İkinci yılında yönetilemeyen Covid-19 pandemisi

İkinci yılında yönetilemeyen Covid-19 pandemisi

Pandeminin ikinci yılında 5.5 milyon kişi hayatını kaybetti. Sistemin hoyratlıklarından beslenen bu salgın, aşıya dair kafa karışıklıkları nedeniyle de dur durak tanımıyor. Aşı karşıtı olmakla kapitalizmin yol açtığı yıkıma karşı olmak arasındaki farkı doğru algılamak, kapitalizm karşıtlığından yola çıkıp dinci gerici ve faşistlerin tuzağına düşmemek gerekir. Bu konudaki berraklık çok tayin edici bir yerde durmaktadır.

Leyla Sander

Kapitalist sistem tarafından yönetilemeyen pandemi (Covid-19), tüm dünyada derin bir kriz olmaya, varolan yapısal ve katmanlı krizi derinleştirmeye devam ediyor. Devletlerin yaptığı tek şey, bu süreci bir avuç emperyalist tekelin çıkarlarına göre organize edip sözde yönetmeye çalışmak… Diğer taraftan kitlelerin hassas noktalarına dokunarak korkularını tetiklemek, geniş yığınları baskılayıp onları mutlak bir itaate zorlamak. Bizzat kendilerinin neden olduğu daha fazla kar için göçerttikleri sağlık sisteminin yol açtığı yıkımın sonuçlarının bedellerini halklara yıkmak. Covid heyulasını kullanarak biat kültürünü ve pratiğini dünya çapında hakim kılmak.

Daha bütünsel hedef ise burjuvazinin dünya çapında büyümüş krizini yeni bir emek rejimi inşasıyla aşmak. Teknolojik gelişimin altın çağında Ortaçağın yoksunluğunu yaşıyoruz.

Hastaneler gerekli donanımdan yoksun

Bilim devre dışı bırakılıyor. Sözde bu süreci atlatmak için piyasaya sürülen aşılar patent altına alınarak ulaşılabilir olması engelleniyor. Tek tip aşılar dayatılıyor, alternatif tedavi sunan ya da büyük tekellerin çıkarlarına çomak sokan doktorlar bir bir görevden alınıyor. Konuşmaları engelleniyor, sosyal medyadan erişimleri zorlaştırılıyor. Faşist kesimlerdeki gerici yaklaşımlarla değil, ilaç tekellerine ve dahası sistemin kendisine güvenmedikleri için zorunlu aşıyı reddeden sağlık emekçileri işsizlikle karşı karşıya bırakılıyor. İş akitleri süresiz ellerinden alınıyor, bu süre boyunca ücretleri ödenmediği gibi herhangi bir yerde çalışabilmelerine yasak getiriliyor.

Burjuvazi salgını fırsata çevirme çabasında

En gelişmiş ‘sosyal devlet’ normlarına sahiplik iddiasındaki kapitalist devletlerin tedbirleri de halk sağlığını gözeten bir eksende değil tekelci burjuvazinin çıkarlarını esas alan bir eksende belirleniyor. Keza emperyalist kapitalizm bu salgını her açıdan fırsata çevirmeye tam gaz devam ederken aynı zamanda üretim ve tedarik zincirleri başta olmak üzere üretim-dolaşımın kendisini etkileyecek bir düzeye sıçramasından, sağlık sistemini yerle bir etmesinden de gerçekten korkuyor. Bu yüzden de salgının hiç olmazsa bundan sonra hafif atlatılmasına odaklanan bir yaklaşımla hareket ettiği görülüyor. Bu arada pandeminin öldürücü etkisini de kullanarak pekçok faşist düzenlemeyi halkın psikolojik teslimiyetiyle bir bir geçiriyor.

İngiltere’de özellikle salgın sürecinde yoğunlaştırılan antidemokratik yasal düzenlemeler, parlamentonun sorgulamasını engelleme yöntemleriyle daha da sert ve kalıcı hale getiriliyor. Diktatörlük rejimlerinde görülen türden yasal düzenlemeleri ve polis yetkilerini arka kapıdan yasallaştıran Johnson Hükümeti halkın protesto hakkını elinden alırken medyadan tepki neredeyse hiç yok.

Burjuvazi Covid-19’dan fayda sağlayarak yoluna devam etmeye çalışsa da, kitleler pandeminin ikinci yılında, tekellerin hizmetinde olan devletlere olan güvenlerini gün geçtikçe daha fazla yitiriyor. Pandemi gerekçesiyle dayatılan yasaklar çiğneniyor, dayatılan tek-tip aşı zorunluluğu ve sosyal yaşam alanlarındaki kısıtlamalar reddediliyor. Fransa, Martinique, Guadeloup, İngiltere, Yunanistan, Avusturya, Avusturalya, Belçika, İspanya ve Hollanda gibi ülkeĺerde  yaygınlaşan sokak gösterileri grev, barikat ve çatışmalar sürüyor.

‘Aşı karşıtlığı’ konusundaki belirsizlikler

Aşı karşıtlarına getirilen yasaklar, işten atmalar elbette onaylanamaz, ama pandeminin toplumsal bir sorun olduğu gerçeğini ve bireyin özgürlükleri kadar topluma karşı sorumluluklarının da olduğu, özelikle salgın dönemlerinde bunun daha fazla böyle olduğunu gölgelememeli. Pandeminin fırsata çevrilmesi ve gerici düzenlemeler yapılmasıyla aşı karşıtlarının bilimsel temelleri olmayan yaklaşımları özgürlük adına öne çıkarmaları sonuçta birbirinden çok farklı şeyler.

Avrupa’da aşı karşıtlığına dair eski araştırmalar var. Son yıllarda (Covid’ten de önce) bu karşıtlığın tırmandığı belirtiliyor. Buna dair bilimsel araştırmalarda sisteme karşı güvensizlik kadar özellikle sağcı-muhafazakar kesimlerdeki kapalı-tutucu yaklaşımların belirleyici olduğu ifade ediliyor. ABD’de Trump’tan biliyoruz bunu. Ondan öncekiler de cehaletin ve gericiliğin simgesiydi, Bush gibiler mesela. Gerici tarikatlara da üye bu adamların kitlelerin bilincinde yarattıkları erozyon, onları kendi belirledikleri gündemlerle sarhoş etmeleri yabana atılacak toplumsal sonuçlar yaratmadı. Bugün aşı karşıtı hareketin gövdesini sistemin alıklaştırdığı, çeşitli hurafelerle kendilerine mürit yaptıkları bu kesimler oluşturuyor. Türkiye’de de farklı değil. Bunlar aşı karşıtlığı üzerinden toplumsal tepkileri emmeye, gerici kanallara akıtmaya, kitleleri ajite edecek bir argüman yaratmaya çalışıyor.

Aşının bilimsel niteliği tartışılabilir elbette. Ama bu tartışmalar bile bilimin 21. yüzyılda ulaştığı gelişmişlik düzeyi ve emperyalist kapitalizmin kendi yarattığı yıkımlara karşı ön hazırlık çalışmalarından bağımsız ele alınamaz. Bilimsel olduğunu düşündüğümüz pekçok kaygıyla birlikte yürüyen bir süreç bu. MRNA tipte aşılar için çalışmalar bugün başlamış değil. Aslında sistem yıllardır kendisinin doğada yarattığı yıkım ya da biyolojik saldırı vs. kaygılarıyla bu tür aşıların geliştirilmesiyle uğraşıyor. Hem de koruyucu sağlık hizmetlerini büyük ölçüde tasfiye ettiği ve bu ihtiyacı tamamen piyasalaştırarak tedavi odaklı sağlık ticaretine geçtiği halde MRNA tipte aşı çalışmalarını es geçmemiş. Bunu bile ulusal güvenlik ve genel olarak sistemin güvenliği kapsamında ele almışlar. 

Aşı karşıtlığı değil kapitalizm karşıtlığı

Bir diğer çelişki ise belirsizliklerden ve ortalıkta dolaşan yalan yanlış bilgilerden kaynaklı olarak aşıya dair kafa karışıklığıdır. Aşı karşıtı olmakla kapitalizmin yol açtığı yıkıma karşı olmak arasındaki farkı doğru algılamak gerekir. Kapitalizm karşıtlığından yola çıkıp dinci gerici ve faşistlerin tuzağına düşmemek gerekir. Bu konudaki berraklık çok tayin edici bir yerde durmaktadır.

Özcesi, aşıya dair mücadele kapitalizm eksenli olmak zorundadır. Örneğin aşılanmayanların kamusal ortamlara sokulmaması ile aşılanmayanların işten çıkarılması-işe alınmaması veya aşı olmayanlara kamusal hizmet götürülmemesi-sunulmaması aynı torbaya doldurulamaz. Aşı olmayı, maske takmayı, bulaşı engelleyecek en basit önlemlere dahi uymayı reddedenler ilki kapsamına giren sonuçları da göze almışlar demektir. Ama ikinci kategoriye giren yönelim ve uygulamalar, salgının bu boyutlarda yaşanmasının da sorumlusu olan kapitalizmin, büyük bir yüzsüzlükle onu bahane ederek ağırlaşmış faturayı yine sınıfa ve emekçi kitlelere ödetmeye yeltenmesi anlamına gelir ki, buna asla sessiz ve seyirci kalınamaz. Fakat bu karşı çıkış aşı karşıtlığı ekseninde örgütlenemez. Bu durum bilim karşıtı dinci gericilik ve ırkçı çevrelerle aynı zemine düşmeye yol açar.

Oysa aşıya dünya çapında ücretsiz olarak daha hızlı ve eşit erişim hakkı talebini yükseltmek gerekir. Fransa’nın, Belçika’nın sömürgesi Afrika ülkelerinde ‘aşıya erişim hakkı’ adeta unutulmuştur. Onlara aşı sağlamazlar ama sırf kendilerini garantiye almak için seyahat yasakları koyarlar. Meseleyi “bireysel özgürlük ve hak” parantezine sıkıştıranların da ‘aşıya erişim hakkı’ konusunda nedense pek çıtları çıkmaz.

Eğer kapitalizme gerçekten karşıysak bir diğer mücadele alanı da sürekli yeni varyantlar üreterek dünyayı pençesine alan Covid-19 gibi bir hastalığın tedavisinin kapitalist kâr konusu yapılmaması, tedaviyi sağlayan ilaç ve aşı formüllerinin özel mülkiyet konusu olmaktan çıkarılması için mücadele olmalıdır. Bugün Covid-19’a karşı üretilen aşıların dünya nüfusunu içerecek bir sayıya ulaşamamasının nedeni üretim araçlarının yokluğundan değil, mülkiyet haklarının belli emperyalist ilaç tekellerinde olmasındandır.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar