İzmir Belediye işçileri: “Sendika da biziz, sendika da bizim!”

İzmir Belediye işçileri: “Sendika da biziz, sendika da bizim!”

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Kod-29 ile atılan ve direnişe başlayan işçilerden Orhan Yıldız: “Sendika sadece ve sadece iki eylem yaptı, o da ilk atıldığımızda. Biz direniş kararı aldığımızda direnişin sendika tarafından örgütlenmesini istedik. Ama sendika ‘destek veremeyeceğini’ söyleyip açıkça karşı olduğunu belirtti. Biz de işçi sınıfının iradesini ortaya koyarak ‘size rağmen eylemi yapacağız’ diyerek direnişe başladık”.

Son birkaç yıldır düşüş eğiliminde olan işçi sınıfının nabzı Türkiye’nin hemen her yerinde hissedilir biçimde atmaya başlandı. Mevcut ekonomik kriz ve pandemi koşullarının bu krizi katmerlendirmesiyle taşra olarak tanımlanan Kayseri, Çorum gibi kentlerde bile işçi sınıfı eylemleri görülmeye başladı.

Bu süreçte birbiriyle iç içe geçen dört noktanın öne çıktığı söylenebilir. Bu dört noktanın ikisi işçi sınıfı cephesinde, ikisi ise sermaye cephesinde yer alıyor.

Birinci olarak işçiler sermaye karşısında sayılarının az ya da çok olmasına bakmadan, uzun-kısa zaman demeden örgütlü ve eylemli biçimde yer alıyorlar.

İkinci olarak, işçi sendikaları en kritik anda işçi sınıfının değil sermayenin yanında yer alarak artık çok açık bir biçimde işçi sınıfını satıyor. Kadıköy’de grevi satan DİSK Genel-İş, İzmir’de de atılan işçilerin başlattığı direnişe “karşı” çıkıyor.

Üçüncü olarak ise, sermaye sınıfı pandemi döneminde işçi çıkarma yasağını en ahlaksız biçimde işçilerin “ahlaksız” olduğu iddiasına dayanarak Kod-29 ile işten çıkarıyor.

Dördüncü ve son olarak, sermaye siyaseten sosyal demokrat, İslamcı ayrımı yapmadan işçi sınıfının karşısına bir blok olarak dikiliyor. Bu son iki noktanın en yakın örneği olarak CHP’li Kadıköy Belediyesi’nde grevle sonuçlanan toplu sözleşme süreci ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) atılan işçiler verilebilir: Sözüm ona “sosyal demokrat” CHP’nin Kadıköy Belediyesi işçiye sadaka bile olamayacak ücret dayatması yaparken yine CHP’li İBB, İzmir Valiliği’nin “güvenlik soruşturması”nı bahane edip Kod-29’ya dayanarak işçilerini işten atabiliyor.

Emek ve sermaye çelişkisinin güncel olarak yoğunlaştığı bu dört noktadaki her gelişme hem diğer noktaların kendi aralarındaki dinamiği hem de bir bütün olarak içi sınıfının genel mücadelesini yakın zamanda çok kritik biçimlerde etkileyecektir. İşçi sınıfı mücadelesinin örgütlenmesinde bu dört noktanın özel bir biçimde gözetilmesi gerekmektedir.

Son dönemde artan işçi sınıfı eylemlerinde ortaya çıkan noktaların bir örneği de İzmir’de 16 Şubat’ta İzmir Büyük Şehir Belediyesi’nden atılan on altı işçi tarafından başlatılan direnişte de kendisini göstermektedir.

Aşağıda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Kod-29 ile atılan ve direnişe başlayan işçilerden Orhan Yıldız ile yaptığımız röportajı bulacaksınız.

Alınteri: Öncelikle sizleri, direnişteki işçileri, kısaca tanıyalım.

Orhan Yıldız: Bizler İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) çeşitli şirketlerinde çalışan işçileriz. Ben İBB Sosyal Yardımlaşma Müdürlüğü’nde şoför olarak çalışıyordum. Diğer arkadaşlar da farklı birimlerde çalışıyordu, dağınık bir durum söz konusuydu.

Alınteri: Direnişe başlamanıza neden olan durum nedir?

Orhan Yıldız: 20 Ekim 2020 tarihinde saat 15:00-16:00 civarında gelen bir telefonla aranarak işten çıkarıldık. Belediyenin iştiraki olan İZENERJİ-İZELMAN şirketlerinde kayıtlıydık biz. Şirket merkezine çağırdılar önce. Merkeze gittiğimizde önce elimize bir kâğıt tutuşturmak istediler işten çıkışımıza dair. Sebebini sorduğumuzda ise güvenlik soruşturmasının olumsuz gelmesi ile izah etmeye çalıştılar. OHAL döneminde çıkan KHK’ya dayanarak yapılan güvenlik soruşturması bu.

Alınteri: Güvenlik soruşturmasına ne zaman başladılar?

Orhan Yıldız: Biz işe başlayalı ortalama 8-11 ay olmuştu zaten. Yani işe yeni girmiş değildik zaten. 8 ay sonra gelen bir güvenlik soruşturması bahanesiyle 20 Ekim’de işten çıkardılar. Ancak işten çıkarmak için dayandıkları madde çok sıkıntılı bir madde. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/2 maddesine dayandırılarak Kod-29 ile çıkardılar. ‘Kod-29 nedir’ diye sorarsanız, iyiniyetli olmamak, kurallara uymamak, ahlaksızlık, hırsızlık gibi yüz kızartıcı suç yaftası ile çıkardılar bizi. Zaten pandemi de sermayenin işçi sınıfına yaptığı en büyük saldırı Kod-29 saldırısı. Biz de buna maruz kalmış durumdayız.

Alınteri: Direniş şu an ne durumda?

Orhan Yıldız: Şu anki durum şöyle… Biz 4 ay boyunca açıkçası iyiniyet gösterisi bekledik. Açık bir mağduriyet vardı. Sabıkamız var gibi gösterildik. Kod-29 üzerinden iş bulma şansımız asla yok bundan sonra. Bu sebeple 4 ay boyunca belediye ile aracılar vasıtasıyla görüşmelerde bulunduk. Bu sorunu çözeceğine dair ifadelerde bulunmuştu Belediye Başkanı (Tunç Soyer). Ancak geçen 4 aylık süre boyunca (başkanın) bir irade ortaya koymadığını gördük. Bir noktadan sonra hem Kod-29 saldırısını göğüslemek hem de işe iade için direniş bizim için kaçınılmaz oldu.

Alınteri: Güvenlik soruşturması sonucu ne bulunduğu size söylendi mi?

Orhan Yıldız: Belediye önce ‘gizli belge’ diyerek bize söylemedi. Belgeleri biz mahkemelerde gördük. Çok saçma sapan şeyler var. Zaten hiçbirimizin bir sabıka kaydı falan yok. Yargılaması olan da var aramızda, yargılaması olmayan da… İşte, eylemlere katılmak var, bir arkadaşımızın babasının sendikal faaliyet yürütmesi, demokratik eylemlere katılmak, sendikal faaliyet içinde olmak gibi aslında hakkımızda yapılan “istihbaratı” suç olarak göstermişler.

Alınteri: Bugün direnişin 4. günü, yeni bir gelişme var mı?

Orhan Yıldız: Belediye Başkanı Tunç Soyer ile iki defa görüştük, atılan işçilerin temcileri olarak. Şu an şöyle bir taktik izliyorlar: “Alanı boşaltın, bize süre tanıyın, biz bu sorunu çözmeye çalışalım”. Biz de bunu kabul etmedik. “Somut bir gelişme oluncaya kadar bu direniş bitirilmeyecek” dedik.

Alınteri: DİSK Genel-İş’in yaklaşımı nasıl?

Orhan Yıldız: Sendika sadece ve sadece iki eylem yaptı bu süreçte, o da ilk atıldığımızda, yani Ekim ayında. Bunun dışında bizim hukuki sürecimizi takip etti. Mahkemeler açıldı. Ama bunun dışında hele bu direniş noktasında karşımızda duruyor. Biz direniş kararı aldığımızda bu direnişin sendika tarafından örgütlenmesini istedik. Ama sendika “destek veremeyeceğini” söyleyip açıkça karşı olduğunu belirtti. Biz de işçi sınıfının iradesini ortaya koyarak “Size rağmen eylemi yapacağız” diyerek direnişe başladık.

Alınteri: Süreç bu şekilde devam ederse, yani bir kazanım olmazsa, neler planlıyorsunuz ?

Orhan Yıldız: Eylem zaten şu programla başladı: “Her gün 3 saat (Çankaya’da bulunan eski) Belediye binası önünde durmak”. Eğer 1 hafta içinde bir gelişme olmazsa eylem saatini yükselterek 8 saate yaymak bir sonraki adımımız olacak. Direniş alanımıza her türlü destek ve ziyareti bekliyoruz.

Alınteri: Çok teşekkür ederiz.

Orhan Yıldız: Ben teşekkür ederim.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar