Gezi düşmanlığı gözlerini karartmış

Gezi düşmanlığı gözlerini karartmış

Gezi davasında yargılanan on altı sanıktan aralarında tutuklu iş insanı Osman Kavala’nın da bulunduğu dokuz kişi hakkında verilen beraat kararlarının istinaf mahkemesince bozulması üzerine davanın yeniden görülmesine bugün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Savcı ara mütalaasında, Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamını talep etti.

Osman Kavala’nın tutukluluk halinin, mahkeme başkanın karşı oyuna rağmen oy çokluğu ile devamı kararı alındı. Birleştirme istenen Çarşı davasının dosyasının ilgili mahkemeden istenmesine karar verildi.

Osman Kavala duruşmaya, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden SEGBİS ile bağlandı. Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Mücella Yapıcı ise duruşma salonunda yer aldı.

Duruşmada sanıklar ve avukatları söz aldı. Birleştirme talebinin reddi ve Kavala’nın tahliyesi talepleri dile getirildi. Duruşma sonundaki ara kararda, Kavala’nın tutukluluğuna oy çokluğu ile devam kararı verildi. Mahkeme başkanı karara muhalif kaldığını söyledi. Heyet ayrıca birleştirilmesi istenen Çarşı davasına ait dosyanın incelenmek üzere ilgili mahkemeden istenmesine karar verdi. Gelecek duruşma 6 Ağustos 2021’e ertelendi.

Yapıcı: Aynı davadan iki kere beraat ettim

Duruşmada önce sanıklara ve avukatlara bozma kararına karşı sözleri soruldu.  Mücella Yapıcı “Ben aynı davadan iki kere beraat ettim. Bu kararın [bozma kararı] derhal geri alınmasını ve beraatımı talep ediyorum” dedi.

Can Atalay bozma sonrası serbestlik uyarınca beraat kararı verilebileceğini söyledi. Birleşme kararına uymama çağrısı yaptı:

Bu haksızlığı savcıların eleştirmesi ve kabul etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Birleştirmeye muvafakat etmeyiniz. Bozma ve uyma sonrası serbestlik ilkesi gereğince karar verecek tek makam sizsiniz. Gezi direnişi bu ülkenin, bizim insanlarımızın kendi kaderine sahip çıkma iradesidir.  Eşitlik, özgürlük, adalet umududur. Bu iddianameler Fethullahçı çete ile suç ortaklığıdır. Biz Gezi’yi savunmaya devam edeceğiz.”

Tayfun Kahraman bu dosyada hukuka dayanan bir iddia olmadığını söyledi:

Gerçeklere dayanmayan hukuki yolla elde edilmeyen delillerle iddianame oluşturulmuş. Gezi direnişine katılanlar bizim nezdimizde yargılanmakta. Bu sürecin yargılanması kabul edilemez. Beraat kararında ısrarcı olmanızı bekliyoruz. Yeniden yargılanma süreci olursa birleştirmeye de muvafakat vermeyin.”

Osman Kavala, “Beraat kararının bozulması davaların birleştirilmesi için atılmış bir adımdır” dedi ve şöyle devam etti:

Davaların birleştirilmesi de sekiz yıl önce algı yaratmak için hazırlanmış ama mahkemelerin verdiği beraat kararıyla inandırıcılığını kaybetmiş bir senaryoyu canlandırma teşebbüsü olacaktır.”

Kavala: Cadı Kazanı’ dönemi gibi…

“Davaların birleştirilmesiyle, Gezi olaylarının hükümeti devirmeye yönelik bir komplo olduğu senaryosu temelinde 3,5 yıl önce başlayan yargı süreci yeni bir aşamaya girecek” dedi. Kavala şöyle devam etti:

Daha önce hatırlattığım gibi Gezi iddianamesi senaryosunun telifi FETÖ üyeliğinden yargılanan Emniyet ve yargı mensuplarına ait. İddianamenin ekinde bulunan 14 ve 15 Haziran 2013 tarihli yazılardan görüleceği gibi, Gezi olaylarının benim baş aktörlerinden olduğum bir komplo olduğu kurgusu Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nda üretilmiş. Adalet dışı gerekçelerle gerçekleştirilen ve adaleti yanıltmak amacıyla kullanılan hukuksuz dinlemeleri yapanlar da aynı ekip. Gezi protestolarının bir komplo olduğu kurgusu iktidarca benimsendiği ve siyaseten kullanıldığı için, bu anlatıya ters düşen beraat kararlarının bozulması benim için şaşırtıcı olmadı.

Gene bu anlatı gereği, bir komplo olarak Gezi protestolarını planladığım, yönettiğim ve finanse ettiğim algısının canlı tutulması için -aleyhime hiçbir delil olmamasına rağmen-, Gezi davasından beraat etmiş olmama rağmen, AİHM’nin tutuklanmamın hak ihlali olduğuna hükmetmesi ve derhal serbest bırakılmamı talep etmesine rağmen, cezaevinde tutulmam gerekli görüldü. Suçlamalar değişiyor, bayrak yarışlarında bayrağın elden ele geçmesi gibi farklı yargıçlar ve mahkemeler yere düşürmeden tutukluluğumu birbirlerine geçiriyorlar.

AİHM kararının etrafından dolanmak için icat edilmiş olduğu aleni hale gelmiş olan casusluk suçlamasıyla ilgili hiçbir bulgu olmadığını iddianameyi hazırlayan savcı da biliyor, hatta itiraf ediyor. Bir taraftan bu durumu, casusluk faaliyetlerinin çok gizli yürütülmüş olmasıyla açıklıyor. Arthur Miller’ın McCarthy döneminde kaleme aldığı ‘Cadı Kazanı’ adlı oyunda, savcının doğası gereği görülemeyecek bir faaliyet olduğundan cadılık suçlaması için delil ve tanık aranmasına gerek olmadığını söylemesi gibi.

Diğer taraftan da, sivil toplum kuruluşlarının casusluk için kullanıldığına dair demokrasi karşıtı bir komplo teorisine başvurarak, sözlük anlamından farklı bir casusluk suçu kavramı geliştiriyor. İddianamedeki casusluk tanımı, yasalarımızdakinden oldukça farklı. Muğlaklığı ve keyfi uygulamalara müsait olması bakımından Almanya’da Nazi döneminde casusluk suçlamaları için kullanılan ‘Landesverrat’, yani devlete ihanet kavramını hatırlatıyor. O dönem Almanyası’nda halkın vicdanına uygun biçimde hareket etmediği için cezalandırılması düşünülen kişinin eylemi yasalardaki suç tanımına girmiyor ise yargıcın görevi en kullanışlı yasayı seçerek o kişiyi cezalandırmaktı. Siyaset yargı sürecinin her aşamasında etkiliydi, halkın vicdanının ne olması gerektiğini belirlemekte, hatalı bulduğu mahkeme kararlarını düzeltmekteydi. Örneğin Nazi rejimini eleştiren rahip Martin Niemöller’in beraat kararı siyaset tarafından sakıncalı bulunduğundan, kendisi savaş bitene kadar toplama kampında tutulmuştu.

1947 yılında yürütülmüş olan Nazi dönemi yargıç ve savcılarının yargılandığı Adalet Davası’nda ‘Suikastçının hançeri, yargı görevlisinin cübbesi altında gizlenmişti’ değerlendirilmesi yapılmıştı.

AİHM’in tespit ettiği gibi yetkiyi kötüye kullanarak kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakmak ve bu davranışı devam ettirebilmek için yasaların dışına çıkarak adaleti yanıltmak da yukarıdaki değerlendirmeyi düşündürmektedir. Mahkemenizin bu eyleme son vereceğini ümit ediyorum.”

Kavala’nın avukatları da iddianamedeki suçlamaların delilsiz olduğunu, suçun unsurunun oluşmadığını ancak müvekkillerinin dört yıldır tutuklu bulunduğunu söyledi ve tahliyesini talep etti.

Zindanların kapısı açıldığı gün…

İktidarın gözü dönmüş Gezi düşmanlığı, Kürt düşmanlığı, emek düşmanlığı, halk düşmanlığı, çevre düşmanlığı ara vermeden sürüyor. Selahattin Demirtaş ve HDP’lileri hapiste çürütmeye nasıl yeminliyse Gezi’den duyduğu korkunun acısını kendisine muhalif liberal aydınların temsilcisi olarak gördüğü Osman Kavala’dan çıkarmaya da o denli kararlı.

Hepimiz biliyoruz ki, süreçlerin seyrini sadece diktatörlerin keyfi, zorbaların gücü belirlemiyor. Zindanların kapısının bütün siyasi tutsaklar için açılacağı günün ne zaman ve nasıl geleceğini -tıpkı Gezi’nin ne zaman patlayacağını önceden kimsenin kestiremediği gibi- kimse bilemez! Ama o günün çok uzakta olmadığını gösteren belirtilerin çoğaldığını herkes görüyor olmalı.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar