Bellek olmadan yaşanamaz

Bellek olmadan yaşanamaz

Herodot’un dünyasında belleğin handiyse tek emanetçisi insandır. Dolayısıyla hatırlanmakta olan şeye erişmek için insana ulaşmak, eğer bizden uzakta oturuyorsa ayağına kadar gitmek, yollara düşmek, bir araya geldiğimizdeyse beraberce bir yere oturup bize diyeceklerini dinlemek gerekir; dinlemek, hatırlamak, belki de notlar almak gerekir. Röportaj işi böyle başlar, böyle bir durumdan doğar.

Herodot, kitabına genel olarak onu niye yazdığını açıkladığı bir cümleden başlar:

Bu, Halikarnassos’lu Herodot’un kamuya sunduğu bir araştırmadır. İnsanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın ve gerek Yunanlar’ın gerekse Barbarlar’ın meydana getirdikleri harikalar bir gün adsız kalmasın, tek amacı budur; bir de bunlar birbirleriyle neden dövüşürlerdi diye merakta kalınmasın.

Bellek olmadan yaşanamaz, insanı alıp hayvanların dünyasının üzerine o çıkarır, insan ruhunun kaidesini oluşturur oluşturmasına da, aynı zamanda öyle de bir yanıltıcı, öylesine anlaşılmaz ve haindir ki. İnsanın kendine böylesine emin olmamasına işte bu yol açar. Bir dakika, şey olduydu… Hadi hatırla, ne zaman olduydu? Hani şey de vardı… Hadi hatırla, kimdi o? Bilmiyoruz ve bu ‘bilmiyoruz’un ardında bilgisizliğin -bilmemenin, yani demek ki var olamanın- coğrafyasıdır serilip giden.

Çağdaş insan, belleğinin üzerine titremez, çünkü depolanmış bir bellekle çevrili halde yaşamaktadır. Her şey -ansiklopediler, ders kitapları, sözlükler, özetler- bir el uzatımı mesafesindedir. Kütüphaneler ve müzeler, sahaflar ve arşivler. Ses ve film bantları, internet evlerde, dükkanlarda, bodrumlarında ve çatı katlarında saklanan sözcüklerin, seslerin ve resimlerin sonu gelmez rezervleri. Çocuksa eğer, okulda öğretmeni her bir şeyi söyleyecektir ona. Üniversitede öğrenciyse profesöründen öğrenecektir.

Bu kurumlardan, cihaz ve teknolojilerden hiçbiri ya da handiyse hiçbiri Heredot’un zamanında yoktu. İnsan, belleğinin saklayabilmeş olduğu ne kadar ise anca ve anca o kadarını biliyordu. Kurumlar, seçilmişler papirüs rulolarına ve kil tabletlere yazmayı öğrenmeye başlamışlardı. Ama ya geri kalanlar? Kültürle uğraşmak hep aristokratların ilgi alanı olmuştu. Bu ilkelerden ayrıldığı her yerde kültür yok olur.

Herodot’un dünyasında belleğin handiyse tek emanetçisi insandır. Dolayısıyla hatırlanmakta olan şeye erişmek için insana ulaşmak, eğer bizden uzakta oturuyorsa ayağına kadar gitmek, yollara düşmek, bir araya geldiğimizdeyse beraberce bir yere oturup bize diyeceklerini dinlemek gerekir; dinlemek, hatırlamak, belki de notlar almak gerekir. Röportaj işi böyle başlar, böyle bir durumdan doğar.

Yani Herodot dünyayı gezer, insanlarla buluşur ve anlattıklarını dinler. Ona kim olduklarını söyler, hikayelerini anlatırlar. Ama kim olduklarını, nereden geldiklerini nereden bilmektedirler? Bu soruya başkalarından, özellikle de kendi atalarından işittikleri yanıtı verirler. Şimdi onların da başkalarına yaptığı gibi, bir zaman bilgilerini onlara aktarmış olanlardan öğrendiklerini söylerler. Bu bilgi çeşitli öyküler biçimindedir. İnsanlar bir ateşin başında oturup bunları anlatırlar. Bu sonradan efsaneler ve mitler diye adlandırılacaktır, ama şimdilik bunları anlatanlar ya da dinleyenler en kutsal gerçeğin, en gerçek gerçekliğin bu olduğuna inanmaktadırlar.

Herodot’tan yaşlı olan Heraklitos, ateşin bütün varlığın en başı en ilk maddesi olduğunu düşünmüştür: Her şey, der, ateş gibi sürekli hareket içindedir, her şey yeniden tutuşmak için söner. Her şey akar, akarken değişime uğrar. Bellekle de aynısıdır. Resimlerin bazıları söner yerlerine yenileri gelir. Sadece bu yeniler öncekilerle aynı değildirler, başkadırlar -aynı nehirde iki kez yıkanılmayacağı gibi, bir yeni resim de tamamen öncekinin aynısı olamaz.

Herodot, işte bu geri dönüşsüz gelip geçicilik yasasını mükemmelen anlamakta ve insanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın diye onun yıkıcı doğasına karşı çıkmak istemektedir.

[Herodot’la Yolculuklar, Ryszard Kapuscinski]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar