‘Ekonominin kitabını yazan’ Erdoğan yine konuştu!

‘Ekonominin kitabını yazan’ Erdoğan yine konuştu!

Türkmenistan dönüşü havuz medya gazetecilerinin pas ettiği soruları yanıtlayan Erdoğan, kendisine atfedilen “Yeni ekonomi modeli”nin yatırım, istihdam, üretim anlamına geldiğini yineledi, dolardaki yükselişi bir kez daha “dış bir elin” komplosu manasına gelen imalarla açıkladı, enflasyon ve hayat pahalılığının sorumluluğunu “ahlaksız stokçulara” yükledi

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkmenistan ziyareti dönüşünde gazetecilerin sorularına yanıtladı. ‘Türk dünyasının birliği’nden Ukrayna-Polonya sınırına sıkıştırılmış göçmenlere; bir zamanlar 15 Temmuz darbe girişiminin finansörü olmakla suçladıkları ve tüm ilişkileri kestikleri Birleşik Arap Emirlikleri’yle son olarak yaptıklarını söylediği 10 milyar dolarlık “anlaşmalardan” Z Kuşağı’na; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” çağrısından göçmenlere yönelik politikalara kadar pek çok konuda pas edildiği apaçık sorulara yanıtlayan Erdoğan, ekonomiye dair yanıtlarında bir kez daha yazdığını söylediği “ekonomi kitabına” göre konuştu: Kur artışlarının reel ekonomiyle alakası yok yani “dış bir elin komplosu”, faizleri indirerek aslında istihdamı, ihracatı arttırmaya çalışıyorlar! Erdoğan’ın döne döne yinelediği bu tekerlemenin “yeni bir ekonomi modeli” olarak sunulduğu röportajda bu modelin önümüzdeki günlerde yapılacak bir medya kampanyasıyla halka da anlatılacağı bilgisi verildi.

Bu politikanın işçi ve emekçiler açısından somut bir ekonomik yıkıma dönüştüğü, bıçağın kelimenin gerçek anlamıyla kemiğe dayandığı bu koşullarda Erdoğan’ın halka söylediği tek şey zamlardan stokçuların sorumlu olduğu ve onlara yönelik de önümüzdeki günlerde bakanlıklar eliyle operasyonlar düzenleneceği.

Erdoğan’ın “yeni ekonomi politikası” denilen ve esasında krizin faturasının halka kesilmesi, dahası krizin uluslararası sermayenin yatırımlarını Türkiye’ye çekecek bir fırsata dönüştürülmesi anlamına gelen stratejisinin ortaya çıkardığı yıkımın tek sorumlusu bir kez daha “ahlaksız stokçular” olmuş oldu. TL’nin değer kaybının döviz cinsi anlaşmalar yapılan yandaş müteahhitler başta olmak üzere burjuvazinin özellikle ihracata yönelik emek yoğun sektörlerde üretim yapan kesimleri açısından nasıl bir spekülatif kar zemini yarattığına ya da ülkenin varlıklarını döviz cinsinden kelepire satışa çıkarmasına değinmiyoruz bile.

Adına “ekonomik kurtuluş savaşı” denilerek pek bir antiemperyalist pozları takınılan ama tepeden tırnağa uluslararası sermayeyi çekmeye odaklanan bu sahtekarlığın kontrolsüz bir şekilde devam edeceği anlaşılıyor. Halkın bu yıkıma “istihdam artacak” diye rıza göstermesini sağlamak için önümüzdeki günlerde büyük bir medya taarruzuna hazırlandıkları anlaşılan Erdoğan ve ekibinin ardı ardına yaptığı açıklamalarla döviz elbette bir kez daha fırladı, aklımıza gelen her şeye bir kez daha zam bindirildi.

TÜSİAD’a da “paran var, ucuz kredi veriyoruz, daha ne istiyorsunuz, alın yatırım yapın” manasına gelen cümlelerle çemkirerek sermaye klikleri arasındaki henüz tam bir kopuşa dönüşmeyen tepişmeleri de ele veren Erdoğan, asgari ücret konusunda da kendi kesesinden verecekmiş gibi önümüzdeki günlerde bir rakam açıklayacağını söyledi. Patronların asgari ücretin artışıyla işçi kıyımına gidebilecekleri yönündeki soruya da onlar için hazırlanmış hibelerden, desteklerden, teşviklerden vazgeçmeyecekleri anlamına gelen “İstenmeyen durumların oluşmasını engellemek için elimizdeki araçları kullanırız. Kimsenin mağdur olmasına müsaade etmeyiz.” sözlerle yanıt verdi. Bunun asgari ücrete getirilecek zammın daha işçinin cebine girmeden çeşitli vergilendirmeler, prim kesintileriyle patronlara aktarılacağı anlamına geldiğiniyse söylemeye gerek yok.

Erdoğan’ın havuz medya gazetecilerinin yanıtı içinde pas ettikleri sorularından ekonomiyle ilgili olanlarına verdiği yanıtlar şöyle:  

BETÜL SOYSAL BOZDOĞAN: Ekonomi başlığına dair bir soru sormak istiyorum. Üretim, istihdam ve ihracatı güçlendirmeye yönelik yeni bir ekonomi modelini hayata geçirdiniz. Yerleşik ekonomi düzenini, parayı yöneten sivil fakat dışa bağlı vesayet odaklarını derinden sarsan uygulamaları görmekteyiz. Faizi olabildiğince düşük tutmayı hedefliyorsunuz. 19 yıllık iktidarınızda hangi şartların olgunlaşmasıyla bu modeli hayata geçirdiniz? Yeni modelin artıları yakın vadede ortaya çıkar mı? Bu süreçte dar gelirleri rahatlatacak yeni adımlar olacak mı acaba?

İktidara geldiğimiz ilk günden itibaren, belki de tarihimizde ilk kez kendi ihtiyaçlarımıza, önceliklerimize ve gerçeklerimize uygun bir ekonomi politikası izledik. Buna da aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Yani biz ekonomik olarak da bağımsızlaşma mücadelesi verdik. Bu adımları attıkça, içeriden dışarıdan vesayetçilerin dirençleriyle, ekonomimize yönelik türlü saldırılarla karşılaştık. Bunların her birini milletimizle birlikte bertaraf ettik. Bizi kendi istedikleri çizgiye çekmek isteyenlerin kur, faiz oyunlarına prim vermedik, vermiyoruz. Büyüme yolculuğumuzda yatırım, üretim, istihdam, ihracat hep önceliğimiz oldu. Felaket tellallarına, mandacı iktisatçılara, ekonomik tetikçilere aldırış etmeden hedeflerimize yürümeyi sürdüreceğiz. Bu ülke bizden önceki yıllarda dünya ortalamalarının çok üstünde oranlarla, yüksek maliyetlerle borçlanmak zorunda bırakıldı. Bu bağımlılık demekti. Ekonomik olarak bağımlı bir ülke kendi politikalarını elbette hayata geçiremez. Belirlenmiş çizginin dışına çıkmaya çalıştığınız zaman karşılaşacağınız şey şantajdır. Buna karşı koyacak dirayetiniz yoksa istikrarsızlığa mahkum edilirsiniz. İşte biz ülkemizi bu durumdan kalıcı olarak kurtarmak için son 19 yılda sergilediğimiz güçlü siyasi irade ve özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sayesinde bu mücadeleyi gösterebilecek dirayete, imkana kavuştuk.

Son günlerde kur üzerinde iktisadi temelleri bulunmayan hareketler nedeniyle yaşanan fiyat artışlarının oluşturduğu sorunları da milletimizin lehine yatırım, istihdam ve üretimle çözeceğiz. Büyüyeceğiz, büyüdükçe milletimiz kazanacak. Şunu çok açık net söylemem gerekiyor. İktidara geldiğimiz ilk günden bu yana ekonomideki tezimiz özellikle düşük faizdir ve bir de faiz-enflasyon ilişkisini ben devamlı “faiz sebep, enflasyon neticedir” diye işlemişimdir. Bu tezim değişmedi. Bugün de ben yine aynı tezi savunuyorum ve buna inanıyorum. Eğer ben de ekonomi tahsili görmüşsem ve bu ekonomi tahsilinden de öte bazı değerler silsilesi içerisinde de inandıklarım, bilgim varsa, faiz sebeptir, netice değildir; enflasyon neticedir. Tabi burada bazıları bunun tam aksini savunuyorlar. Bunlar enflasyonun sebep, faizin netice olduğunu savunuyorlar. Peki öyleyse dünyaya şöyle bir bakalım; şu anda küresel ekonominin egemen olduğu dünyada acaba enflasyon sebep, faiz netice midir; yoksa faiz mi sebep, enflasyon mu neticedir? Şu anda işte Amerika’da enflasyonun geldiği nokta ortada. Avrupa’da enflasyonun geldiği nokta ortada. İsrail’e bakalım… İsrail’de faiz nedir, enflasyon nedir, oranlar ne durumdadır? Buna bakalım. Buna baktığımız zaman bizim tezimizin doğru olduğunu oralarda zaten görüyoruz. Şu anda da ben yine iddiamdayım. Son dönemlerde ülkemizde bu konuyla ilgili yapılan spekülasyonlar var. Burada en önemlisi, hatırlayın geçmişte Türkiye’de gecelik faizlerin 7.500’lere vardığını gördük. O dönemde iktidarda CHP vardı. CHP’nin olduğu bir dönemin faturasını bu millet ödedi. Tabi şimdi 18 yaş altı genç kesim, genç kuşak bunları yaşamadı ama bunları biz yaşadık, gördük. Şu anda bu CHP’nin Sözcüsü de o dönemin faillerindendir. Hatırlayın Bay Kemal grup konuşmalarında “faizi 1’e indirin, biz de gelip sizi destekleyeceğiz” dedi. Bir insan akşam sabah bu şekilde bir değişiklik gösteremez. “Faizi 1’e indirin, biz de gelip sizi destekleyeceğiz” diyeceksin, ondan sonra da kalkıp şimdi de faiz indirimine tepki göstereceksin. Tayyip Erdoğan’ın böyle zikzakları yok. Tayyip Erdoğan, zaten en başından beri düşük faizden bahsediyor ve “Bu faiz inecek” diyor. Ben hiçbir zaman faizin yükseltilmesini savunmadım, savunmuyorum ve savunmayacağım. Farklı düşünenler de çıksa Tayyip Erdoğan aynı noktadadır. Asla bu konudan taviz vermem. Çünkü bu benim aynı zamanda değerler silsilesi içindeki yapımdır. Bundan taviz veremem ve vermeyeceğim. Bu şekilde gidişle de biz bu işi başaracağız. Göreceksiniz enflasyon inşallah seçim öncesi nerelere düşecek; çok açık net bütün delilleriyle her şeyiyle ortada. Çünkü faiz lobileri kuduruyor. Ben ne dedim TÜSİAD’a? “Hadi buyurun, para sizde, finans sektörü sizde. Niye yatırım yapmıyorsunuz? Arkadaş sen zengin misin, para sende mi, finans sende mi? Biz sizden bir şey istiyoruz; yatırım, istihdam, üretim, ihracat, büyüme… Ama biz size bunu söyleyince siz tam aksini söylüyorsunuz.” “Faizi düşürelim”, yok… Başta kamu bankaları olmak üzere biz yatırım yapacak olanlara gerekli destekleri vermeye hazırız. Yeter ki yatırım yapın, mevcut yatırımlarınızı büyütün ve bununla birlikte de istihdam oluşsun. İşsizliğin en önemli çözümü istihdam, üretim, ihracat. Arkadan da büyüme geliyor. Büyümede de biz şu anda gayet iyi bir konumdayız ve bu böyle gidecek. Bu işi de başaracağız.

BETÜL SOYSAL BOZDOĞAN: Ufak bir ekleme yapmak istiyorum. Cumhuriyet tarihinde ezber bozan bir söylem ortaya koyuyorsunuz. Bu noktada bir gazeteci olarak arz etmek isterim, halkta güven noktasında bir sorun yok fakat daha fazla bilgi ihtiyacı olduğunu söylüyorlar, anlamaya çalıştıklarını söylüyorlar. Bu noktada bu ekonomik argümanı bir model şeklinde aktaracak mısınız halka, yoksa eylem düzeyinde mi kalacak?

Elbette aktaracağım. İnşallah, 15’er gün arayla bazı televizyon gruplarında ortak yayınlara bizzat çıkacağım. Bazı arkadaşlarımı ayrıca çıkaracağım. Onlar da bazı açıklamalar yapacaklar. Şu anda biz mesela ihracatta hiçbir dönemde olmayan bir sıçramayı yaptık. Çıkacak Ticaret Bakanım ve bunlarla ilgili nereden nereye geldiğimizi anlatacak. Aynı şekilde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanım çıkacak, enerjide neredeydik, nerelere geldik, bunu gösterecek. Düşünün, enerjide bırakın bir gemiyi bir sandal yoktu. Şimdi sismik araştırma gemilerimiz var. Üç tane sondaj gemimiz vardı, şimdi ona bir de dördüncüyü ilave ettik ve bu dördüncü de sıfır kilometre. Bunları gayet uygun fiyatlarla aldık ve bunlar kendimize ait. Böyle bir şey yoktu. Kiralama ile gidiyorduk. Diyelim ki BP ile anlaşıyorduk, BP geliyordu bizde araştırma yapıyordu. Ama tabi uyanıklık bizdeydi; biz para vermezdik, araştırmayı yap, kazanırsan yarısı senin yarısı benim. Shell’e de aynısını söylerdik. Ama şimdi biz kendi gemilerimize sahip çıktık. Onlarla birlikte kendi sularımızda hamdolsun keşifler yapıyoruz. Dünyaya da gemilerimizi kiralama yaparız ve bu kiralamayla yine paramızı kazanmaya devam ederiz.

BANU EL: 1 Aralık itibarıyla asgari ücret komisyonu toplanacak ve çalışmalarına başlayacak. Vatandaş asgari ücretin ne olacağı konusunda merak içinde. Sizin açıklamalarınız oldu, Bakan Bilgin’in açıklamaları oldu. Sayın Özhaseki’nin “Cumhurbaşkanımız asgari ücreti açıklayacak” dedi. Bu da haliyle beklentiyi yükseltti. Asgari ücretle çalışan vatandaşlar, asgari ücretin artması ile iş verenin, patronun işçiyi çıkartıp çıkartmayacağı konusunda bir korku da besliyor. Bu konudaki değerlendirmenizi almak isterim. Böyle bir olasılığı ortadan kaldırmak için ne gibi tedbirler alınacak?

Görüşmelerin akışına göre inşallah biz de kararımızı hayırlısıyla vereceğiz. Asgari ücret arttı diye işçi çıkarma gibi bir durumla karşılaşacağımızı da zannetmiyorum. Biz alt gelir grupları başta olmak üzere milletimizin bütün kesimlerinin hayat şartlarını iyileştirmek için mücadele ediyoruz. İstenmeyen durumların oluşmasını engellemek için elimizdeki araçları kullanırız. Kimsenin mağdur olmasına müsaade etmeyiz.

ZAFER ŞAHİN: Son dönemde özellikle un ve şeker gibi bazı gıda maddeleri dahil, hatta hizmet ve üretim sektöründe bazı mal ve hizmetlerin piyasada bulunamadığına -ki üretimde bir sıkıntı yok aslında- karaborsacılığın ve stokçuluğun yaygınlaştığına dair çokça şikayet var hem vatandaştan hem iş dünyasında görüştüğümüz isimlerden. Bu konuda bir ek tedbir yapılabilir mi cezai yaptırımların artmasına yönelik?

Bu konuyla ilgili başta Ticaret Bakanlığımız gerekli tedbirleri alıyor, adımları atıyor. Bu tür stokçuluğun yapılması kesinlikle yasaktır. Örneğin şekerle ilgili yapılan açıklamaların ardından Tarım ve Orman Bakanlığımız depolarda ne kadar şeker olduğunu oralarda göstermek suretiyle herhangi bir sıkıntının olmadığını çok açık net ortaya koydular. Böyle bir sıkıntı yok. Bunun dışında sanayide bakıyorsunuz bazı parçaların, yedek parçaların vesaire satışı veya bunların piyasaya sürülmesi noktasında da ne yazık ki depolama yöntemiyle bunu piyasadan çeken ve bu konularda da üretimi engelleyen ahlaksızlar var, edepsizler var. İlgili Bakanlıklarımızla bütün bunların üzerine gitme kararlılığımız var. Arkadaşlara şunu da söyledim; eğer cezai müeyyideleri düşükse, bunların cezai müeyyidelerini artırmak suretiyle biz bu işin üzerine gidelim. Stokçuluk dinimizde de yasaktır.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar