İşkenceden kaçtıkları için cezaevindeler: El Hiblu 3’lüsü

İşkenceden kaçtıkları için cezaevindeler: El Hiblu 3’lüsü

1 Ocak ile 14 Eylül 2020 arasında AB’ye ulaşmaya çalışan 8 bin 435 kişi denizde durdurularak Libya’ya iade edildi.

Damla Uğantaş*

25 Mart 2019’da daha güvenli bir yaşam umuduyla bulundukları yeri terk etmeye karar vermiş 114 kişiyi taşıyan küçük bir lastik bot Libya’dan Akdeniz’e doğru açıldı. Bir süre sonra bot açık denizde sürüklenmeye başladı. Botta bulunan yolcuların kaderinin Akdeniz’i geçmek isterken sularda kaybolan binlerce kişiden farklı olmasını sağlayan şey ise, botun, El Hiblu isimli bir petrol tankeri tarafından fark edilmesi oldu. Petrol tankeri tarafından kurtarılan 20 kadın ve en az 15 çocuğun da aralarında bulunduğu mültecilere, geminin kaptanı tarafından, Avrupa’da güvenli bir yere götürme sözü verildi. Ancak zaman geçtikçe kurtarılan kişiler Libya’ya geri götürüldüklerini anlayıp paniklediler. Çünkü bu yolculuğa çıkan mülteciler için geri dönmek işkence, gözaltı ve cezaevi demekti.

Gerginlik tırmanınca gemide 15,16 ve 19 yaşında olan üç gençten yardım istendi. Çünkü gençler İngilizce konuşabiliyordu ve gemi mürettebatı ile mülteciler arasında tercümanlık yapabilirlerdi. Gençlerin devreye girmesinden ardından mürettebat ikna edilerek geminin rotası yeniden Malta’ya çevrildi.

O dönem 15 yaşında olan üç gencin en küçüğü, Vice internet sitesine verdiği söyleşide, geminin birinci zabitinin sözüne sadık kalacağına dair güvence vermek için üç gencin kaptan kamarasında kalarak, navigasyondan geminin rotasına bakabileceklerini söylediğini belirtiyor:

“Kamarada arkadaşçaydık. Şiddet yoktu. Kısacası kaptanın bizim için üzüldüğünü düşündüm.”

Ancak kısa bir süre sonra üç gencin içine düştüğü korkunç sürecin henüz bitmediği ortaya çıkar. Malta kıyılarına doğru ilerlerken gemiye Malta Sahil Güvenliği tarafından operasyon düzenlenir ve üç genç gözaltına alınır. Aradan iki yıl geçmesine rağmen gençler mahkeme karşısına çıkarılmadı. Polis ve gemi mürettebatının süreçte herhangi bir şiddet kullanılmadığını söylemesine rağmen gençlerin tutukluluk hali devam ediyor. Bugün El Hiblu 3’lüsü olarak anılan üç gencin avukatı Neil Falzon gençlerin ‘günah keçisi’ seçildiğini söylüyor:

“Bu şekilde seçilmeleri büyük haksızlık. Önlerinde koca bir hayat var ama bu, anın yoğun stresi yüzünden her şey askıda.”

Uluslararası Af Örgütü süreci ilk günden beri izliyor ve bu kapsamda, El Hiblu 3’lüsü hakkındaki suçlamaların düşürülmesi talebiyle bir imza kampanyası yürütüyor. Af Örgütü’ne göre, üç gencin Malta’da karşı karşıya kaldığı yargı süreçleri, AB’nin mültecilerin Avrupa’ya gelmesini engellemeye yönelik politikaların bir parçası. İnsan hakları örgütleri, AB’ye bu politikalarını değiştirme ve sığınma hakkını kullanan mültecilerin güvence altına alınması çağrısında bulunuyor.

Mülteciler, AB ile Libya arasında hak ihlalleri zincirinde kapana kısıldı!

El Hiblu 3’lüsün karşı karşıya bırakıldığı süreçler, aslında Libya ve AB arasında binlerce kişinin yaşadıklarından küçük bir kesit sunuyor. Zira her yıl binlerce kişi, daha güvenli bir yaşama kavuşma umuduyla çıktıkları yolda işkence ve hak ihlalleri arasına kapana kısılıyor.

“Dövüldüm, su içmeme ve yemek yememe o kadar az izin verildi ki yürüyemiyordum, böbreğimde sorunlar yaşadım. Bani Walid’de beş ay kaldım ve hastalandım.”

Uluslararası Af Örgütü’nün ‘Hayatla ölüm arasında: Libya’nın hak ihlalleri döngüsünde mahsur kalan mülteciler ve göçmenler’ başlıklı raporunda yer verilen bu tanıklıkta söz edilen Bani Walid kasabası, Libya’daki göçmen kaçakçılığının merkezlerinden biri. Ancak göçmenler Libya’nın tamamında Yasadışı Göçle Mücadele Müdürlüğü’ne bağlı gözaltı merkezlerinde işkence, fidye isteme, tecavüz, açlık ve zorla kaybedilme ile karşı karşıya bırakılıyor.

Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) verilerine göre, Libya 570 binden fazla göçmene ev sahipliği yapıyor. Yine aynı verilere göre, Libya’da bulunan göçmenlerin yüzde 24’ünü refakatsiz çocuklar oluşturuyor. Süregelen silahlı çatışmalar ve güvensizlik ile göçmenler ve mülteciler, yalnızca gözaltına alınma ve gözaltı merkezlerine gönderilme riski altında değil, aynı zamanda milisler, silahlı gruplar ve insan kaçakçıları tarafından kaçırılma tehlikesi altında yaşıyor.

Uluslararası Af Örgütü’ne konuşan göçmenlerin aktarımına göre, çok sayıda göçmen aileleri serbest bırakılmaları için fidye ödeyene kadar işkenceye veya tecavüze maruz kaldı. Yine çok sayıda kişi ise gözaltında şiddet, işkence, açlık veya tıbbi ihmal nedeniyle hayatını kaybetti. Onlarca mülteci ve göçmenin ise Yasadışı Göçle Mücadele Müdürlüğü’nün resmi merkezlerinde gözaltında tutulan veya insan kaçakçılarının kontrolündeki diğer yerlerde alıkonulan yakınlarının öldürüldüğünü paylaştı. Çok zor olsa da, bu tehditler ile karşılaşmamış kişiler ise, temiz su ve yıkama imkanlarına erişimleri olmaksızın sağlıksız koşullarda yaşamak zorunda bırakılıyor.

Ufukta beliren tek umut: Akdeniz’i geçmek

Pekçok mülteci için akıl almaz boyutlara ulaşan işkence ve öldürülme riskinden kaçmanın tek yolu deniz yoluyla AB ülkelerine gitmek. Ancak 2016’dan beri, AB üyesi devletler, Libya’dan botlarla çıkmaya çalışan kişilerin denizde durdurulup Libya’ya geri götürülmesini sağlamak için Libya yetkilileriyle iş birliği yapıyor ve denizdeki faaliyetlerin koordine edilmesi için Libya’ya hız tekneleri, eğitim ve destek veriyor.

Libya’dan gelen mültecilerin ilk varış noktalarından biri olan Malta, bu anlamda önemli bir örnek. Çünkü hükümetin mülteci politikalarında değişikliğe gitmesi, hukuka aykırı ve bazen de benzeri görülmemiş uygulamalara başvurulmasına neden oldu. Zor durumdaki insanları kurtarmak yerine botların İtalya’ya yönlendirilmesi, Malta açıklarında yeterli donanıma sahip olmayan gemilerde yüzlerce kişinin hukuksuzca gözaltına alınması ve insanların Malta’ya ulaşmasını engellemek için Libya ile yeni bir anlaşma imzalanması, giderek daha sık başvurulan taktikler arasında yer alıyor.

Geri gönderilenler: Kaçtıkları gözaltı merkezlerine iade ediliyorlar

Uluslararası Af Örgütü verilerine göre, 2016’dan bu yana tahmini olarak 60 bin kişi, AB destekli Libya Sahil Güvenliği tarafından denizde durduruldu ve Libya’da karaya çıkarıldı. Yalnızca 1 Ocak ile 14 Eylül 2020 arasında 8 bin 435 kişi denizde durdurularak Libya’ya geri götürüldü. Bedeli her ne olursa olsun insanların AB kıyılarına ulaşmasını engellemek isteyen AB devletleri, hak ihlallerine gözlerini kapatarak bu politikaları sürdürmek konusunda ısrarını devam ettiriyor.

Bir örnek paylaşmak gerekirse; 15 Nisan 2020’de, aralarında yedi kadın ve üç çocuğun da bulunduğu 51 kişilik grup, Dar Al Salam 1 isimli ticari balıkçı gemisi tarafından Malta’nın arama-kurtarma bölgesinde kurtarıldıktan sonra hukuka aykırı şekilde Trablus’a geri götürüldü. Gemi Libya’ya vardığında beş kişi ölmüştü. Hayatta kalanlar, yedi kişinin denizde kaybolduğunu, gemideki kişilere ise tıbbi destek sağlanmadığını bildirdi.

Libya’ya geri itilen mülteciler, kaçtıkları Libya’da Yasadışı Göçle Mücadele Müdürlüğü (DCIM) merkezlerine götürülüyor. AB’nin Eylül 2020’de duyurduğu göç anlaşması ise bu anlamda yeni bir başlangıç adı altında yıllardır binlerce mültecinin hayatına mâl olan pratiklerin makyajlı bir tekrarı olmaktan öteye gidemiyor.

Akdeniz geçildiğinde: AB politikaları mültecileri sürekli bir risk altında bırakıyor

Bütün bu uygulamalara rağmen Akdeniz’i geçerek İtalya ve Malta’ya ulaşmayı başaran mülteciler ise yeni bir hak ihlalleri silsilesi ile karşı karşıya kalıyor. Zira AB üyesi devletler, mültecilere yardım edenleri cezalandırma politikalarına başvurarak bu kişileri yargı süreçleri ile karşı karşıya bırakıyor. Mültecilere sıcak giysi veya yemek veren kişiler ‘yasa dışı geçişi kolaylaştırma’ suçlaması ile yargılanıyor.

Sivil toplum kuruşları temsilcileri de ceza kanununun kötüye kullanılması nedeniyle risk altında bulunuyor. İtalya’da deniz koşullarına uygun olmayan botlarla Avrupa’ya doğru yolculuğa çıkan insanların hayatını kurtaran arama-kurtarma görevlileri karalama kampanyalarına hedef oldu, ceza soruşturmalarına uğradı. Balıkçı tekneleri, yük taşıyan gemiler gibi Mültecileri Akdeniz’de boğulmaktan kurtarabilecek durumda olan kişiler ise Malta veya İtalya’ya gitmeleri durumunda karşılaşabilecekleri süreçlerden çekindikleri için mültecilere yardım etmekten kaçınıyor veya onları Libya’ya geri dönmeye zorluyor. Bu noktada hatırlatılması gereken en önemli husus şu: Mülteci Hakları İnsan Haklarıdır!


*Damla Uğantaş, Kampanyalar Sorumlusu, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi

T24


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar