Ekim Devrimi: Devrim neden Rusya’da oldu?

Ekim Devrimi: Devrim neden Rusya’da oldu?

1917 Ekim Devrimi, nesnel koşulların kimsenin önceden öngöremeyeceği biçimde olgunlaşmasıyla bu olgunlaşmayı görmekle kalmayıp onu adım adım proleter sosyalist devrim yönünde ilerleten bir önderliğin devrimci iradesi, yaratıcılığı ve cesaretinin tarihte eşine ender rastlanan bir bileşkesini oluşturur.

H. Selim Açan

Bilimsel sosyalizm öğretisinin temellerini atan Marx ve Engels’in, proletarya devriminin öncelikle kapitalizmin geliştiği Avrupa ülkelerinde -üstelik birleşik ya da çok kısa aralıklı ardışık devrimler şeklinde- gerçekleşeceğini öngördükleri bilinir.

Lakin hayat 1917 Ekim’inde “Ah dostum! Kurşunidir aslında teori, oysa yemyeşildir yaşamın altın ağacı” diyen Goethe’yi çağrıştıracak şekilde akar. Proleter devrim, sadece Marx ve Engels’in değil uluslararası sosyalist hareketin onların ölümünden sonra öne çıkan belli başlı bütün isimlerinin hiç beklemedikleri bir ülkede, Çarlık Rusya’sında gerçekleşir.

Marksist hareketin 20. yüzyıldaki en parlak beyinlerinden biri olan Gramsci, Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesinin üzerinden henüz iki ay bile geçmemişken, İtalyan Sosyalist Partisi’nin yayın organı Avanti’nin 24 Aralık 1917 tarihli sayısında yayımlanan Kapital’e Karşı Devrim başlığını koyduğu makalesinde bu sürpriz gelişmeyi “Olaylar ideolojinin üstesinden geldi” şeklinde değerlendirir.

Gramsci’nin kastettiği “olay”, proleter devrimin kimsenin beklemediği Rusya gibi köylülüğün ezici bir çoğunluk oluşturduğu, bu anlamda geri bir tarım ülkesinde gerçekleşmiş olmasıdır. “İdeoloji”den kastettiği ise, muzaffer bir proleter devrimin ilk olarak kapitalizmin, dolayısıyla işçi sınıfının gelişmiş olduğu Batı Avrupa’nın sanayileşmiş ülkelerinde gerçekleşeceği yönündeki Marksist tez ve beklentidir.

Gramsci’ye göre Rusya’daki gelişme, bu Marksist şemayı alt üst etmekle kalmamış, mekanik doğrusal tarih anlayışının -ki II. Enternasyonal zihniyeti bunun en yetkin ifadesidir- beklediği türden “olağan koşullar altındaki muhtemel bir tarihsel düzenliliğin” de dışına çıkmıştır. Bolşevik Devrimi, ona göre, bu anlamda “Karl Marx’ın Kapital’ine karşı bir devrim” özelliğini taşır.[1] Yalnız Gramsci bunu bir kınama ya da eleştiri olarak değil durum tespiti olarak dile getirir.

II. Enternasyonal zihniyetinin günümüze kadar gelen takipçileri de Ekim Devrimi’ni -ve sonrasında onun mantıki devamını oluşturan sosyalizmi inşa yönelimini- “Marksizm’den sapma”, “teoriyle de uyumsuz anakronik bir gelişme”, “tarihin akışını olağan yoldan çıkaran darbeci iradi bir zorlama” vb. olarak tanımlarlar. Bunların “eleştirileri” düşmancadır. Görünüşü ince bir anti-komünizm özelliği taşır.

Sürprizin zeminini savaş hazırladı

Ekim Devrimi’nin hazırlayıcısı Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’dır. Egemen burjuvazilerin dünyanın yeniden paylaşımı amacıyla girişecekleri kanlı bir boğazlaşmanın yol açacağı ekonomik ve toplumsal krizin proleter devrimler için elverişli koşullar yaratacağı Marksistler için beklenen bir durumdu. İkinci Enternasyonal’in 1907 Stuttgart, 1910 Kopenhag ve 1912 Basel kongrelerinde alınan kararlarda bunun altı defalarca çizilmişti.

Gel gör ki daha önce teorik tahlilden hareketle çıkarılan bir sonuç özelliğini taşıyan öngörü somut gerçek halini aldığında, onun devamı olarak dile getirilen devrimci görevler “unutuldu”. “Emperyalist savaşı iç savaşa çevirme, savaşın yaratacağı ekonomik ve toplumsal krizden burjuvazinin egemenliğini ve kapitalizmi yıkmak için yararlanma” yükümlülüğüne sırt çevrildi.

“Rusya sürprizi” işte bu noktadaki farktan kaynaklandı.

Savaş, -Osmanlı hariç- savaşa giren bütün ülkelerde beklendiği gibi işçi sınıfı ve halk kitleleri içinde giderek büyüyen bir tepki birikimine yol açtı. Savaşın patlak verdiği 1914 yılında İkinci Enternasyonal’in anlı şanlı parti ve önderlerini bile peşine takıp sürükleyen milliyetçi histerinin yerini 2 yıl geçmeden ekmek ve şeker başta olmak üzere yiyecek kıtlığına, karne düzenine, çalışma koşullarının kötüleşmesine, askeri sansür ve baskılara, karaborsaya ve vurgunculuğa yönelik kitlesel öfke patlamaları ve grevler aldı. 1916 yaz ayları bu açıdan bir dönüm noktası oldu. Almanya’nın birçok kentine yayılan yiyecek kıtlığını protesto eylemleri Hamburg, Leipzig, Offenbach gibi kentlerde yağmalama eylemlerine dönüştü. Grev yasağına rağmen Fransa, İngiltere ve İskoçya’da grevler patlak verdi.

1917’nin yaz aylarına girildiğinde, emekçi kitlelerin eylemleri yaygınlaşmakla kalmayıp siyasallaşmaya ve militanlaşmaya başladı. Ekmek ve yiyecek kıtlığını protestonun yanında savaşa son verilmesi, siyasal tutsaklara özgürlük ve seçimlerin yapılması gibi siyasal talepler ileri sürülür oldu. İşçi sınıfı içindeki öfke kabarması İtalya’nın Turin kentinde olduğu gibi bazı yerlerde barikat savaşına bile dönüştü.

Rusya’da Ekim Devrimi’nin yolunu açan Şubat Devrimi de bu dalganın bir parçasıydı. Çürümüş Çarlık rejimini deviren Şubat’ın fitilini ekmek ve barış talep eden kadınlar tutuşturdu. Bu, Bolşevikler dahil kimsenin beklemediği, tam anlamıyla kendiliğinden bir devrimdi. Öyle ki, Şubat Devrimi’nden bir hafta önce o sıralar sürgünde yaşadığı İsviçre’de katıldığı bir toplantıda kendisine yöneltilen bir soruya verdiği yanıtta Lenin, kendi kuşağının Rusya’da bir devrimi büyük olasılıkla göremeyeceği ama belki torunlarının görebileceği tahmininde bulunuyordu.

Arkasını Lenin’in önderliğinde Bolşevikler getirdi

Savaşın Rusya’nın emekçi sınıfları içinde biriktirip yoğunlaştırdığı öfkenin ürünü olan Şubat Devrimi ne kadar kendiliğinden bir devrimse, onun yolunu açtığı Ekim Devrimi dantel misali örülen o kadar örgütlü bir devrimdir.

Bu anlamda, 1917 Ekim Devrimi, nesnel koşulların kimsenin önceden öngöremeyeceği biçimde olgunlaşmasıyla bu olgunlaşmayı görmekle kalmayıp onu adım adım proleter sosyalist devrim yönünde ilerleten bir önderliğin devrimci iradesi, yaratıcılığı ve cesaretinin tarihte eşine ender rastlanan bir bileşkesini oluşturur.

Her kim onu bu bileşim bütünlüğü içinde değil de işin sadece nesnel koşullardaki olgunlaşma ya da sadece Lenin’in dehası ve yaratıcılığında cisimleşen öznel yönünü öne çıkararak okursa Ekim Devrimi’ni tek yanlı, dolayısıyla yüzeysel kavrıyor demektir.

Savaşın yarattığı yıkım olmasaydı Lenin bile en fazla dönemin Marksistleri ve Rus devrimci hareketi içinde tanınan, sonrasında da özellikle parti ve emperyalizm konusundaki teorik görüşleriyle hatırlanan isimlerden biri olmanın ötesine geçemez, tarihte bu kadar derin bir iz ve etki bırakamazdı.

Fakat Lenin’de cisimleşen devrimci irade ve cüret olmasaydı bu kez de Şubat Devrimi’ni gerçekleştiren öfke, tarihteki arkası gelmemiş devrimler ya da ikinci emperyalist savaş sonrasının Fransa ve İtalya’sında olduğu gibi kaçırılmış devrim fırsatları olarak heba olup giderdi.

Ekim Devrimi’yle aynı dönemden bir örnek olarak -üstelik çok daha gelişkin, örgütlü ve deneyimli bir proletaryaya sahip olduğu halde- Almanya’da devrimin her ikisi de yenilgiyle sonuçlanan 1919 ve 1923’teki lokal denemelerin ötesine neden geçemediği sorusu da bizi aynı sonuca yani devrime öncülüğün sonucu tayin edici rolüne götürür.[2]

Bu kadarla da kalmaz, bu öncülüğün gerektirdiği vasıflar toplamı/bütünlüğü hakkında da ipuçları sunar.

Lenin farkı

1917 Şubat’ında gerçekleşen demokratik devrimin Ekim Sosyalist Devrimi yönünde ilerletilmesinde Lenin’in tayin edici bir rol oynadığı gerçeği bilinir. Fakat bu rol genellikle, fazla zaman kaybetmeden sosyalist devrim yönünde ilerlenmesi gerekliliğini gündeme getirdiği Nisan Tezleri ile ayaklanmanın vaktinin geldiğinde ısrarlı olduğu Ekim günlerindeki cüretkâr tutumuna indirgenir.

Başka bir anlatımla, Lenin’in Ekim sürecinde oynadığı rol, tayin edici kimi an ve konulardaki müdahalelerinden ibaretmiş gibi bir tablo çizilir ve çoğu zaman bunlar da birbirlerinden koparılarak kompartımanlaştırılır.

Halbuki Lenin’in sadece Ekim sürecinde oynadığı rol değil, öncesi ve sonrasıyla onun yaşamında cisimleşen devrimci önderlik, sınıf mücadelesinin sadece şu ya da yönünde yetkinlikle sınırlı olmayan bir teori-siyaset-örgüt-pratik bütünlüğü taşır. Dediğimiz gibi bu bütünlük kesitlerle de sınırlı değildir. Kendisini sadece devrimin yükseliş dönemlerinde değil, her şeyin ters gittiği geri çekilme ve yenilgi dönemlerinde de gösterir.

Şubat’tan Ekim’e ilerlenen sürecin iniş-çıkışları sırasında da tanık oluruz bu önderlik tarzının etkileyici bütünlüğüne:

Şubat Devrimi’ni duyar duymaz bir an önce Rusya’ya dönmenin yollarını arayıp bulan pörsümemiş bir devrimci refleks biçiminde karşımıza çıkar; Nisan’da bizzat kendisinin formüle ettiği devrim stratejisini körü körüne sürdürmekte ısrarlı bir dogmatik tutuculuğa düşmemekle kalmayıp ona kendi tezleriyle karşı çıkan en yakınındaki yoldaşlarıyla bile kopmayı göze alan teorik önderlik yönü ön plandadır; Temmuz-Ağustos kesitinde partiyi erken bir hesaplaşmaya zorlayan Kerenski hükümetinin kışkırtmalarıyla Kornilov ayaklanması sırasında akılcı bir soğukkanlılıkla hareket eden taktik önderlik ustalığını konuşturur; Ekim günlerinde “Dün erkendi, yarın çok geç olur” netliğiyle hareket eden tarihsel bir devrimci cüret biçimini alır; öncesinde olduğu gibi Ekim günlerinde de ayaklanmanın örgütlenmesinden tutalım şu ya da bu konudaki en ince detaylara dahi kafa yoran yetkin bir pratik devrimci öncülük sergiler; dogmatizmin tutsağı olmayan teorik güven tarihsel perspektif açıklığıyla da birleşerek köylü/toprak sorununun çözümünde olağanüstü bir esnekliğe dönüşür; ve Lenin hep partilidir, her zaman her konuda partiyi de ikna edip ileri itmekte ısrarlı örgütlü bir devrimciliktir.

Bunlardan birini çekip alın ne Lenin Lenin olur ne de Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesi mümkün olurdu. Kitlelerin inisiyatifi ve kendiliğinden hareketin önemini Leninist öncülük anlayışına ve öncü parti düşüncesine karşı çıkacak ölçüde abartan Rosa’nın koşulların basıncıyla iyi hazırlanılmamış bir ayaklanmaya kalkışarak yiğitçe ölüme yürümesiyle Rusya gibi kimsenin ummadığı bir ülkede proleter devrimin başarıya ulaşması işte bu farkın sonucudur.

Proleter devrimin Rusya gibi umulmadık bir ülkede başarıya ulaşması bir bakıma sürprizdir belki ama bu yönden bakıldığında bu sonuç o kadar da şaşırtıcı ve tesadüfi değildir!.. Ekim’e gelene kadar Sovyetler içinde dahi azınlıkta olan Bolşeviklerin proletaryanın yoğunlaştığı bütün sanayi merkezleri yanında geniş köylü kitlelerinin desteğini de birkaç hafta içinde kazanmalarının gerisinde, Şubat sonrası Lenin’in önderliğinde izledikleri dönemsel politika ve taktiklerin netliği ve devrimci karakteri yanında partinin ve Bolşevik kadroların 1905 devriminin deneyimlerini de içeren zengin bir tarihsel deneyim birikimi vardır.

Onun için, Ekim Sosyalist Devrimi’ni, nerede, ne zaman, nasıl olgunlaşacağını kimsenin önceden kesin öngöremeyeceği devrimin nesnel koşullarındaki olgunlaşma ile bu gerçeği herkesten önce ve herkesten daha net bir berraklıkla zamanında görüp daha da hızlandırarak devrim sonucuna götürme cesaretini ve becerisini gösteren bir devrimci önderliğin harikulade buluşması olarak görüp ele almak gerekir.

Dipnotlar:

[1] Gramsci Kitabı/Seçme Yazılar: 1916-1935, sf. 39-44.

[2] 1907 yılında Alman Sosyal Demokrat Parti delegelerinin katılması gereken bir toplantı vardır. Fakat delegeler toplantıya geç kalırlar. Çünkü trene binecekleri istasyonda biletlerini damgalatmaları gereken istasyon görevlisinin gişeyi açmasını beklerler. Bu formaliteyi yerine getirmeden trene binmeyi göze alamamışlardır. İşçi sınıfı ve emekçi yığınlara örnek olup yol göstermesi gereken devrimci öncülerin bile sistemin kurallarına bu denli bağlı olduğu bir ülkede, 1919 Berlin ve 1923 Hamburg ayaklanmalarının genelleşemeyip yalnız bırakılmalarına bu yüzden belki de fazla şaşırmamak gerekir.

sendika.org


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar