Boğaziçi toplumun üzerindeki kelepçeyi tek başına söküp atamaz, dayanışmayı büyütelim!

Boğaziçi toplumun üzerindeki kelepçeyi tek başına söküp atamaz, dayanışmayı büyütelim!

Gezi’nin bıraktığı dayanışmacı mirası bir adım ileriye taşıyarak toplumsal mücadelenin önünde yeni bir hat açan Boğaziçi direnişiyle ilişkilenen tüm ilerici, devrimci güçlerin sorumluluğu, bu direnişe hiçbir kalıbı dayatmadan, öğrencilerin omuzlarındaki yükü alarak işçi emekçi kitlelerin talepleriyle, Boğaziçi direnişinin taleplerini birleştirip eylemli tepkiyi sınıfsal eksende büyütmek olmalıdır.

Serhat Tuna

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim üyelerinin kayyum rektöre karşı demokratik-özerk üniversite mücadelesi bir aydan fazla bir süreci geride bıraktı. Her türlü baskı, tehdit, devlet terörü, gözaltı, işkence ve tutuklamaya karşın direniş canlılığından bir şey kaybetmediği gibi yaratıcı biçim ve yöntemlerle toplumsal tabanını genişleterek devam ediyor. 

Direnişi itibarsızlaştırmak için faşist iktidar koalisyonunun bileşenleri binbir takla attı. Fakat tutmadı. Kaldırdıkları taşı ayaklarına düşürdüler. İçişleri Bakanlığı’nın kendi açıklamasıyla Boğaziçi eylemlerinde 4 Ocak-4 Şubat arasında 38 ilde toplam 528 kişi gözaltına alındı. Bu sayı sonrasında daha da artarken direnişin başından bu yana on kişi tutuklandı. Tutsaklığın bir biçimi olarak onlarca insana ev hapsi ve adli kontrol şartı konuldu.


Tek başına bu rakamlar bile, direnişin yaygınlığı ve toplumsallığı açısından sadece önemli bir veri değil, aynı zamanda direnişi ezmeye dönük her türlü saldırganlığın nasıl geri teptiğinin de bir göstergesidir.

Direnişin talepleri net

Boğaziçi Üniversitesi bileşenlerinin bir kez daha deklare ettikleri talepleri oldukça yalın ve net:

– Başta Melih Bulu olmak üzere tüm kayyumlar derhal istifa etsin.

– Gözaltında, ev hapsinde, tutuklu olan bütün arkadaşlarımız serbest bırakılsın.

– Bir darbe kurumu olan Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) kapatılsın.

– Kampüslerimizi abluka altına alan polis okulu terk etsin.

– LGBTİ+ öğrenciler ve tüm LGBTİ+’ların temel insan hakları ve tüm anayasal hakları tanınsın.

Bu tamamen haklı ve meşru talepler elbette karşılanmayacak istekler değil. Bu taleplerin karşılanmamasında inat edilmesi tamamen rejimin karakteriyle ilgili bir durumdur. Führerci rejime özgü güç merkezileşmesi ve toplumun bütün sosyal, siyasal, kültürel sınırlarının bu merkezileşme üzerinden çiziliyor oluşunda açılacak bir gediğin, iktidarlarının uçuruma yuvarlanmasının önünü açmasından korkuyorlar. Öyle böyle bir korku değil bu. Estirdikleri terör eşliğinde “Boğaziçi’nde taviz verilmemeli” nakaratını tekrarlayıp durmaları bundandır. Bu korkularını büyütelim!

Boğaziçi’nden düşen damla yeni bir dalga yarattı

Boğaziçi’nden düşen damla, özellikle ülkenin batısında kendinden önce işçi sınıfı, kadın hareketi ve ezilen kesimlerin içinde ortaya çıkan kabarmanın etkisinin yarattığı hareketlenmeyi ileriye taşımakla kalmadı yeni bir dalga yarattı.

Birbirini takip edip üst üste binerek gelişen irili ufaklı işçi direnişlerinin içerisinden yükselen “Bir tane kıçı kırık patrondan hesap sormayı beceremeyen devlet gücünü bizde sınayacak öyle mi? Öyle mi Alay Komutanı?” çıkışının oluşturduğu etki, kadın hareketinin en karanlık dönemlerde sokağı aydınlatan eylemlerinin bıraktığı iz, tüm imha politikalarına karşı Kürt halkının pes etmeyen direnişinin yarattığı miras Boğaziçi etrafında örülen direnişle yeni bir düzleme sıçradı. Boğaziçi direnişi faşist iktidar koalisyonu tarafından sürekli bir tarzda körüklenen her türlü yapay saflaşmanın üstüne çıkarak mücadelenin birleşik ve toplumsal bir karakter kazanmasının önünü açtı.

Bugün direnişin nitelik ve kapsamı Boğaziçi sınırlarını aşan bir içerik kazanmıştır. Faşist rejim bütün manevralarına rağmen Boğaziçi direnişinin toplumsal vicdanda yarattığı etki örseleyemedi. Tersine direnişe duyulan sempati arttı. Öyle ki başta özgürlük yoksunluğundan muzdarip olan geniş yığınlar olmak üzere ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ihtiyaçları her geçen gün biraz daha bastırılan herkes, ruhsal olarak kendisini bu direnişin bir parçası olarak görme noktasında.

Bu damlanın yarattığı toplumsal dalgalanmayı büyütmeye ihtiyaç var

Her türlü baskı ve devlet terörüne karşın bir ayı aşkın bir süredir devam eden Boğaziçi direnişinde öğrenciler ve öğretim üyeleri bu zamana kadar kendi üzerlerine düşenleri büyük oranda yerine getiriyor. İyi düşünülmüş taktiklerle eylemlerini sürdürürken, her türlü kirli propagandaya karşı aklı başında açıklama ve tutumlarla direnişlerini devam ettiriyorlar. Gerici ve şovenist histerilerle aralarına net bir sınır çizerek, Gezi direnişinin bıraktığı dayanışmacı mirası bir adım ileriye taşıyarak toplumsal mücadele önünde yeni bir hat açıyorlar.

Bu hatla ilişkilenen tüm ilerici, devrimci güçlerin sorumluluğu, bu direnişe hiçbir kalıbı dayatmadan, öğrencilerin omuzlarındaki yükü alarak işçi emekçi kitlelerin talepleriyle, Boğaziçi direnişinin taleplerini birleştirip eylemli tepkiyi, sınıfsal eksende büyütmek olmalıdır. İşçi sınıfı ve emekçi kitlelerin bütünü açısından özgürlükler sorunundan ekonomik çöküntünün yarattığı bunalıma kadar bıçak kemiği parçalamak üzereyken toplumsal muhalefet güçlerinin yenilgi ruh halini aşmasında Boğaziçi direnişi önemli bir rol oynarken bu direnişin boğulmasına izin vermeyecek bir seferberliğe ihtiyaç var.

Bu direnişin boğulmasına izin vermeyecek en önemli halka, birleşik mücadele zemini üzerinden işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin farklı bölükleri içerisindeki devrimci faaliyeti güçlendirerek korku duvarlarını yaran sokak mücadelesini büyütmek olacaktır.

Uzun süredir işçi sınıfı, emekçi kitleler ve ezilen tüm kesimlerin mücadelesine vurulan kelepçeyi Boğaziçi direnişi tek başına söküp atamaz. Dayanışmayı büyüterek, ezilen yığınların farklı bölükleri içerisindeki devrimci mücadeleyi sıçramalı biçimlerde geliştirmeliyiz.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar