“Gelecek, kısmet olarak gelmez insanın ayağına…”

“Gelecek, kısmet olarak gelmez insanın ayağına…”

Bir girdabın ortasında iki şey önemlidir: İlki hangi kıyıya doğru yüzmek istediğinizi bilmek; ikincisi de halihazırdaki çabalarınızın sizi o doğrultuda ilerletiyor olduğundan emin olmak. Böylece bir anda daha kesin bir şey isterseniz bulamazsınız diyordu Wallerstein; “onu ararken boğulursunuz.”

İçinden geçtiğimiz şu günler, Immanuel Wallerstein’ın girdap metaforuna fazlasıyla benziyor. Genel tabloya bakıldığında, ütopya yerine beterin beteri bir distopyanın karşımıza çıkma olasılığı da çok yüksek gibi görünüyor. Ama sosyolajik bakış için her ikisi de sadece olasılıktır. Daha 1995 yılında, yirmi beş yıl önce yani, “2000’lerden 2050’ye kadar olan dönemde küresel sistem başımıza çökerken çok büyük ihtimalle istikrar ve meşruiyet kıtlığı çekilecektir” diye yazarak bugünü büyük bir öngörüyle sezmiş olan Immanuel Wallerstein, bize “bir girdabın ortasındaymış gibi” davranmamızı öneriyordu. Bir girdabın ortasında iki şey önemlidir: İlki hangi kıyıya doğru yüzmek istediğinizi bilmek; ikincisi de halihazırdaki çabalarınızın sizi o doğrultuda ilerletiyor olduğundan emin olmak. Böylece bir anda daha kesin bir şey isterseniz bulamazsınız diyordu Wallerstein; “onu ararken boğulursunuz”.

Tam olarak “bir girdabın ortasındaymışız gibi” davranmamız gereken günlerdeyiz. Bugün tüm ekonomik güç, ideolojik hegemonya ve her koşulda kapitalist değerlere öncelik veren kurumlar, kamusal yararın değil, piyasa ve onun devlet örgütlenmesinin elinde. Tarihsel toplamın verdiği bilgiye bakarsak, yakın gelecekte hiçbir şey değişmeyebilir, kapitalizm kendini yeni koşullara adapte edebilir. Ama bu değişmezlik, felsefi literatürdeki kavramsal ayrımıyla, halihazırda var olanın basitçe bir tekrarı değil, bir yinelenmesi de olabilir. Tekrarlamada, halihazırda olan aynen olduğu gibi tekrar eder; yinelenmede de tekrar vardır ama yeni bir potansiyel, yeni bir ihtimal üretimi söz konusudur. Ama bu da ille “büyük devrim olanağı” demek değildir. Kitlelerde kapitalizme yönelik karşı konmaz bir hesap sorma isteği doğuran yerel ve küresel ölçekteki bir yığın sıcak deneyim, bir devrimin Prometheus’çu ihtişamına kıyasla “önemsiz” görülebilecek küçük altüst oluşlar yaratabilir. Ve bu da hangi kıyıya çıkmak istediği belli olanlara, kendilerini o yöne doğru ilerletecek çabanın ne olması gerektiğinde açıkça söyler.

İnsanlık olarak, hâlihazırdaki çabalarımızın bizi “o kıyıya” doğru götürecek bir çaba olup olmadığından, dahası, halihazırda herhangi bir çaba içerisinde olup olmadığımızdan emin miyiz? Nihayet, Bloch’un dediği gibi, “gelecek kısmet olarak gelmez insanının ayağına; biz kendimizde olanla gideriz ona.”

[Militan İyimserlik, Göksel Aymaz]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar