Gazeteci değil, zaten Boğaziçi’liler de “terörist!”

Gazeteci değil, zaten Boğaziçi’liler de “terörist!”

Van’da iki köylünün helikopterden atılmasını haberleştirdikleri için tutuklanan dört gazeteciden biri olan Cemil Uğur’un bireysel başvuruda bulunduğu AYM, basın kartı olmadığı ve tazminat davası açmadığı için gazeteci olmadığına hükmederek talebi reddetti.

Van’ın Çatak ilçesinde operasyona çıkan askerlerin gözaltına aldığı Osman Şiban ve yaşamını yitiren Servet Turgut’un helikopterden atılması ve işkenceye uğramasını haberleştirdikten sonra 9 Ekim 2020’de tutuklanan Mezopotamya Ajansı muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve gazeteci Nazan Sala’nın avukatları, gazetecilerin tahliyesi için 19 Kasım’da Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu.

Mezopotamya Ajansı’ndan Gökhan Altay yaşananları şöyle duyurdu: “Van’da 2 köylünün helikopterden atılmasını haberleştirdikleri için tutuklanan 4 gazetecinin bireysel başvuruda bulunduğu AYM, muhabirimiz Cemil Uğur’un başvurusuna ilişkin görüş istediği Adalet Bakanlığı’ndan, ‘Basın mensubu değil’ yanıtı aldı.”

Bakanlık, Uğur’un çalıştığı yerde ve telefonunda “örgüt propagandası yapan” yayınların ele geçirildiğini ve “KCK’nin emir ve talimatları doğrultusunda hareket ederek, hiyerarşik yapısında yer aldığı ve organik bağ kurduğunu” ileri sürdü. Uğur hakkında verilen tutuklama kararına görüşünde yer veren Bakanlık, dosya kapsamında ismi geçenlerin basın kartlarının gerçeliliğinin olmadığını savundu. Bakanlık, “(…) geçerli bir basın kartının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın belirlediği şartları taşıyan kişilere ancak verilebileceği, doğal olarak mevcut şartları taşımadıklarından söz konusu şüphelilerin basın mensubu olmadıklarının anlaşıldığı (…)” ifadelerine yer verildi.

“Madem tazminat istememiş o zaman kesin örgüt üyesi”

Bakanlık, gerekçe olarak da tazminat davası açılmamış olduğunu gösterdi: “Bakanlık, ilgili bölümde başvurucunun tazminat davası açtığına dair bir veriye rastlanmadığını ve bundan kaynaklı başvurunun kabul edilebilirliğine dair yapılacak incelemede bu hususun dikkate alınması…” Demek ki başvurucu “normal vatandaş” değil, aksi durumda ortalığı ayağa kaldırırdı demiş…

Uğur’un hukuki temsilini üstlenen Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) avukatları, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını AYM’ye sundu.

Kürtleri etkileyen konularda haber yapan gazetecilere yönelik baskının Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte arttığına dikkati çeken avukatlar, “Gazeteciler üzerindeki bu baskı artarken hükümet kendisini eleştiren veya Türkiye’nin Kürt nüfusunu etkileyen konularda haber yapan birçok gazeteciyi PKK içindeki bir ‘basın yapısına’ üye olmakla ve dolayısıyla bir terör örgütünün amaçlarını desteklemekle suçlamıştır. Bu baskı birçok medya kuruluşunu ve gazeteciyi etkilemiştir” diye belirtti.

Cumhurbaşkanlığı kartı kriter değil

Bakanlık görüşünde yer alan “Uğur gazeteci değildir” iddiasına yanıt veren avukatlar, bir kişinin gazeteci olup olmamasının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının belirlediği kriterlerin belirleyemeyeceğini vurguladı. “Gazetecilik faaliyeti yürüten her kişi ister bağımsız olsun ister bir yerde çalışan olsun veya ister basın kartı olsun ister olmasın gazetecidir.”

Bu saldırganlığın en belirgin göstergelerinden biri de gazetecilere yönelik soruşturmayı yürüten savcının aynı zamanda Servet Turgut ve Osman Şiban’a işkence yapılmasıyla ilgili kolluk görevlileri hakkında açılan soruşturmayı da yürüten savcı olduğudur.

Uğur’a ifade sırasında yöneltilen soruların büyük çoğunluğunun arama ve el koyma işlemi sırasında elde edilen fiziki ve dijital deliller üzerinden sorulduğunu anımsatan avukatlar, “Bu deliller kitaplardan, gazete örneklerinden, haber notlarından ve haber kaynakları ile meslektaşları ile görüşmelerinden oluşmaktadır. Gerçekten de bu deliller bir gazetecinin terör örgütüne üye olduğunu dair tarafsız üçüncü kişileri ikna edebilecek nitelikte değildir. Dolayısıyla, başvurucunun hukuka aykırı olarak gözaltına alınması ve tutuklanması sonucunda Anayasa’nın 19. maddesi ile korunan özgürlük ve güvenlik hakkı ihlal edilmiştir” vurgusunda bulundu.

Tutuklama iki köylü haberiyle bağlantılı

Avukatlar, Uğur’un ifade özgürlüğüne bir müdahale söz konusu olduğuna ve 2 köylünün haberinin yapılmasının devlet yetkililerini rahatsız ettiğini ifade etti. Avukatlar, devamla şu ifadelere yer verdi: “Süleyman Soylu ve Van Valiliği olayla ilgili açıklamalarında ayrımcı ve hedef gösterici bir dil kullanmış, bu durum ana akım medya kanallarının gazetecilerin yalan haber yaptığı algısını oturmaya çalışmasına sebep olmuştur.

Yargı makamları Van’daki olayla ilgili başvurucunun sesini kesmek için ve kamu makamlarının yükümlülüklerini ihmal ettiği böylesi bir olayı kamuoyu gündemine taşıdıkları için başvurucunun da aralarında olduğu gazetecileri tutuklamıştır.”


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar