Bu kadar işkence, bu kadar öldürme boşuna değil!

Bu kadar işkence, bu kadar öldürme boşuna değil!

Hayatlarının başkaları tarafından belirlenmesine karşı çıktıkları için -konu ne olursa olsun- kararlarının arkasında durup savundukları için, bedelini göze aldıkları için ibret-i alem için “cezalandırıldılar”! Eğilmedikleri, boyun eğmedikleri için kırıldılar. Bu kadar işkence, bu kadar öldürme boşuna değil! Egemenler tarihin akışından, kadınların ve ezilenlerin öfkesinden dehşetli korkuyorlar.

Binlerce fotoğraf arasından, gözaltından yeni çıkmış Boğaziçili Mısra Sapan’ın güzelim yüzü çıkıyor ortaya önce. Yara izleri var, sağ gözünün altı mosmor… bir gülümseme yayılıyor dudaklarından bize kadar uzanan; “merak etmeyin, iyiyim ben”, “ayaktayım ve geri durmaya hiç niyetim yok”, “bütün bunları bizi korkutup sindirmek için yapıyorlar, ama nafile!..” der gibi. Tıpkı 6 yıl önce Ankara Gar Katliamı’nın ardından acı içinde ama öfke kesmiş bir kadının çığlık çığlığa haykırışı gibi doğrudan bakışlarıyla söylüyor Mısra da sözünü neredeyse aynı cümlelerle: “Bugün de yarın da daha fazla kavganın içinde olacağız. Değişmeyecek! Bitiremeyeceksiniz! Asla!..

***

Bıçak darbelerine dikiş atmaya çalışan sağlıkçının ellerini ve delik deşik olmuş sırtıyla Aycan Beysülen’i görüyoruz ikinci fotoğrafta. Boşanmak istediği kocası tarafından 44 yerinden bıçaklandı Aycan,13 gün yoğun bakımda yattı, ölümle pençeleşti: “Adım Aycan Beysülen. Şiddet gören kadınlardan sadece biriyim. 44 yerimden bıçaklandığım yetmedi aile tarafından tehdit ediliyorum. BEN ÖLMEK İSTEMİYORUM, ben ve benim gibi olan tüm kadınların sesi olmanızı istiyorum.” diye konuşmuş bu vahşet sonrasında. Şiddet gören kadınların, çerçevesi değişmeyen hayatlarına benziyor onunki de: “Koca” sıfatlı Burak Kıncı sık sık şiddet uygular, kendisi ve çocuklarıyla ilgilenmez. Şiddet ve ilgisizliğin üzerine bir de ihanetle karşılaşan genç kadın boşanmaya karar verir. Koca da boşanmayı sözde kabul eder ama sonra 44 yerinden bıçaklar kadını.

***

Meltem Goncagül ise Aycan kadar “şanslı” değildi. 23 yaşındaki Meltem Goncagül 29 Eylül’de boşanmak istediği eşi İbrahim Goncagül tarafından bir avukatlık bürosunda öldüresiye dövülerek katledildi. İbrahim Goncagül, Meltem’in boşanma kararını “makul” bulmuş ve ayrıntıları konuşmak için avukatının bürosuna gelmişti. Baştan hesap yaparak gelmişti oysa, gencecik kadının canını alacak kadar baştan ayağa ‘erkeklik gururu’ ve kadın düşmanlığıyla doluydu. Bir kadın bir erkeğe ‘yamuk yapabilir miydi?’ Nasıl çıkacaktı bundan sonra insan içine?.. Ne derdi elalem? “Ya benimsin ya kara toprağın” hükmünü yürütmüştü. Sadece 10 gün dayanabildi yoğun bakımdaki hayatta kalma çabasına Meltem, yenildi sonra. İki gün önce kaybettik onu da…

***

Kadına yönelik şiddet, işkence, taciz ve cinayetlerin anatomisi yatıyor burada. Bize “Bu ay şu kadar kadın erkekler tarafından katledildi” diye ulaşan istatistiklerin 10 gün önce, 13 gün önce aramızda olan kanlı canlı tanıkları onlar. Hayatlarının başkaları tarafından belirlenmesine karşı çıktıkları için -konu ne olursa olsun- kararlarının arkasında durup savundukları için, bedelini göze aldıkları için ibret-i alem için “cezalandırıldılar”! Eğilmedikleri, boyun eğmedikleri için kırıldılar.

***

Toplumsal çürüme dokunun en küçük hücrelerine kadar yayılmış durumda. Herkes “payını” alıyor bu dal budak salmış insanlıktan çıkış halinden. Kadınlar, işçiler, işsizler, göçmenler, Kürtler…

Uyuşukluktan, tepkisizlikten, onun yarattığı donma ve yabancılaşma halinden silkinip kendine gelene haddini bildiriyor sistem. Devletiyle, yargısıyla, polisiyle, askeriyle… Erkekler bu makinanın en vahşi ama en işlevli parçaları oluyor genellikle. Kadınlar kapitalist ataerkil sistemin en dibindekiler ve en fazla zarar görenler arasında.

Duyarsızlaşma ve yozlaşma dehlizlerinde yol alış öyle doludizgin ilerliyor ki, zaten altüst olmuş temel değerler müzelik hale geliyor. Sıradanlaşıyor cinayetler, satırla kovalanan kadın, tavla oynayan dört erkekten medet umuyor; ne yardım etmesi ne arka çıkması!.. Kadınlar söz konusu olduğunda kabaran “erkeklik”, tavladan başını kaldırıp yüzüne bile bakmıyor kendilerinden yardım isteyen o çaresiz kadının…

Kapitalist barbarlığın en fazla ezip unufak etmeye çalıştığı bu kadınlar kendi güçlerinin farkına vardıkça güçleniyor ve ölüm dahil bütün bedelleri göze alıyor. Mahşeri bir dünyada, dünyanın her yerinde, eylemleriyle yol açıyor, birbirlerine esin kaynağı oluyorlar.

Bu kadar işkence, bu kadar öldürme boşuna değil!

Egemenler tarihin akışından, kadınların ve ezilenlerin öfkesinden duydukları dehşetli korkuyla onların önünü kesmeye çalışıyorlar.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar