“Greenwashing” ya da “yeşil” göz boyama

“Greenwashing” ya da “yeşil” göz boyama

Tanım olarak, “Greenwashing” ya da yeşil yıkama yeşil PR ve yeşil pazarlama yöntemleriyle halkı bir kuruluşun ürünlerinin, amaçlarının ve politikalarının çevre dostu olduğunu ikna etmeye çalışıldığı bir pazarlama yöntemidir.

Çevre aktivisti Jay Westerveld, konaklayacağı otel odasına koyulmuş bir bilgilendirme notu görür. Notta şu yazılıdır: “Gezegenimizi Kurtarın: Her gün, yalnızca bir kez kullanılmış havluları yıkamak için milyonlarca litre su kullanılıyor. Seçimi siz yapın: Askıdaki bir havlu, ‘Tekrar kullanacağım’ anlamına geliyor. Yerdeki bir havlu, ‘Lütfen değiştirin’ anlamına gelir. Dünyanın hayati kaynaklarını korumamıza yardım ettiğiniz için teşekkür ederiz”. Westerveld’ in yaşadığı bu olayla birlikte şirketlerin, mal ve hizmet pazarlayan her türlü oluşumun “çevreye karşı duyarlı ve sorumlu görünüp bir yandan da çevreyi tahrip edecek eylemlere devam etmeleri” yeşil badanacılık, bir göz boyama eylemi ve dezenformasyon biçimi olarak adlandırılmaya başlanır. Benzer yeşil badanacı söylem ve pratikler daha önceleri görülmüş olsa da yoğunlaşması ve ortak bir tanımla anılması tarihsel olarak şaşırtıcı değildir.

Kapitalizmin bugünkü karakterinin zemini 1980 sonrası dönemde şekillenmiştir. Bu dönemde ve sonrasında sürdürülebilirlik ve ekolojik birtakım hassasiyetler sermayenin ajandasında, sermaye filtresinde süzülerek kendisine yer bulmuştur. Örneğin ‘sürdürülebilirlik’ söylemi kapitalizmin yeniden dirilmek için öne sürdüğü sürdürülebilir kalkınmanın aracısıdır. Bu bağlamda sürdürülebilirlik ile sermaye sınıfının ve sermayenin sivil toplum örgütlerinin yeni stratejilerinden biri “greenwashing” olmuştur.

Hedef kim?

Şirketlerin greenwashing pratiklerinin ardında en temelde müşterilerin “sürdürülebilir” ürünler için daha fazla ödemeye istekli olduğu gerçeği üzerinden bir ekstra kâr alanı devşirmek var. Araştırmalar yeşil boyamanın karlı olabileceğine dair veriler sunuyor. Veri ve pazar ölçüm şirketi Nielsen tarafından yürütülen bir anket, küresel katılımcıların yüzde 66’sının sürdürülebilir ürünler için daha fazla para ödemek için istekli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Böylesi stratejilerin günümüzdeki yükseliş eğilimini kapitalizmin temel anlamda esnek olabilme özelliğine bağlayabiliriz. Kapitalizm varlığını borçlu olduğu “zorunlu” sürekli büyüme ve kâr artışını ancak değişen koşullara uyum sağlayarak başarabilir. Bundan dolayı, kapitalizmin insanların derinleşen ve artan iklim felaketleri ve ekolojik tahribatlar karşısında yükselen çevresel duyarlılıklarına cevap veren “yenilikler” ve “çözümler” sunması oldukça doğaldır. Greenwashing projeleri ve çalışmalarını da bu noktada bu değişen koşullardan faydalanmayı sağlayacak araçlar olarak görmek hayli mantıklıdır.

Somut örnekler verecek olursak Greenwashing yapan şirketler üzerinden, BP, Exxon Mobil ve Chevron bu konuda kötü üne sahip şirketlerden birkaçı olarak karşımıza çıkmaktadır. Chevron, Yeşil Yıkama ve Efsane “Yeşil” Petrol şirketleri adlı makalede Cherry ve Sneirson (2012) şirketin “We Agree” (Kabul Ediyoruz) isimli kampanyasını inceliyorlar. Araştırmacılar Chevron’un “Kabul Ediyoruz” kampanyasının birçok yönden şirketin Ekvator’daki faaliyetleriyle çeliştiğine işaret ediyor. Chevron, petrol şirketlerinin çevreyi koruması gerektiğini, hâlihazırda da çevreyi koruduğunu, çevresel duyarlılıkları en yüksek öncelikleri haline “getirdiklerini” ifade etmektedir. Bunu ispatlamak için şirket bizler için çok büyük görünen ancak şirketin genel proje bütçesinin binde birine bile denk gelmeyen yenilenebilir enerji projelerinin reklamını ve pazarlamasını her daim ön planda tutmaktadır.

Kaynakça: Miriam A. Cherry and Judd F. Sneirson, Chevron, Greenwashing, and the Myth of “Green Oil Companies”, 3 Wash. & Lee J. Energy, Climate & Env’t. 133 (2012), https://scholarlycommons.law.wlu.edu/jece/vol3/iss1/5

Polen Dergi


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar