. Örgütler hükümete baskı yapmaya çalışsa da, hiçbir adım atılmıyor. Tabii toplumsal baskının çok küçük olduğunu da söylemem gerekiyor. İktidarda olan PiS partisine (Hukuk ve Adalet) karşı çok eylemler gerçekleştiriliyor. Mülteci konusunda da protestolar var, ancak Polonya halkı yeterince ilgi göstermiyor” dedi.

Nazi kamplarından farksız

Milliyetçiliğin çok derin olduğunun altını çizen Wojtulewicz, “Başka kültürler ve ırklar hakkında eğitimsizler, bundan dolayı yabancı düşmanlığı çok. Ve ülkeyi yabancılara karşı koruduklarını düşünüyorlar. Sadece bir tane belediye var, Michalowo, oranın belediye başkanı ve diğer yetkililer mültecilere yardımcı oluyorlar ve vatandaşlarına iyi örnekler. Diğer belediyeler bu meseleyi görmemezlikten geliyorlar. Bu yüzden yerel halktan mültecileri polise ihbar eden çok insan var. Bunun mülteciler için hayati bir tehlike olduğunun farkında değiller. Mültecilerin ormandaki durumunu Nazi kamplarıyla kıyaslayabiliriz” diye vurguladı.

İnsan hayatının değeri unutuldu

Gönüllü olarak çalışan kişi sayısının çok az olduğunun altını çizen Wojtulewicz, “Çoğu insan geride durup izliyor. İnsan hayatının sınırları/duvarları aşan bir değeri olduğunu unuttuk. Dünyanın bugünkü hali ve her sonucun zengin ülkelerden kaynaklandığına inanıyorum. Ülkemden 2 milyon insan göç etti, ama kimse onları soğukta susuz bırakmadı. Bir Polonyalı örgüt yardım etmeye çalışıyor ama yardımların çoğu iyiniyetli insanların çabalarından oluşuyor. Resmi olarak yardımlar sınırlara gitmiyor, çünkü özel bir bölge ilan edildi. Tıbbi yardım ve basının girişi yasaklanıyor” diye belirtti.

Yıkımdan hoşgörü kurtarır

Tıbbi yardımların dahi engellendiğini söyleyen Wojtulewicz, sözlerini şöyle noktaladı:

Tıbbi yardım için haftalardır bölgeye giriş izni isteniyor ancak hala bir karar çıkmadı. Eğer kısa zamanda sınıra yardım sağlanmazsa, çok kötü sonuçlar doğar. Kış geliyor, ki Aralık ve Ocak ayları -15, -20 dereceye kadar düşebiliyor. Yani o durumda ormanda bir gece bile hayatta kalma durumu olmaz. Bence hoşgörü ve bilgi sadece sınırlarımızı değil, uzun vadede tüm dünyayı yıkımdan kurtarabilir. Pek çok sorunu hemen çözemeyeceğiz, Polonya ve Belarus sınırında nelere muktedir olduğumuzu ve insanlık olarak ne kadar dar görüşlü olduğumuzu gördük. Gelecek nesillere örnek teşkil etmek için yeni tutumlar geliştiriyoruz. Herkes neyi hedeflediğini iyi düşünmeli, çözüm bulmaya odaklanmalıyız.

IOM ve UNHCR: Derhal bu duruma son verin

Açlık ve soğuktan dolayı ölümlerin arttığı sınır hattında mültecilere dair 9 Kasım’da yazılı açıklama yapan Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Birleşmiş Milletler Mülteci Bürosu (UNHCR), devletlere, daha fazla ölüm meydana gelmeden, mültecilerin insani muamelenin temel öncelik olarak belirlenmesinin zorunluluğunu hatırlattı. İki örgüt, göçmen ve mültecilerin siyasi amaçlara ulaşmak için araç haline getirilmesinin, içler acısı ve kabul edilemez olduğunu belirterek, “Bunun ciddi insani sonuçları vardır. Derhal bunu durdurun” çağrısında bulundu.

KNK’den AB’ye çağrı

Federe Kürdistan Bölgesel Yönetim Parlamentosu ve Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) sınırdaki mültecilerin durumuna ilişkin Polonya’ya gideceğini duyurdu. KNK’den yapılan açıklamada, AB yetkililerinin, Erdoğan, Alexander Lukaşenko ve Vladimir Putin’i, mültecileri AB’ye karşı siyasi bir araç olarak kullanmakla suçladığına dikkat çekilerek, “AB ülkelerine yönelik niyetleri ne olursa olsun, Belarus ve Polonya makamlarının mültecilere yönelik muamelesi insanlık için, mültecilerin yaşamları için büyük bir trajedidir. Bu muamele hiçbir şekilde kabul edilemez. Tüm AB ülkelerini ve vicdan sahiplerini bu insanlık dışı uygulamalar karşısında sessiz kalmamaya ve bu mülteciler için bir çözüm bulmaya çağırıyoruz” denildi. 

Kürdistan’ın demografisiyle oynanıyor

Güney Kürdistan’da demografik yapıyla oynandığını ve bunun baş sorumlusunun da Türkiye olduğunu belirten KNK, “Son yıllarda Türk devletinin mülteci meselesini AB ülkelerine karşı bir kart olarak nasıl kullandığını gördük. Erdoğan’ın ve Türk devletinin amacı Kürdistan halkını topraklarından koparmak ve Kürdistan demografisini değiştirmek. Erdoğan bu şekilde kendi kontrolünde olan grupları Kürdistan Bölgesi’ne yerleştirmeyi hedefliyor. Bu strateji Kürdistan için büyük bir tehlikedir” ifadelerini kullandı.

Yeni Özgür Politika


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar