İçimizdeki Şeytan

İçimizdeki Şeytan

Sabahattin Ali’nin bu romanı vesilesiyle, içinde yaşadığımız toplumun yitirilmiş değerlerine bu kadar yabancılaştığını görmek gerçekten çok acı.

Gürbüz Deniz

İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… içimizde şeytan yok… içimizdeki aciz var… tembellik var… iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…

Sabahattin Ali’nin bu romanı vesilesiyle, içinde yaşadığımız toplumun yitirilmiş değerlerine bu kadar yabancılaştığını görmek gerçekten çok acı.

Roman kahramanları Ömer ve Macide gençliklerinin, cahilliklerinin ve çaresizliklerinin kurbanı oluyorlar. İnsan içinde okurken içinde hep bir ezilme hissediyor. En başından anlıyorsunuz bu romanın mutluluk vaat etmediğini ve kaybolmuş insanları anlattığını.

Bu kitapta Nihal Atsız, Necip Fazıl Kısakürek ve Peyami Safa’ya yapılan göndermeler, kitabın bazı karakterlerinin Ömer’in en yakın arkadaşı Nihat’ın Nihal Atsız’a, yazar karakterinin Peyami Safa’ya, baba parası ile geçinen, yılda birkaç şiir yazan şair karakterinin Necip Fazıl Kısakürek’e benzetilmesi de kitabın siyasi yönüdür.

Irkçılığın “hastalık” boyutunu onlar üzerinden gözler önüne sermiş yazar. Psikolojinin sınırlarında dolaşmasıyla, inişleriyle, gerçekçiliğiyle ve toplumsal olgulara mükemmel dokunuşuyla sürükleyiciliğini hiç yitirmiyor, sıkılmadan okuyorsunuz.

Sabahattin Ali, yaşadığı devri o kadar iyi irdelemiş, doğrusunun ne olması gerektiğini öylesine mükemmel işlemiştir ki, bu doğrular bana göre geçerliliğini hala korumaktadır.

Sabahattin Ali romanlarında şiir gibi anlattığı toplumsal yapı ve kişinin iç dünyasına yaptığı yolculuklarla Türk romanının en iyilerinden olduğunu fazlasıyla ispatlamıştır. İçeriğinde hem yoksulluktan darbe yiyen iki yalnız gencin hazin aşk hikayesini hem de hoşgörü yeteneğinden yoksun faşist bir örgütlenmenin insanların hayatına saman altından su yürütürcesine sızmasını birleştiren bu romanı okumamış edebiyatsever varsa kesinlikle okumalıdır. Geçenlerde edebiyatsever ve benim ufuk açıcım ile yerli edebiyat, yazarlar ve kişilere, kişisel tahlillere inen kitaplar hakkında konuştuk. Bu kitap bahsi geçen kitaplara örnek teşkil edebilir; tek farkı Sabahattin Ali toplumsal düşün dünyasında ve eylemlerinde yer alarak bedelini en acı şekilde ödemiştir.

Zannımca Oğuz Atayvari tahliller, tanımlamayı hedeflediği zümreyi okura edebiyat yönüyle göstermek istemesinden kaynaklanmaktadır. Misal, gündelik yaşam olanca hızıyla akıp gider; fakat Ömer herkesten iki kat fazla yorulur. çünkü Ömer ‘düşünmekte’dir. Arpacı kumrusu gibi, söylenen her sözde, kaçırılan her bakışta mana arar, durur. Oğuz Atay’ın bir kahramanı Selim Işık’a söylettiği gibi: “Anlam kadar hayatı zehreden bir kavram yoktur”.

Çorap çalma sahnesinde -sahne diyorum çünkü öyle ayrıntılı ve başarılı anlatmış ki Sabahattin Ali-, yaşananları tüm yönüyle gözde canlandırmamak olası değil. Bireysel, toplumsal-siyasal her alanda kalemi kuvvetli olan Sabahattin Ali salt bencil sıradan sorunlara değinmeyerek farkındalığını ortaya koymuştur. Anısına saygıyla…

Keyifli okumalar

Sağlıcakla ve dostlukla kalın

Gürbüz Deniz


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar