Demiryolu Serserileri

Demiryolu Serserileri

Kitap 1890’ların Amerika’sını anlatmaktadır. O dönem Amerika’da büyük bir kriz yaşanmıştır. Jack London o yıllarda bir hobo yani serseri olmak zorunda (!) kalmıştır. Kitapta bizatihi Jack London’un ağzından hoboların hayatlarını okuyoruz.

Jack London

“Ey siz hayırseverlik tüccarları! Yoksullara gidin ve öğrenin, çünkü sadece yoksullar hayırseverdir. Onlar kendilerine gereksiz olanı vermezler, çünkü fazlası ellerinde yoktur… kendilerinde fazla olan şeyleri verirler ve asla saklamazlar, hatta çoğunlukla kendilerine bile gerekli olan şeyleri insafsızca verirler. Köpeğe atılan kemik hayırseverlik değildir. Hayırseverlik, siz de en az köpek kadar açken onunla paylaştığınız kemiktir.”

Kitap 1890’ların Amerika’sını anlatmaktadır. O dönem Amerika’da büyük bir kriz yaşanmıştır. Jack london o yıllarda bir hobo yani serseri olmak zorunda (!) kalmıştır. Kitapta bizatihi Jack London’un ağzından hoboların hayatlarını okuyoruz.

Yazarın trenlere kaçak binmek için çektiği çileleri, bir kap yemek için söylediği yalanları, dilenmelerini görüyoruz. Hapiste geçirdiği günlere ve yaşadığı zorluklara şahit oluyoruz betimlemeleriyle.

London’un özellikle trende her an baskına uğrayacağına dair korkularını da çok net bir şekilde okuyoruz. Hatta yazar hoboluğu bıraktıktan sonraki yıllarda bile bir aynasız gördüğü zaman tedirgin olmaktadır.

Kitapta Jack London’un, generaly kelly’nin 2 bin kişilik hobo ordusuna katıldığını görüyoruz. kitabın son kısımlarında ise bu orduda yaşadıklarını anlatıyor. bu ordunun yegane amacı 1 mayıs tarihinde washington’a gidip iş ve aş için protestolar yapmaktır.

Orijinal adı “The Road (Yol)” olan “Demiryolu Serserileri” eserinde kahramanımız, beş parasız bir “ipsiz” olarak Sacramento’dan, Ottawa’ya; Oakland’dan Niagara Falls’a Amerika’yı baştan başa kat eder.

Kitap son derece sade ve kolay okunabilir bir üslupla kaleme alınmış dokuz bölümden oluşur. Amerika Birleşik Devletleri’ni bir serserinin gözünden görüp değerlendirmemizi sağlar.

Hikayeler, çoğunlukla kahramanımızın uğradığı şehirler, hapishane ve trenlerde geçer. Kitap boyunca sürekli bir yolculuk halinde olduğumuz hissine kapılırız. “Trene Asılmak” isimli kısımda, kahramanımız, hareket halindeki trende ateşçi, makinist ve fren memurları ile adeta köşe kapmaca oynamaktadır.

London, hikayenin geçtiği dönemi çeşitli yönleriyle eleştirir. Adalet sistemi de onun kaleminden nasibini alır. “Enseleniş” isimli bölümde kahramanımız tutuklanır. Jürisi olmayan bir mahkeme salonunda o ve bütün arkadaşları, kendilerini savunma hakları olmaksızın alelacele, “serserilik” suçu ile yargılanırlar. Kitap dönemin hapishanelerindeki koşulları tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermesi yönüyle de dikkat çekicidir.

Anlatıcı kitabın “Mapushane” isimli kısmında Erie Şehir Hapishanesi’nde başından geçenleri anlatır. Başlangıçta, diğer mahkumlarla birlikte, kanal teknelerinin yükünü boşaltma işini yaparken, sonradan “meydancı” olur. Biyografik bir eser olduğu için, hikayede anlatılanlar, yazarın başından geçen olaylardan yola çıkılarak yazılmıştır. Jack London, serserilik günlerinde yaşadıklarının yazar olarak başarı elde etmesinde etkili olduğunu vurgular. London, “Demiryolu Serserileri”nde bizleri yaşanmışlıklardan ve salt gerçekten ibaret bir dünyada yolculuğa çıkarır. Kesinlikle okunmalıdır.

Dostlukla ve sağlıkla kalın…

Gürbüz Deniz


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar