Güç Biriktirme

Güç Biriktirme

Devrimci bir güç toplama taktiği ile kendisi olmaktan çıkmakla sonuçlanması kaçınılmaz oportünist esneklik/şekilsizleşme arasındaki arasında -çoğu kez fark edilmeden geçilen- ince bir sınır çizgisi vardır.

Marksist politikada güç biriktirme taktiği, genellikle ağır güç kayıplarına uğranılan yenilgilerin arkasından izlenen dönemsel bir politikadır.

Adından da anlaşılacağı üzere amacı, proletarya hareketi ve devrimci öncünün daha fazla kan kaybetmesinin önüne geçmekle kalmayıp uğranılan yenilginin yol açtığı fiziksel, ideolojik ve moral yaraları sararak tekrar atağa kalkabilmenin  öznel koşullarını hazırlamaktır.

Türkiye devrimci hareketi, 12 Eylül sonrası güç bela biriktirilen bir kadro kuşağının sorumsuzca harcandığı F tiplerine karşı direniş sürecinden bu yana ezici genel bir yenilgi yaşamadı belki ama neoliberal rüzgarların ideolojik alanda da zayıf ya da sallantılı olanı peşine katıp sürüklediği bir kesitte alınan o yenilgiden sonra belini bir türlü doğrultamadı.

Yasalcı reformist kesimlerin kaderi de farklı olmadı.

Sınıf ve emekçi kitle hareketinin genel olarak alt düzeyde cılız bir seyir grafiği izlemesi bu süreci daha sancılı, daha tahripkâr ve uzatmalı bir hale getirdi.

Bu bağlamda Türkiye solu aslında uzun süredir ister istemez bir “güç biriktirme” dönemini yaşıyor. Daha doğrusu böyle bir zorunlulukla karşı karşıya. İşin kötüsü, Tekel Direnişi, Metal Fırtına ya da Gezi Direnişi gibi aradaki müthiş parlamalara rağmen bu konuda kayda değer kalıcı bir başarı sağlanamadı. Öyle ki, Gezi’nin rüzgarını arkasına almış gibi görünen çevrelerden bazılarının bugün esamisi dahi okunmuyor.

Dönemin farkı

Bu başarısızlığın belirleyici nedeni, öznel hata ve aymazlıklardan çok nesnel koşulların elverişsizliğiydi. 12 Mart ya da 12 Eylül öncesi (hatta 1990’ların ilk yarısı) gibi en geridekini dahi aşka getirip arkasından sürükleyen bir devrimci dalga yoktu bu kez ortada. Bunun tam zıddı bir nesnel ortam söz konusuydu. Özümsenmiş tarihsel bir bilinç açıklığından yoksun olanı örümcek ağı gibi sarıp pas misali sinsi sinsi kemiren tasfiyeci bir umutsuzluk ortamında hızlı büyüme şurada dursun, elde ya da çeperdekileri tutabilmek bile büyük marifet ve çaba gerektiriyordu. Devrimci olarak ayakta kalabilmenin kendisi de öyle.

Güç biriktirme dönemlerinin temel amaçlarından birincisi tabii ki eldeki güç ve mevzilerin korunmasıdır. Bu konuda özenli olmaktır. Eldeki sınırlı güçleri de mirasyedi hovardalığıyla kullanmaya yol açacak her subjektif dönem okuması, sırf görünür olup “ben buradayım” mesajını vermek hesabıyla önü arkası düşünülmeden kalkışılan her taktik show girişimi bu nedenle siyaseten intihar, dahası cinayet anlamına gelir.

Keza dönemler arasındaki farklılıkları gözden kaçırarak taktiklerin belirlenmesi sırasında olduğu gibi örgüt içi ilişkilerde de yükseliş dönemlerinin devrimci standartlarını uygulamaya kalkışan bir sekterlikten uzak durulması şarttır.

Taktiğin tasfiyeci ve devrimci yorumu

Fakat tam da bu noktada, devrimci bir güç toplama taktiği ile kendisi olmaktan çıkmakla sonuçlanması kaçınılmaz oportünist esneklik/şekilsizleşme arasındaki fark sorunu çıkar karşımıza. Bu ikisi arasında -çoğu kez fark edilmeden geçilen- ince bir sınır çizgisi vardır.

İlk bakışta her ikisi de güçlerin korunması zorunluluğunun bilinciyle hareket ediyormuş gibi görünürler. Ne var ki, güç biriktirme siyasetinin tasfiyeci oportünist yorumu eldekinin korunmasını her şey haline getirir ya da tek yanlı mutlaklaştırırken; taktiğin devrimci yorumu, mevcudun korunmasıyla (nicelik boyutu) devrimci karakterin korunması (nitelik boyutu) arasındaki hassas dengeyi doğru yerden kurma sorumluluğunu gözeterek hareket eder.

Bu ikisini birbirinden koparan bir tek yanlılık ya eldeki güçleri koruma adına devrimci kimliğin büsbütün bozulup sulanmasına yol açar ya da devrimci kimliği koruyup konuşturma adına dönemin farkını göz ardı ederek kalkışılan maceralar eldeki güç ve mevzilerin de yitirilmesiyle sonuçlanmaktan kurtulamaz. 

Sonuçta her ikisi de farklı yollardan gelerek aynı tasfiyeci kapıya çıkmış olurlar. 

Güç biriktirmenin 3 biçimi

Dönemin bir güç biriktirme dönemi olduğu uzunca bir süredir genel kabul görüyor. Lakin her çevrenin güç biriktirmeden anladığı farklı. Bunları kabaca üç grupta toplayabiliriz:

I- Bunlardan birincisini “Kılıçdaroğlu kafası” olarak da tanımlayabiliriz.

Bu anlayışta olanlara göre AKP-MHP-Ergenekon faşist koalisyonu hızlı bir güç kaybı sürecinde. Dünyada da ülkede de destekleri eriyor. Ayrıca çok katmanlı bir krizin pençesinde. Kısacası “Bu iktidar gidici”. Şimdilerde bunun yerini alan söylemle “Geliyor gelmekte olan”. Dolayısıyla ilerici güçler olarak bizim bazı riskleri göze alarak harekete geçmemiz, direnmemiz, dövüşmemiz gerekmiyor. Nasılsa gelmekte olan bir sonuç uğruna niye bedel ödeyelim? Ayrıca biz direnip sokağa çıktıkça iktidarın eline de koz vermiş, provokasyonlara davetiye çıkarmış oluyoruz. Onun için evimizde oturalım, kendimizi koruyalım, günümüz geldiğinde ortaya çıkmak üzere güç biriktirelim!!!

Devrimci siyaset anlayışı açısından “kuyrukçuluk” olarak bile tanımlanamayacak kadar sinik bu eylemsizlik anlayışının sadece Kılıçdaroğlu ile sınırlı olduğu düşünülmemelidir. Kendilerini “sınıf siyasetini esas alan sosyalistler” hatta “komünistler” olarak tanımlayan kimi örgüt ve çevreler de son 3-4 yıldır bu pespaye pasifizmi zaman zaman açıkça savunuyorlar. Bu zihniyet, etkili olduğu kitle örgütleri ve ortak platformlarda pankart ve slogan yasakları konulmasını önerebilecek kadar kararlı bir “en alt direnme çizgisi” yandaşıdır. Öte yandan bunların Türkiye solunda geçmişte de tasfiyeciliğin başını çekmiş olmaları tesadüf olmasa gerektir.

Dolayısıyla karşımızda sadece dönemi yanlış okumaktan ya da güç biriktirme taktiğinin oportünist yorumundan kaynaklanan bir yanılgıdan daha derin, düpedüz artık yapısallaşmış bir deformasyon vardır.

 II – Güç biriktirme siyasetinin oportünist yorumlarından ikincisini, “Şimdi ayrılıkları öne çıkarmanın zamanı değil” mottosunu kılavuz edinen Mevlânacılık olarak tanımlayabiliriz.

“Aman uslu duralım” oportünizmi gibi bu da kendini “akılcı tutum” olarak gösterme çabasındadır. Fakat dönemin karakterini ve güç biriktirmenin önemini öne çıkararak  fiilen kendimiz olmaktan çıkmayı önermekte; dahası kendisini eli en kanlı hasımlarımıza bile beğendirmeyi önemseyen bir “uysallık ve aklı başındalık abidesi” olarak görünme/kabullenilme peşinde koşmaktadır.

Başka bir anlatımla, kimin hangi sınıfların temsilcisi olduklarını ve geçmişlerini unutarak, bu temelde en ufak bir eleştirel cümle kurmadan, herhangi bir kayıt-koşul koymadan düne kadar Tayyip Erdoğan’ın suç ortakları arasında yer alan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibilerle dahi yan yana gelmeyi savunup arzulayan bir bellek kaybı temelinde güç olunacağı zehabına kapılmanın dışa vurumudur “Mevlânacılık”. 

Ne var ki, böyle bir kimlik ve bellek kaybı temelinde “güç” haline gelinecek olsa bile bu güç ne işe yarar, kime ne faydası dokunur soruları gelir dikilir bu noktada  karşımıza.

III- Dönemin emrettiği bir zorunluluk olarak karşımıza çıkan güç toplamanın andığımız bu iki biçim -ve alt versiyonları- dışında da yolları vardır. İzlenecek yolun devrimci bir güç biriktirme çizgisi özelliğini taşıması için öncelikle iki temel nokta göz önünde tutulmalıdır:

Bunlardan birincisi, içinde bulunduğumuz dönemi sadece aleyhimize olan yönlerden, zayıflıklarımız ve içerdiği riskler yönüyle değil sistemin tıkandığı bir kriz dönemi olarak içerdiği avantajlar, en başta da sıçramalı bir gelişme imkan ve potansiyelleri yönünden görmeyi de unutmamaktır.

Bununla da bağlantısı içinde ikinci olarak, burjuvazinin sınıf egemenliğine ve kapitalizme son vermek gibi bir tarihsel amaç ve hedefe sahip olan devrimciler olarak dönemin yerine getirmemizi beklediği devrimci öncü sorumluluklarımızı unutmamaktır.

Ki bu misyon -aslında hiçbir dönemde- sadece etkileyici pratik başarılar peşinde koşmaya ve nicelik olarak büyümeye indirgenemez. Pratik ve örgütsel boyutlar yanında siyasal ve teorik/ideolojik yönlerden de öncüleşme sorumluluğunu içeren bir bütünlük şeklinde kavranmalıdır. Bu bağlamda devrimci öncü sorumluluğu, sınıf mücadelesinin her alanı ve cephesinde ileri görüşlü ön açıcı adımlar atma sorumluluğu anlamına gelir.   

Devrimci bir güç biriktirme siyasetinin bu iki temel koşulundan birincisinin unutulmaması umudu diri tutup besler. Diğeri ise bellek ve kimlik kaybını önler. Güç biriktirme zorunluluğunun arkasına saklanarak tarihsel amaçlarımızı bir kenara bırakıp geçici başarılar elde etmeyi ya da mevcut durumumuz ve ilişkilerimizin kendisini amaçlaştırma  oportünizmine savrulmamızı engeller.

Proletarya sosyalizmini hedefleyen sınıf devrimcileri olarak kendi adımıza bugün bu stratejik yaklaşımı esas alıyoruz.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar