Göçmenlere aşağılanma ve yasak, geri kalanlara ihbarcılık

Göçmenlere aşağılanma ve yasak, geri kalanlara ihbarcılık

Bolu Valisi Ahmet Ümit göçmenlere yönelik bir dizi ırkçı yasak içeren bir “önlem” listesi yayınladı. Savaştan kaçmış bu insanların yalnızlığından, kimsesizliklerinden, tek başına olmalarından güç alıyor bu faşist kudurganlık.

Bolu’da Belediye Başkanı Tanju Özkan’ın ırkçı söylemlerinin ardından, Bolu Valisi Ahmet Ümit göçmenlere yönelik bir dizi ırkçı yasak içeren bir “önlem” listesi yayınladı. Türkiye’yi savaştan kaçıp gelen göçmenler için bir Nazi toplama kampına çevirmeyi teklif eden bu öneride, göçmenler sadece aşağılanmakla kalmıyor, aynı zamanda hak ve özgürlükleri de tamamıyla kısıtlanıyor. Listede yer alan “önlem”lerden bazıları şöyle:

-Park, bahçe, meydan gibi kamusal alanlarda gruplar halinde bulunulmaması

-Saat 21:00’den itibaren zorunluluklar dışında herkesin evinde olması

-Toplumun tepkisini çekecek eylem ve davranışlardan uzak olunması

-Herhangi bir şekilde diğer sakinleri rahatsız edecek yüksek sesli konuşmalardan ve görüntülerden uzak durulması

– Yüksek sesle etrafı rahatsız edecek şekilde müzik dinlenilmemesi

– Mutfaklarda aşırı baharatlar kullanılarak koku sebebiyle komşuların rahatsız edilmemesi

– Kişisel temizliğe ve çevre temizliğine dikkat edilmesi

Bunlar sadece birkaç tanesi… Bir hapishane kuralları okumuyoruz. Utanmazca karşımıza getirilen bu söylemler, bizzat rejimin beyninden çıkıp ete kemiğe bürünmüş ifadeler. O nedenle böyle arsızca dile gelebiliyor. Zaten kendinden olmayanlara karşı yıllardır uygulananların, kağıda dökülmüş hali aslında bunlar. Bu ülkede kendi anadilini konuşuyor diye insanlar öldürüldü, evleri yakıldı, köyleri yok edildi. Bahaneye gerekleri olmadı hiç, Kürt olmaları yetti. Ya da hakkını arayan bir işçi ya da şiddete uğramak istemeyen bir kadın, parasız eğitim isteyen bir öğrenci, liyakati savunan bir akademisyen… Şimdi savaşacak bir cepheleri daha var.

Çünkü onlar kendilerinden olmayan her şeye karşı savaş açmış durumdalar. Varlıklarının nihai amacı da, nihai zorunluluğu da bu! Artık bir göçmeni sırf kötü kokuyordu diye linç etmeye çalışanların haberlerini okuyacağız bol bol. Yemekte baharatlı yemesi suç olacak çünkü. Ya da 21:00’den sonra sokağa çıktığı için derdest edilip işkence görenlerin haberlerini… Kılıfa gerek yok yani, hiç de olmamıştı, ama ne olur ne olmaz diye devlet yetkilisi Ümit, taze bir kılıf daha hazırlayıp hizmete sunmuş(!). .

Bu listeyle birlikte söylenmek istenen de çok net aslında. Bir zamanlar Kürtlere dayattıkları, yaşamak istiyorlarsa ancak “devletin Kürdü” olarak yaşayabilecekleri… Yani anadillerini konuşmadan, kültürlerini ve kökenlerini hatırlamadan, hak ve özgürlük talep etmeden… ve her daim rejimle işbirlikçiliğe hazır olarak… Göçmenler için de durum aynı; “devletin göçmeni” olursan hayatta kalırsın diyor devlet. Akşam sokağa çıkmaz, kısık sesle konuşur, kendi kültürüne dair hiçbir şeyi yapmaz yani görülmez-duyulmaz bir gölge olmayı başarırsan… Ama o kadar. Benliğinden, kişiliğinden seni sen yapan kültüründen, özünden azade bir şekilde. O da şimdilik…

Savaştan kaçmış bu insanların yalnızlığından, kimsesizliklerinden, tek başına olmalarından güç alıyor bu faşist kudurganlık. Oradan tüm topluma saldırmanın taşlarını diziyor. Yolu hazırlıyor. İzin verecek miyiz?


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar