Hapishanelerden kötü kokular geliyor

Hapishanelerden kötü kokular geliyor

Kandıra F Tipi, Kürkçüler F Tipi, Bolu F Tipi, Tekirdağ 1 ve 2 Nolu F Tipleri, Şakran ve Silivri Hapishaneleri ve diğerleri… Hapishanelerden birtakım sesler geliyor, bu sesler kimileri için kulakları sağır eden bir çığlığa dönüşürken kimileri için de endişe verici, ama durduğu yerden de izleyici ve beklemede tutan bir ruh halinin tedirginliğine çarpıp geri dönüyor.

1 Nolu F Tipi’nde hapishane müdürünün de içinde yer aldığı gece baskınlarıyla tutsaklar darp edilerek işkenceye maruz kalmaktadır. Tutsak ailelerinden gelen bilgilere göre bu baskınlar haftada üç kez tekrarlanırken, gardiyanların tutsaklara “Burada öleceksiniz” tehdidi savurduğu dile getirilmektedir.

Kürkçüler F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde de durumlar benzerdir. Sürgün sevkler, infaz yakmalar, hasta tutsakların tedavi haklarının engellenmesi, baskın aramalarda tutsaklara saldırı ve dahası… Bir tutsağın kendisiyle ilgili sürgün sevkin nedenini sorması bile 20 gardiyan tarafından vahşice saldırıya uğramasına neden olabiliyor.

Bolu F Tipi’nde yaşananlar da aynı. Neredeyse bir aydır her gece hücreler basılıyor, tutsakların üretimlerine zorla el konuluyor ve geri verilmiyor. Buna karşı çıkan tutsaklar işkence görüyor ya disiplin cezası alarak görüş hakları engelleniyor ya da süngerli oda dedikleri hücrelere zorla koyuluyorlar.

Diğer hapishanelerde olduğu gibi aramalar çok sıklaştırılmış durumda. Temizlik için kullanılan “çek çek” saplarına dek alınmış. Bütün bu aramalar-temizlikler yapıldıktan sonra, hücrelerin daha da iyi temizlenmesi için hapishane dışından -farklı kıyafetlerle- başka bir ekip getiriliyor. O ekip, hücreleri “pırıl pırıl” yapıyor; tutsakların günlük ihtiyaçları olan, ancak pankart vb. yapımında kullanabilecekleri en küçük detaylar bile düşünülüp, her şeye el konuluyor.

Gebze Hapishanesi‘nde bulunan kadın tutsakların hücreleri baskın arama adı altında talan ediliyor. Kadın tutsaklar, ayda dört-beş defa arama yapıldığı, bu aramalarda jandarma ve gardiyanların eşyalarını yerlere atarak üzerlerinde gezdiklerini, kitap, not defteri ve diğer özel eşyaların alındığını, bazılarının ise kaybolduğunu bildirdi. Aramalarda yaşananlara tepki gösteren jandarma komutanının da tutsakları “devletin gücünü size göstereceğiz” diye tehdit ettiğini öğrendik.

Kandıra Kadın Kapalı’da tutuklu bulunan Figen Yüksekdağ ise avukatı aracılığıyla hapishanelerde yaşananları kamuoyuyla paylaştı. Yüksekdağ ilk olarak siyasi tutsakların bulunduğu koğuşların değiştirildiğini arada kalan odalara da adli ve IŞİD’lilerin yerleştirildiğini bildirdi. Kandıra Kadın Kapalı’da yeni bir sürece girildiğinin de altını çizen Yüksekdağ, gerek hapishane yönetiminin gerekse de uygulamalarda açıkça görülen gerilim politikasının bilinçli olarak arttırıldığına dikkat çekerek “olası bir saldırı ve kayıplara da yol açacak bir katliama” dikkat çekti.

Saldırılar eş zamanlı ve koordineli

Saldırıların eş zamanlı olarak devreye sokulması ve bu yönde gelişmesi de gösteriyor ki emir tek yerden, hepimizin bildiği yerlerden geliyor. Altını bir kez daha çizmek gerekiyor; elbette öncesi de olmakla birlikte, ama özellikle 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile uygulamaya sokulan KHK’ların ilk olarak politik tutsaklara yöneldiğini biliyoruz. Görüş, yayın ve iletişim yasakları olarak başlayan faşist baskı, yaptırım ve keyfi dayatmalar zamanla tutsakların bugüne kadar kazanılmış olan tüm haklarına yöneldi. Kitap ve yayın yasaklarıyla start alan saldırı -hapishaneden hapishaneye farklılık gösterse- şu gerçekliği gün yüzüne çıkardı: Hücrelerde bulunan kimi tutsakların tüm kitapları ya ellerinden alındı ya da keyfiyete dayalı yeni bir düzenlemeyle kitap hakkının kısıtlanmasına gidildi. Devrimci içerikli basın ve yayınlar ise tutsaklara zaten uzun süredir verilmiyordu.Faşist rejim ne zaman sıkışsa, topluma bir gözdağı verme ihtiyacı duysa gözünü ilk olarak hapishanelere çevirmiş, hapishanelerdeki siyasi tutsaklara yönelik yeni saldırı ve provokasyonları gündeme getirerek öncü dinamikleri ezmeye girişmiştir. Hapishaneler tarihine baktığımızda bu hep böyle olmuş, tutsaklara yönelik kışkırtıcı adım ve uygulamalar arasında hep doğrusal bir ilişki kurulmuş ve bu ilişki deyim yerindeyse “devlette süreklilik esastır” temel yöneliminin hapishaneler ayağında da titizlikle korunmuş ve siyasi iktidar hangi partinin elinde olursa olsun bu devamlılık ilişkisi bugüne kadar sürdürüle gelmiştir.

OHAL’in ardından hız kesmeyen bu saldırılar bugün de pandemi süreciyle yeni bir boyut kazanmış ve yine deyim yerindeyse vites büyüten bu gözü dönmüş saldırganlık, hoyratlık ve pervasızlık tüm baskı ve şiddet araçlarıyla irili-ufaklı toplumsal muhalefetin her kesimine yönelmiştir. Dışarıdaki en cılız muhalif bir sese dahi tahammülü kalmayan siyasi iktidar, toplumun en diri ve devrimci kuvvetleri olarak politik tutsaklar üzerinde tam bir denetim ve hâkimiyet kurmak isteyerek hapishaneleri birer işkence merkezine dönüştürmüştür.

Gözüdönmüş bu saldırganlık ve hoyratlık, sadece tutsakları mı hedef almaktadır? Elbette hayır; pandemiyle birlikte tutsak ailelerini de içeren bir kapsamla zemini genişletilmiş, insan hak ve hukukunu tümüyle yok sayan bir pervasızlıkla da iç içe geçerek can bedeli elde edilen tarihsel ve toplumsal kazanımlara yönelerek içeriyle dışarı arasındaki tüm farklılıkları silikleştirmeye girişmiştir. Kısacası, toplum, baskı ve denetimin her alanda kendisini gösterdiği, dinci-gerici ve ideolojik kodların yaşamın içine zorla yedirildiği geniş bir hapishanede yaşamaya zorlanmaktadır.Pandemiyle birlikte tutsaklara yönelik bu saldırılar görüş günleri ve saatlerinin kısıtlanması, tedavi hakkının engellenmesi, yayın-kitap-dergilerin yasaklanması, mektupların iletilmemesi yani kısacası tutsaklar için tecrit içinde tecrit yaşaması için gerekli duydukları iklimin yaratılmasına dönüştürülürken dışarıda da bundan ayrı düşünülemeyecek benzer bir hal ve gidişat temelinde örgütlenmektedir.

Özcesi, artık hapishaneler sorunu sadece tutsak, tutsak yakınları ve dostlarının işi olmaktan çıkarak toplumsal bir soruna dönüşmüştür. Bizim de bu ihtiyaca yanıt vermek için yol, yöntem, örgütlenme çabası içinde olmamız gerekmektedir.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar