Boğaziçi’nde kayyum rektörün yetkilerini genişletseniz ne çıkar?

Boğaziçi’nde kayyum rektörün yetkilerini genişletseniz ne çıkar?

Başkanlık rejimi denilen faşist devlet-rejim biçiminin üniversitelerde de tahakküm kurması ve varlığını tahkim etmesinin simgesi olan Boğaziçi AKP’nin özel gündemi olmaya devam ediyor. Son kulis bilgileri AKP MYK’da üniversitenin kayyum rektörünün yetkilerinin genişletilmesinin konuşulduğu yönünde

Melih Bulu’nun bir geceyarısı kararnamesiyle Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör olarak atanmasının ardından başlayıp çeşitli biçim ve yöntemlerle süreklileşen direnişin, AKP ve genel olarak faşist iktidar koalisyonunu nasıl rahatsız ettiği gün gibi ortada. İnatçılığı, öğrenciler ve akademisyenlerin yanı sıra geniş toplumsal kesimler nezdinde kazandığı meşruiyetle dikkat çeken, faşist saldırganlığın tüm biçimlerini simgelemesiyle bir aynaya dönüşen direniş, polis saldırısı, gözaltı, tutuklama, provokasyon ve manipülasyonun her biçiminin kullanılmasına rağmen kırılamadı. Kırılmasının o kadar da basit olmadığı anlaşıldığı oranda devreye yeni saldırılar girdi. AKP Merkez Yürütme Kurulu’nun son toplantısından yansıyan kulis bilgileri bu seferki saldırının da üniversitenin yapısını tümden değiştirecek bir hazırlık olduğunu gösteriyor: Kayyum rektöre kesip biçecek yetkiler vermek! Belli ki, istediğini okuldan atacak, istediği akademisyeni uzaklaştıracak, okula rahatça polisi sokacak, öğrenciler hakkında tuttuğu istihbari bilgilerle polisle alenen çalışacak bir rektör tasavvuru bu.  Naci İnci’nin son olarak öğrencilerin ismini tek tek polise bildirip şikayet etmesi bu düzenleme yapılmadan hayata geçirildiğini açıkça gösteriyor. Kısacası Boğaziçi, rektörün polisleştiği bir üniversiteye dönüştürülmeye çalışılacak.

Kısa hatırlatmalar

Boğaziçi Üniversitesi’ni gerek tarihsel anlamı gerekse yüksek rant değeri taşıyan arazisiyle yağmalamak isteyen iktidar bloğu zayıf görüntü vermeyi göze alarak mıymıntı görülen Melih Bulu’yu haber bile vermeden yine bir geceyarısı kararnamesiyle görevden aldı. 6 ay içinde eskiyen Bulu, direnişin yarattığı yönetememe krizi nedeniyle görevden alındı. Yerine geçici olarak yardımcısı Naci İnci getirildi ve o da Bulu’nun neden görevden alındığını bilmenin yaltaklanmasıyla işe, akademinin kadife eldivenlerini çıkararak başlamayı tercih etti. Kararlılığını göstermek için ilk olarak gözüne kestirdiği birkaç akademisyenin işine son verdi. Nitekim göze girdi ve Erdoğan tarafından yeni kayyum rektör olarak atanması kesinleşti.

Fakat Boğaziçi direnişini vareden gerçek dinamikler yerli yerinde durduğu için ne akademisyenler ne de öğrenciler kolay kolay vazgeçmeyeceklerini gösterince daha baştan işi sıkıya alma yoluna gidildi. Son olarak akademik yılın açılışında öğrencilerin hazırlık sınıfındaki öğrencilerle bir araya gelmesi, kayyum rektör İnci’nin koltuğunda oturduğu binaya dövizler asarak tepkilerini dile getirmesi, özel güvenlikçilerin terörüne maruz kalmaları ve İnci’nin aracının önünü kesmeleri iktidarın şalterlerini attırdı. Erdoğan “bunlar terörist” diyerek hedef gösterir göstermez okula polis yığınağı yapıldı ve gözaltına alınan öğrencilerden ikisi tutuklandı.

İpin ucunu kaçırmak istemiyorlar, ama…

Boğaziçi Üniversitesi, yeni akademik yıla bu saldırganlıkla başlarken, tüm toplumsal kesimlerdeki kaynama noktalarını, bu kaynamanın eylemle dile gelmesini baskı ve zorbalıkla önlemeye, ‘ucunu kaçırırsam bir daha yakalayamam’ korkusuyla hareket eden rejimin, sadece tutuklamalarla yetinmeyip üniversitenin yapısı ve işleyişini de değiştirecek düzenlemelere yöneldiği basına yansıyan kulis bilgilerinden anlaşıldı. Boğaziçi Üniversitesi’ni etiyle sütüyle yağmalamak, tarihsel anlamını ideolojik olarak dağıtmak gibi çok yönlü anlamları olan bu saldırganlığın rektörlere olağanüstü yetkiler verilerek devam ettirileceğini öğrendik.  

Korku saldırganlığı körüklüyor

Samsun Vezirköprü’de arazilerine çökülmesine karşı çıkan köylülerinin tutuklanması, atık kağıt işçilerinin tek ekmek kapısı olan işlerine sahip çıkmalarına karşı polis gücüyle gerçekleştirilen operasyon ve tutuklamalar, Tekirdağ’daki Adkoturk ve Bel Karper işçilerine Valilik önünde gerçekleşen saldırı ve daha pek çok örnek; iktidarın krizin derinliği ve saldırganlığın büyüklüğü oranında demlenen en küçük bir toplumsal muhalefete, direniş odağına tahammülü olmadığını gösteriyor. Dahası bunlara karşı korkusu büyük. Gezi korkusunu ayaklandıran Boğaziçi, bu odakların başında geleni.

Başkanlık rejimi denilen faşist devlet-rejim biçiminin üniversitelerde tahakküm kurması ve varlığını tahkim etmesinin simgesi de olan Boğaziçi için şimdi de rektörün yetkilerinin genişletilmeye çalışılması bu açılardan şaşırtıcı değil.

Bu saldırganlığın direnişle püskürtüleceği gerçeğinin de şaşırtıcı olmayacağı gibi…


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar