Hrant’ı öldürmeye doyamadınız!

Hrant’ı öldürmeye doyamadınız!

HDP vekili Garo Paylan’ın Hrant Dink cinayetinin aydınlatılması amacıyla TBMM’ye sunduğu araştırma önergesi AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.

Önerge görüşmelerinde söz alan HDP Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, “Hrant Dink benim gibi Malatyalıydı ve Hrant Dink, içinde doğduğu fakir evde kolu kanadı kırılmış bir halkın evladı olarak bu dünyaya geldi. Hrant Dink, yaşadığı Malatya’da halkından geride kalanlardan büyük felaketi öğrendi, dedelerinin, ninelerinin yaşadığı büyük felaketi öğrendi. Bu yetmemiş gibi yeni felaketlerle de Ermeni halkı yüz yüze kaldı; varlık vergisini öğrendi Hrant Dink, 6-7 Eylül 1955 pogromunu öğrendi” dedi.

“DEVLETİN BÜTÜN VARLIĞIYLA KATLEDİLDİ”

Evrensel’in haberine göre, Hrant Dink’in Türkiye ve Ermeni halkının hikâyesini ve yaşadığı acıları Türkiye halklarına Türkçe olarak anlatmaya karar verdiğini aktaran Paylan, “Bunun için de bıçak sırtında olan bir yolu tercih etti. Hrant Dink etkiliydi ve dokunduğu herkesi barışa ve adalete ikna ediyordu. Bunun için de tehlikeli görüldü, müesses nizamın zebanileri Hrant Dink’i bir tehdit olarak görüyordu ve organize bir şekilde medyada Hrant Dink’le ilgili nefret söylemleri organize edildi. Aynı zamanda devreye sokulan yargı da ‘Hrant Dink’in Türklüğe hakaret ettiği’ iddiasıyla Hrant Dink’e bir yafta yapıştırmaya çalıştı. Hrant Dink, ırkçı saldırılara maruz kalıyordu ama o günlerde devletin içindeki karanlık Hrant Dink’i susturmaya karar vermişti ve Hrant Dink 19 Ocak 2007 günü organize bir cinayetle, devletin bütün varlığıyla içinde bulunduğu bir cinayetle katledildi” diye konuştu.

“SOYLU BİLDİKLERİNİ YARGIYA ANLATMADI”

Hiçbir zaman devletin içindeki karanlıkla yüzleşilmediğini kaydeden Paylan, “Hrant Dink’i öldür” diyenlerin yargılanmadığını kaydetti. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 8 ay önce Dink cinayetinin baş sorumlularından “Erhan Tuncel’i Sedat Peker’le kim ortak yapar?” dediğini hatırlatan Paylan, “İçişleri Bakanı bu kişi- üzerinden sekiz ay geçti hiçbir savcı harekete geçmedi ve Süleyman Soylu bununla ilgili bildiklerini gidip yargıya anlatmadı. Bu bile, Hrant Dink cinayetinin Ankara’nın karanlık dehlizlerinde hâlâ o karanlıkta tutulma iradesinin korunduğunu gösteriyor. Bu ülkenin aydınlarından, bu ülkenin vicdanlı insanlarından Hrant Dink’in katledilmesinin üzerinden on beş yıl geçti ve sevgili Rakel Dink’in Hrant Dink cenazesinde söylediği gibi, bebeklerden katil yaratan karanlıkla yüzleşmenin artık zamanıdır” ifadelerini kullandı.

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da Dink’in davasına 15 yıl boyunca katıldığını belirterek, şunları söyledi: “Ama maalesef bu cinayet Adalet ve Kalkınma Partisinin mutlak iktidarı döneminde planlandı, mutlak iktidarı döneminde gerçekleşti ve mutlak iktidarı döneminde de yargılaması yapıldı; maalesef kirli ilişkiler, organize ilişkiler Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasi ilişkisiyle ortaya çıkarılmadı. Bunun bizzat tanığıyım. İstanbul’da bir operasyon heyeti kurdunuz, operasyon heyeti -isimlerini burada vermeyeceğim ama ne söylediğimi çok iyi biliyorsunuz- o heyet ilk önce 26. Ağır Ceza Mahkemesi olarak Selahattin Demirtaş’a ve Sırrı Süreyya Önder’e ağır cezalar verdi, orada rüştünü ispatladıktan sonra 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nden tayin edildiler.

OPERASYON HEYETİ ORADAN ORAYA

Orada Sözcü gazetesine, Canan Kaftancıoğlu’na, akademisyenlere, Çağdaş Hukukçular Derneği üyelerine ağır cezalar verdiler. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Bu operasyon heyeti 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nden alındı, 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Neden sonra biliyor musunuz, neden sonra? 14. Ağır Ceza Mahkemesi bu cinayette çok önemli olan, MİT mensuplarının dinlenmesine karar vermişti, 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, ama ne yaptınız? 37. Ağır Ceza Mahkemesini siz, Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasi iradesi, bu operasyon heyetini aldınız, 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti yaptınız, aynı adliye içerisinde, 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, meşhur heyet ne yaptı biliyor musunuz?

MİT MENSUPLARINI DİNLEMEKTEN VAZGEÇTİLER

MİT mensuplarının dinlenmesi kararından vazgeçti. Eğer ortak değilseniz bu cinayete, siyasi olarak ortak değilseniz gelin, burada bu yargı operasyonunu neden yaptığınızı, o heyeti 37. Ağır Ceza Mahkemesinden alıp 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne neden gönderdiğinizi, MİT mensuplarını dinleme kararından neden vazgeçtiğini gelin burada açıklayın.”

AKP grubu adına söz alan milletvekili Pakize Mutlu Aydemir, Türkiye’de AKP döneminde faili meçhullerin yaşanmadığını iddia etti. Aydemir, “Önergede bahsedilen olaylar yargının gündemine gelmiş, bağımsız yargı tarafından soruşturulmuş, bir kısım soruşturma da hâlen devam etmektedir” dedi.

MİT SORUSUNA YANIT VERİLMEDİ

CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun ısrarla “MİT mensupları neden dinlenilmekten vazgeçildi?” sorusuna ise yanıt verilmedi.

AKP’li Oya Eronat, “Mecbur mu? Sana mı cevap verecek?” derken, AKP’li Ramazan Can da “Dinle, dinle” sözleriyle sorulara engel olmaya çalıştı. Tanrıkulu ısrarla MİT üyelerinin neden dinlenmediğini sordu.

Konuşmasını sürdüren AKP’li Aydemir, “Dink cinayetini gerçekleştiren bazı kamu görevlilerinin eylemi başından sonuna kadar planlayıp icrasının yolunu açtıkları ve denetledikleri, cinayetin işlenmesine nezaret ettiklerini, potansiyel şüphelileri ve eylemi gerçekleştirenleri bildikleri hâlde FETÖ/PDY amaçları doğrultusunda Dink’in öldürülmesini engellemedikleri aksine suça iştirak ettikleri belirtiliyor. Eğer devlet içerisinde çöreklenen illegal yapılar varsa yine bu illegal yapıların hukuki çerçevesinde, zaman içerisinde nasıl ortaya çıkarıldığını ve hukuk önünde hesap verdiklerini unutmamak gerekiyor. Devam eden davayla ilgili bir araştırma komisyonu kurulması da İç Tüzük gereği mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

Söz alan HDP Milletvekili Garo Paylan, “Hrant Dink 2005 yılında valiliğe çağrılıp MİT yetkililerince tehdit edildi. Bu yetkililerin mahkeme önüne çıkarılması için karar verildi geçen yıl, bu yıl bu karar kaldırıldı. Bu kararı neden kaldırttınız?” sözlerine AKP’li Aydemir, “ Mücadele ediyoruz, biz bu yapıyla mücadele ediyoruz” dedi.

Paylan, “Bu cinayetin üstü örtülüyor. Üstündeki sis perdesinin kaldırılması için siyasi bir irade gerekir, bunun için bu araştırma önergemizi destekleyin, bu cinayetin üzerindeki sis perdesini hep beraber kaldıralım” diye belirtti.

*

HDP vekili Garo Paylan’ın Hrant Dink cinayetinin aydınlatılması amacıyla 17 Ocak’ta TBMM’ye sunduğu araştırma önergesinin gerekçesinin tamamını Agos gazetesinden aktarıyoruz:

“Gazeteci Hrant Dink, 19 Ocak 2007 tarihinde İstanbul’da kurucusu olduğu ve genel yayın yönetmenliğini yaptığı AGOS Gazetesi’nin önünde öldürülmüştür.

Hrant Dink, öldürüldüğü güne kadar Türkiye halklarının eşit yurttaşlık talebini dile getirmiş, devletin katı, milliyetçi ve ayrımcı politikalarını eleştirmiş, barışın ve eşitliğin önemini savunmuş bir gazetecidir. Öldürülmesi toplumun pek çok kesiminde, farklı etnik kimlikten ve dini inanıştan kişilerde ortak bir acı yaratmış, cenazesinde yüz binlerce insan bir araya gelmiş, birbirinin varlığını ve acısını sahiplenerek bir arada yaşamaya duyulan özlemi ortaya koymuştur. Hrant Dink, öldürüldüğü günden sonra da Türkiye’de eşitliğe ve çoğulculuğa duyulan özlemin; demokrasi ve adalet istencinin bir sembolü haline gelmiştir. Hrant Dink cinayetinden sonra başlayan yargı sürecinin de sembol bir nitelik taşıdığı söylenebilir: Dink davası, ortada Türkiye’nin Ermeni bir yurttaşına karşı adeta “milli mutabakatla” işlenen bir cinayet olmasına rağmen, ne yazık ki, hafızalarda cezasızlık kültürünün sembollerinden biri olarak yer etmiştir.

Hrant Dink, AGOS’ta yayımlanan Sabiha Gökçen’e ilişkin yazısından (6 Şubat 2004) sonra ırkçı çevreler tarafından hedef haline getirilmeye başlanmıştır. Yazının yayımlanmasından sonra Genelkurmay Başkanlığı tarafından bir açıklama yapılmış ve takip eden süreçte Dink, İstanbul Valiliği’nce çağrılarak, “uyarılmıştır.” Yanı sıra 16 Nisan 2005 tarihinde, Dink hakkında “Türklüğe hakaret” suçlamasıyla (TCK 301) dava açılmıştır. Dink hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş, karar, bilirkişi raporuna ve Yargıtay Başsavcılığı’nın itirazına rağmen Yargıtay tarafından onaylanmıştır. Öldürülmesine varan süreç boyunca Dink, sahip olduğu Ermeni kimliği üzerinden, medya aracılığıyla ırkçı, milliyetçi kesimler tarafından hedef haline getirilmiş, “Türk Düşmanı Ermeni!” gibi pek çok nefret söyleminin hedefi kılınmıştır. Hükümet tarafından, Dink’in hedef gösterilmesini engelleyecek, medyadaki nefret söylemlerini kınayan bir tutum alınmamış, tam tersine hükümet temsilcileri cinayetin şartlarını yaratan söylemlerde bulunmuştur.

Hrant Dink cinayeti örgütlü bir suç niteliği taşımaktadır. Cinayete giden süreçte, devletin çeşitli kademelerinden kişiler suikast planı ile ilgili bilgi sahibi olmalarına rağmen harekete geçmemiştir. Ayrıca, Dink’in katil zanlısının Samsun Emniyeti’nde emniyet mensuplarınca bir “kahraman” edasıyla karşılanmasına ilişkin basına yansıyan görüntüler, Hrant Dink cinayetine ilişkin “kirli ilişkilerin” rolünün ipuçlarını veren, toplumsal hafızada silinmeyecek derin bir iz olarak değerlendirilebilir.

Bu anlamda Devlet, Hrant Dink’in “yaşam hakkının ihlali” konusunda koruma ve önleme sorumluluğunu yerine getirmediği gibi çok sayıda kamu görevlisi cinayetin şartlarının oluşmasında rol almıştır. Cinayetten sonra da yeterli ve etkili kovuşturma/soruşturma süreci gerçekleştirmemiştir. Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu olan kamu görevlileri görevlerine devam ettirilmiş, hatta aralarında terfi ettirilenler olmuştur.

Hrant Dink’in katillerinin yargılanmasına 20 Nisan 2007’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanmıştır.Hrant Dink davası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) de taşınmıştır. AİHM, Dink Kararı’nda Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) yaşam hakkı (madde 2), ifade özgürlüğü (madde 10) ve mahkemeye etkili başvuru hakkını (madde 13) ihlal ettiğine oy birliğiyle karar vermiştir.

Sonuç olarak, Hrant Dink davasında ihtiyaç duyulan adalet, temsili bir yargılama ve tetikçilerin/belli kişilerin ceza almasıyla değil; cinayete ortam hazırlayanların ve sonrasında sorumluları bir tür cezasızlık zırhıyla kuşatarak bu nefret suçunun üstünü örten zihniyetin tüm aktörlerinin açığa çıkarılması ve hakikatin aydınlatılması ile yerini bulacaktır.

TBMM’nin olaydaki sorumluların açığa çıkarılmasına destek olacak, toplumsal vicdanı rahatlatacak ve böylesi acıların bir daha yaşanmasını önleyecek bir irade göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve talep ediyoruz.”


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar