“Bilimsel” ırkçılığın amaçları

“Bilimsel” ırkçılığın amaçları

Ellerinde güç olsun yahut olmasın, yeryüzündeki neredeyse bütün topluluklar buna benzer aşağılayıcı söylemler üretmiş, bir Öteki inşa ederek kendi doğrularını dayatmaya çalışmıştır. Siyahları kullanabiliriz; evet büyükbaş hayvana çok benzemiyorlar fakat insan da sayılmazlar.

Irkçılık bugün hâlâ bir meseledir. Bu ülkede bir “Öteki” olarak yaşamak bir meseledir. Ve can sıkıcı gerçek şu ki bunlar büyük olasılıkla mesele olmaya devam edecek. İnsan topluluklarının yalnızca başkalarının iyiliği için kendi ayrıcalıklarından vazgeçtiğine pek tanık olmayız. Dolayısıyla, beyazlık dinine mensup olanların bu dinden çıkmalarını sağlayabilecek tek şey bu dine mensup olmanın getirdiği ayrıcalıkların göze alınamayacak kadar yüksek bedelli birer lüks hâline gelmesidir. Amerikan tarihinde buna benzer durumlara tanık olduk. Yıllarca uzayıp giden bir iç savaş beyazları siyahların kendileriyle aynı cephede ölmeye uygun oldukları sonucuna varmaya zorlamıştı. Sovyetler Birliği’yle yaşanan Soğuk Savaş, Jim Crow yasalarının hüküm sürdüğü Güneyi küresel bir utanç kaynağı ve düşmanların propaganda malzemesi hâline getirmişti. Ve George W. Bush’un başkanlık döneminde bir taraftan iki cephede birden devam eden savaş belası, bir taraftan dibe vurmuş olan ekonomi, bir taraftan da Katrina Kasırgası’nın ardından federal hükümetin süreci yönetmekteki büyük başarısızlığı Amerika’da ilk kez bir siyahın başkan seçilmesine yol açmıştı. Bu durumların herbirinde içimizde bir umut ışığı, ülkenin bir şekilde tarihi alt ettiğine ilişkin bir duygu belirmişti. Fakat her defasında bu umut ışığı sönüp gitti.

Siyasetin değilse bile bilimin, Ötekini kontrol altında tutma gerekliliğini belgelemek adına ne kadar ileri gidebildiğini anlamak için Güneyli hekim ve köle sahibi Samuel Cartwright’ın öjenik çalışmalarını okumamız yeterli.

Cartwright “Zenci Irkta Görülen Hastalıklar ve Bu Irkın Kendine Has Fiziksel Özellikleri Üzerine Bir Rapor” (1851) başlıklı yazısında şöyle diyor:

Değişmez fizyolojik yasalara göre, kaideyi bozmayan birkaç istisna dışında bütün zencilerin zihinsel melekeleri ancak beyazların otoritesi altında ahlak bilgisi edinmelerini, dinî yahut başka türlü bir eğitimden yeterli ölçüde faydalanmalarını sağlayacak kadar canlandırılabilir. […] Zenciler doğaları gereği tembel oldukları için dışarıdan bir zorlama olmadıkça hayatlarını pinekleyerek geçirir, hep hareketsiz kaldıkları için de ciğerlerini tam doldurmaz, ağır ağır nefes alıp verirler. Beyinlerinde dolaşan siyah kanı zihinlerini cehalete, batıl inanca ve barbarlığa mahkûm eder; medeniyetten, ahlaki değerlerden ve dinî hakikatten bihaber yaşar giderler.” Dr. Cartwright yazısında iki hastalığa işaret ediyordu: Bu hastalıklardan ilkine “drapetomania” adını vermişti. Cartwright’a göre “kölelerin kaçmalarına neden olan hastalık” işte buydu. Cartwright’ın zencilerde teşhis ettiği bir başka hastalık ise “dysaesthesia aethiopica” idi. Bir tür zihin uyuşukluğu diye tanımlanan bu hastalık yüzünden zenciler hep “yarı uykuda” gibiydiler (hastalığın köle sahipleri arasındaki yaygın adı ise “sersemlik”ti). Bunları okuyunca insan sormadan edemiyor: Köleler böylesine başa bela, sırta yük idiyseler niçin bu kadar hevesle alınıp satıldılar? Neyse ki köleliğin ne işe yaradığını bir noktada öğreniyoruz: “Köleleri [zorla] çalıştırmanın öncelikle kölelerin kendilerine çok faydası var. Dahası çalıştırılmadıkları takdirde boşa gidecek işgücüyle pamuk, şeker, pirinç ve tütün üretilebiliyor ve işlenen bu ürünlerden tüm dünya faydalanıyor. Sonuçta iki taraf da bu işten kazançlı çıkıyor -köle de, sahibi de.

Bu görüşler sıradan bir insanın görüşleri değil; bunlar New Orleans Tıp ve Cerrahi Dergisi’nde yayımlanmış bir makalede ortaya atılmış görüşler.

Ve bunlardan çıkan ana fikir şu: Siyahları kullanabiliriz; evet büyükbaş hayvana çok benzemiyorlar fakat insan da sayılmazlar.

Ellerinde güç olsun yahut olmasın, yeryüzündeki neredeyse bütün topluluklar buna benzer aşağılayıcı söylemler üretmiş, bir Öteki inşa ederek kendi doğrularını dayatmaya çalışmıştır.

Bilimsel ırkçılığın amaçlarından biri kişinin kendini tanımlayabilmesine yarayacak bir yabancı saptamaktır. Ayrıca kişi, bilimsel ırkçılık sayesinde Ötekileştirilenin sınıflandırılmış farklılığını aşağılamadan kendi farklılığını koruyabilir, hatta bu farklılığın sunduğu avantajların keyfini sürebilir.

[Ötekilerin Kökeni / Toni Morrison]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar