Erdoğan konuşurken ekmek kuyrukları büyüyor!

Erdoğan konuşurken ekmek kuyrukları büyüyor!

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Yeni ekonomi politikası” diye adlandırdığı yıkım, rant, talan ve derinleştirilmiş sömürü politikalarının propagandasını yapmaya devam ederken; halk, sıvı yağı bardakla almaktan bahsediyor, halk ekmek büfelerinin önünde upuzun kuyruklar oluşmaya devam ediyor.

Erdoğan dün akşam TRT ortak yayınında “yeni ekonomi politikası” dediği bu politikaların propagandasını yaptığında dolar 14 TL’ye çıkmıştı. Bugün partisinin grup toplantısında da aynı yaveleri yineledi. Kendisinin ayakkabı kutularında dolar stokladığını bilmesek fiyatlardaki yükselişin sorumlusu olarak gösterdiği stokçulardan gerçekten nefret ettiğini sanacağımız Erdoğan, kurlardaki yükselişin aslında bilinçli bir kontrolsüzlüğün ürünü olduğunu da bir cümleyle ele verdi: Kur ve fiyat artışı olumsuzluklarını dikkatle izliyoruz. Kurla ilgili beklentinin rakamın seviyesi değil istikrarının sağlanması noktasında olduğunun farkındayız.

Belli ki kur konusunda kafalarında belirledikleri bir çıpa var ve kurları o çıpada en azından bir süreliğine sabitleyecekler. Erdoğan ise “beklentinin rakamın seviyesi değil istikrarının sağlanması noktasında olduğunun farkındayız” diyerek bu yaklaşımlarını ekmek kuyruğunda kuruş hesabı yapan emekçilerin beklentisi olarak yutturmaya kalkışan alışılmış siyaset kalpazanlığıyla konuşuyor. Son 19 yılda yaptıklarının bugün uyguladıkları “yeni ekonomi politikaları“nın hazırlığı olduğunu söyleyerek de halen “ustalık devresi” demagojileri yapıyor.

Kurların ulaştığı rakamlardan değil, istikrara kavuşmamasından rahatsızlık duyulduğu ve beklentinin de bu istikrarın sağlanması olduğunu ifade eden Erdoğan’ın “istihdam, ihracat, üretim, yatırım odaklı büyüme stratejisi” olarak pazarladığı bu yıkım politikalarının taşıdığı mana ise apaçık ortada.

Bu politikanın sadece birkaç görüngüsüne bakmak bile aslında neyin yapılmak istendiğini açıkça gösteriyor:

-Ucuzun da ucuzu malların döviz karşılığında satışa çıkarılması. Sadece küçük bir örnek… Bulgaristan’dan milyona yakın emekçi TL’nin paraları karşısında değer kaybetmesi üzerine Kapıkule’den Edirne’ye gelerek alışveriş yapıyor. Erdoğan döviz açığını böyle karşılıyor. Ki bu sadece küçük bir örnek. Mesela Birleşik Arap Emirlikleri’nden alınan 10 milyar doların karşılığında nelerin satıldığını, hangi anlaşmaların yapıldığını kimse bilmiyor. Bu böyleyken Erdoğan kürsülerden mikrofonlara pek milli sözler üflüyor, adını koymadan antiemperyalist kesiliyor, eleştirenleri “mankurt” olmakla, komploculuk, mandacılık ve çekememezlikle yaftalıyor! Tüm bunları da “faize karşıyım” gibi ulvi bir gerekçeyle maskeleyebileceğini sanıyor.

-Müteahhitlerle döviz karşılığında anlaşma yapılan Şehir Hastaneleri için de bu şekilde yurtdışından Erdoğan’ın deyimiyle “müşteri” avlanacağı hesaplanıyor. Tedavi masraflarının herhangi bir Avrupa vatandaşı için bile sudan ucuz hale geldiğini düşünecek olursak bu hastanelere müşteri akınının beklendiğini tahmin etmek zor değil!

-İhraca dönük üretim yapan emek yoğun işletmelerin patronlarının epey bir kar ettiğini söylemeye gerek yok.

-Turizm şirketleri için de müşteri akını beklentisinin bu para politikasının başka bir motivasyon kaynağı olduğunu tahmin etmek güç değil.

-Bunların hepsinden önemlisi ucuzun da ucuzu haline gelen işgücü. Uluslararası sermayenin pandemiyle birlikte sekteye uğrayan tedarik ağlarını yeniden planlama yönelimine girdiğini bilmeyen yok. Erdoğan ve avenesi, bunu bir fırsat olarak görüyor. Bu nedenle Türkiye’yi Çin bile değil, Bangladeş ayarında bir emek cehennemine dönüştürmek istiyorlar. Asgari ücretin çoktan Çin’in altına düştüğünü, her geçen dakikada daha da eridiğini düşünecek olursak ülkenin emek ordusunu uluslararası sermayeye kelepire mal niyetine pazarlamaya çalışıyorlar.

-Öte yandan kredi muslukları daralan patronlara (özellikle hangileri olduğu malum!) düşük faizle bir kez daha muslukları açıyorlar. Üstelik bunu beğenmeyenleri de Erdoğan nankörlükle suçluyor!

Faiz düşmanlığıyla gerekçelendirilerek halka yutturulmaya çalışılan, eleştirenleri mandacılıkla suçlayan, “uzun vadeli yatırım gelecek-istihdam sorununu çözeceğiz” diye de yanına eşantiyon koyan Erdoğan, fiyatlardaki devasa yükselişi sadece “bu ülkeyi kendilerine mezar yapacağız” diye hedefe çaktığı stokçulara mal etmiyor tabi. “Bu tablo küresel ekonomideki krizle, ülkemiz ekonomisindeki değişimin birlikte gerçekleştiği dönemden geçiyor olmamızdan kaynaklı” diyerek “şansa bak” dedirtmeye, halkı bir de bununla avutmaya çalışıyor. Tabii bir de Avrupa’daki doğal gaz ve akaryakıt fiyatlarını bağlamından koparıp örnek göstererek “halinize şükredin” demeyi ihmal etmiyor.

Erdoğan konuştukça ekmek kuyrukları büyüyor, market raflarındaki mallar azalıyor, işçiler etiket değişikliklerini takip etsinler diye özel görevler alıyor. Halk ise sokakta “bu gidişin sonu karmaşa olur” diyerek meşru hak haline gelen “yağma”ların kapıda olduğunu belirtiyor.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar