Dönemin farkına varmak

Dönemin farkına varmak

Sol’un güç toplaması, uzun zamandır yitirdiği devrimci iddia ve özgüveni kazanarak emekçi kitleler üzerinde etkili bir toplumsal-siyasal odak haline gelebilmesi için nesnel koşullar fazlasıyla uygun. Gel gör ki ortada buna uygun bir değişim ve pratik yok!

Türkiye siyasetinde geleneksel politika tarzı ve alışkanlıklarını değişime zorlayan dinamiklerin ritmi hızlandı.  Bunların başında da toplumsallaşmış rejim krizinin ağırlaşmasına paralel olarak özellikle gençler ve emekçi kesimler içinde farklı alternatif arayışlarının yoğunlaşması geliyor. 

AKP tabanında dahi bir çözülme var. Fakat ilginçtir, muhalefetteki burjuva düzen partilerine de aman aman bir yönelim yok. Neredeyse her gün bir yenisi yapılan kamuoyu araştırmalarında  “kararsızlar”ın oranı ana muhalefet konumundaki CHP’ye oy vermeyi düşünenlere yakın. CHP yüzde 19-20 bandını aşamıyor, her geçen gün biraz daha artan kararsızların oranı ise yüzde 17’lere çıkmış durumda. Çıkardığı gürültü cüssesinden büyük soft faşist İYİ  Parti gibileri yüzde 15’i yakalasa öpüp başına koyacak.

Bu tabloda bir anormallik yok aslında. Tam tersine, çok net bir mesaj var. Tabii anlayana, daha doğrusu anlamak isteyene. 

İşsizliğin, pahalılığın, yoksulluğun, adaletsizliğin, özgürlük yoksunluğu ve zorbalığın zulmünden bunalmış işçi ve emekçi yığınlar, Kürtler,  kadınlar, gençler, farklı etnik kökene, inanç ve cinsel tercihe sahip kesimler kendilerine bir çıkış yolu gösterilmesinin arayışı ve beklentisi içindeler. Tayyip Erdoğan ve trolleriyle lâf yarıştıran bir “muhalefet” tarzı ya da kendilerini bunaltan sorunlara nasıl bir çözüm olacağını tasavvur edemedikleri güçlendirilmiş parlamenter sistem- yeni bir anayasa ile sınırlı siyasal projeler onlara fazla bir şey anlatmıyor.

Bu açıdan bakıldığında, sol’un güç toplaması -nedenleri ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte-, uzun zamandır yitirdiği devrimci iddia ve özgüveni kazanarak  emekçi kitleler üzerinde etkili bir toplumsal-siyasal odak haline gelebilmesi için nesnel koşullar fazlasıyla uygun. 

Reformist çevreler dahil genel anlamda sol içinde görebileceğimiz hemen her çevre bu gerçeğin farkındaymış gibi görünüyor. Gel gör ki ortada buna uygun bir değişim ve pratik yok. Çünkü tekkeci küçük grup zihniyeti başta olmak üzere anlayış ve alışkanlıklar fazla değişmiş değil. Burjuvazi ve kapitalizme karşı mücadeleyi esas alıp bütün adımlarını buna göre atmak yerine başkalarıyla rekabeti esas alıp gündelik-göreli ilerlemelerle yetinen bir iddiasızlık ve iktidarsızlık hâlâ etkin. Düşünün ki, devrim ve sosyalizm mücadelesinin ilerletilmesine karınca kararınca katkı kapsamında bugünün çözüm bekleyen teorik-siyasal sorunlarına dair tek bir fikri hatta cümlesi olmayan dün’de kalmış, anı pazarlamacısı bir “solculuk” türü bile yaşam alanı bulabiliyor.

İşçi sınıfının ve Marksist hareketin tarihinde sonuçları yıllarca giderilemeyen yenilgi ve durgunluk dönemleri çok yaşanmıştır. Bunların bazıları ezici sonuçların sonrasında da giderilememesi nedeniyle kalıcılaşıp büsbütün çürüme yönünde evrimleşmiştir. Bir zamanlar Avrupa’nın en güçlü partilerinin başında gelen Fransız Komünist Partisi (FKP) ile İtalyan Komünist Partisi (İKP)’nin tarihsel seyirlerini buna örnek verebiliriz. Fakat kimi yenilgiler de vardır ki, nesnel koşullar ve güç dengelerindeki farklılaşmanın da katkısıyla sonradan gerçekleşen büyük atılımlara esin kaynağı olmuş, bir anlamda o zaferlere giden yolun açılmasını kolaylaştırmıştır. Rusya’da 1905 Devrimi’nin yenilgisiyle 1917 Ekim Devrimi arasındaki ilişkiyi buna örnek verebiliriz.

Türkiye solu -özellikle de onun radikal kesimleri- bu açıdan hâlâ bir kavşakta. Sadece neoliberalizmin dünya çapında sağladığı başarı ya da 1989 çöküşü gibi kendi dışındaki etkenlere bağlanamayacak olan bir sürecin sonunda uğradığı yenilgiden kaynaklanan güç ve irtifa kaybının, marjinalleşmenin, içe kapanmanın beraberinde getirdiği sorun ve alışkanlıkların üstesinden tümüyle gelebilmiş değil. Fakat çemberi yarabilmenin nesnel koşulları geride kalan yıllara kıyasla fazlasıyla olgunlaşmış durumda.

Sadece Türkiye’de değil dünyada da solun etkisizleştiği, emperyalist burjuvazi ve gericiliğin estirdiği rüzgarların güçlü olduğu, işçi sınıfı ve emekçi kitle hareketinin en alt düzeylerde seyrettiği koşullarda tek başına devrimci irade gücüyle bunların üstesinden gelmek belki mümkün değildi. Ama genel havanın ve dengelerin gözle görülür şekilde değiştiği koşullarda bu siniklik ve iddiasızlığın hâlâ sürüyor olması, gündelik küçük ilerlemelerle yetinmekte ısrar problemin artık doğrudan kendimizde aranması gerektiğini gösteriyor.  Çünkü artık iradenin, izlenilen politika ve taktiklerin, politika tarzı ve yöntemlerinin tekrar tayin edici hale geldiği bir evredeyiz.

Bu bağlamda kendisini solda gören örgütler ve bireyler, her şeyden önce geride kalan 20 yıl zarfında  neoliberalizmin ideolojik hegemonyası koşullarında şekillenmiş psikoloji ve alışkanlıklarından bir an önce çıkmak zorundalar. Bunların başında da devrimi örgütleme iddiası ve özgüveninin kaybı vardır. Dahası o devrimci iktidar bilinci kaybını içselleştirmiş olmaktan kaynaklanan ölçü çarpıklıkları ve ufuk darlığı ile hesaplaşılmalıdır. 

Aksi taktirde, emperyalist kapitalizmin yeni  bir sistem krizini ötelemekte zorlandığı tarihsel koşullarda nesnel açıdan olgunlaşmış sıçramalı gelişme şansı ve olanaklarını göz göre göre kaçırmamız işten bile değildir. 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar