Çocuklarımız özel mülkümüz değil!

Çocuklarımız özel mülkümüz değil!

Özel mülkiyet duygusu aileler tarafından o kadar içselleştirilmiş ki, doğurduğumuz çocuklarımız için bütün kararları verebilme hakkını kendimizde bulabiliyoruz. Onlara hiçbir alternatif tanımıyoruz. Söz hakkının olmadığını daha yürümeye ya da konuşmaya başlar başlamaz hatırlatıyoruz. Her şeyi dikte ediyoruz. Enes hissettiklerini ailesine anlatamadı, anlatabilmiş olsaydı ne olurdu, bunu şimdi hiçbirimiz bilemeyiz…

Zehra Çaldağ

Dinci gericilik, tarikat, cemaatçilik, örümcek beyinlilerin çocuklarını baskı altında yetiştirmeleri ve şeriatın emireri olmaları yönünde eğitmeleri genç çocukların hayatlarını karartarak yok etmektedir.

Kaç gündür Enes’in intiharı konuşuluyor. Enes’in intiharı ne ilk ne de son olacaktır. Çünkü içinde yaşadığımız sistemin en büyük silahı cehaleti dinci gericilikle beslemektir. O kadar çok Enes var ki içinde yaşadığı hezeyanı hiç kimseyle paylaşamayan, paylaşırsa tepkiyle karşılaşacağı endişeyle çıkış yolu bulamayan…

Onları bu kadar endişelendiren şeylerden ilki aile baskısı. Zaten aile baskısı ve korkusu bu kadar büyük olmasaydı mutlaka gerisiyle bir şekilde başa çıkabilecek gücü kendisinde bulabilirdi bu gençler…

Özel mülkiyet duygusu aileler tarafından o kadar içselleştirilmiş ki, doğurduğumuz çocuklarımız için bütün kararları verebilme hakkını kendimizde bulabiliyoruz. Onlara hiçbir alternatif tanımıyoruz. Söz hakkının olmadığını daha yürümeye ya da konuşmaya başlar başlamaz hatırlatıyoruz. Her şeyi dikte ediyoruz. Enes hissettiklerini ailesine anlatamadı, anlatabilmiş olsaydı ne olurdu, bunu şimdi hiçbirimiz bilemeyiz.

Kuran kursu macerası

Mahallemizde Sünni aileler kızlarının başını daha 3-4 yaşındayken kapatırlardı. Ama adı üstünde, “çocuk işte”, yapmak istemediği bir şeye içgüdüsel olarak karşı çıktıklarında bu ailelerin hoşuna elbette gitmiyordu. O nedenle tam da bu yaşlarda dini kurallar öğretilmeye başlanırdı. Daha okula başlamadan başlarında eşarp, ellerinde Kuran caminin yolunu tuttururlardı o el kadar çocuklara.

Komşu çocukları hep beraber Kuran kursuna gider sokaklar boşalır, oynayacak kimse kalmazdı. Bir seferinde, hem sıkıntı hem de meraktan anneme “Ben de gideyim mi” diye sormuştum? O zaman neye kızdığını pek anlamadım ama annem “otur oturduğun yerde yoksa kırarım bacaklarını” diye öyle bir azarladı ki, hiç çıkmadı aklımdan.

Kapitalizmin kutsadığı aile tipolojisi işte böyle bir aile, çünkü böyle aileler olmasa cemaat yurtlarına bu kadar çok çocuk gider mi? Bu kadar çok cemaat evi/yurdu olur mu? Dinci gerici para babalarının saltanat sürebilmeleri, gericiliği yaymaları, müritlerini çoğaltabilmeleri için fiy biti gibi her sokakta, her mahallede, her bölgede durmadan çoğalıyorlar ve çocuklarımızın hayatlarını ya karartıyor ya da yok ediyorlar.

Her yönden kuşatma!

Oğlum başka bir ilde üniversite kazanmıştı. Gittik, kayıt yaptırdık. Kalacak yer arayışına girdik, devlet yurdu pahalı, sorduk birilerine ‘daha uygun yurtlar var mı’ diye. O kadar çok adres verdiler ki biz sadece birkaç tanesine gidebildik, ama içimiz karararak çıktık. Yurda değil sanki camiye giriyorsun! Kapıdan girişte yerlerde halılar, ayakkabılar kapının hemen içinde topluca dizilmiş halde duruyor. Sarıklı biri karşılıyor kapıda sizi “Çok memnun kalacaksınız, fazla bir ücret istemiyoruz, hatta biz yardımcı bile oluyoruz. Burada okumalarımız var. Onlara da katılacak tabii ki çocuğunuz…” Oğlum bana baktı ben ona. “Biz biraz düşünelim” diyerek çıktık. Gidiş o gidiş!..

Tek suç bu cemaatlerde mi? Onlara körü körüne biat eden, neler yaşandığını ya da yaşanacağını bildiği halde çocuklarını bunların eline teslim eden aileler yok mu? Elbette açlık, yoksulluk, işsizlik büyük etken ama çöp toplayıp çocuğunu buralara göndermeyenler de var.

Biz ebeveynler kendimizi çocuklarımızın sahibi olarak görmemeliyiz, göremeyiz! Bir insan dünyaya getiriyoruz, sonrasında onların hayatlarını kendi ideallerimizi devam ettirsin diye tahakküm altına almaya çalışıyoruz, buna hakkımız yok. Biz onların sahibi değiliz. Sadece onlara iyiyi, kötüyü, güzeli, çirkini, haklıyı haksızı, sevgiyi, dürüstlüğü, sormayı, sorgulamayı araştırmayı verebildiğimiz kadarıyla vermeye çalışıp kendi hayatını nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşama hakkının olduğunu öğretmekle yükümlüyüz. Dikte etmeden..


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar