Karaburun’un Ardından…

Karaburun’un Ardından…

“Kapitalizmin Salgınları ve Bitmeyen Kavga” üst başlığı ile düzenlenen 15. Karaburun Bilim Kongresi 1-4 Eylül arasında yapıldı. Geçen yıl pandeminin belirsizliğinde yapılamayan kongre bu yıl aşılamanın da belirli bir düzeye gelmesi ile birlikte İzmir’de Tarihi Havagazı Fabrikası’nda maske ve mesafe kurallarına uyularak gerçekleştirildi.

Açılış konuşmasında belirtildiği üzere sermayenin Karaburun’da son yıllarda artan yoğunlaşması kongrenin bu yıl Karaburun’da yapılamama nedenlerinin başında yer alıyor. Öyle ki, diğer turizm bölgelerinde de olduğu gibi, Karaburun’da da barınma-yemek gibi en temel ihtiyaçların fiyatlarında bu yıl fahiş bir yükseliş oldu. Artan fiyatların karşılanmasının, kongrenin önemli katılımcı grubu öğrenciler için bile mümkün olmaması kongrenin İzmir’e alınmasında önemli etken olduğu belirtildi. 

Kongre’de bu yıl üst başlığa da uygun olarak pandemi tartışmaları merkezdeydi. Bu bağlamda Tutsaklarla Dayanışma İnisifiyatifi’nin düzenlediği pandemi sürecinde hapishaneleri ele alan oturum çarpıcıydı. Ayrıca tutsakların ürettiği resim, kitap, dergi çalışmaları da kongre boyunca sergilendi.

Pandemi sürecinde hem hastanelerde hem de ev içinde görünmez kadın emeği ve kadın mücadelesi sosyalist feminist politikalar çerçevesinde ele alındı.

Bir diğer oturum ise pandemi sürecinde sermayenin işçi sınıfına karşı giriştiği saldırılar ve bu saldırılara karşı işçi sınıfının mücadelesi ve yeni olanaklar konusunda yapıldı. Deprem, sel, orman yangınları gibi felaketler akademik ve politik düzlemde tartışılırken kongrede, gıda egemenliği üzerine iki çalışma grubu da toplandı. 

Bu yıl kongrede Sokağın Bilgisi oturumu Temmuz ayında yıl boyunca sürdürdükleri direnişin bir noktasında Ankara’daki görüşmelerden geri dönerken bir trafik kazasında hayatlarını kaybeden Bağımsız Maden İş üyeleri Tahir Çetin ve Ali Faik İnter anısına adanmıştı. Oturumda maden işçilerinin son bir yıllık mücadeleleri; Kod-29 ile işten atılan taşeron PTT işçilerinin kazanımları ve kayyum rektör atamasına karşı gelişen Boğaziçi Direnişi anlatıldı.

Kongre üst başlığı dışında Marksizmin güncel sorunları, Türkiye siyaseti, faşizm oturumları ile zengin bir kongre gerçekleşti. 

Kongrenin genel bir değerlendirmesi yapılacak olursa pandemi gibi dünyayı etkileyen bir konuyu Marksist, sosyalist çerçeveden güncel olarak tartışmaya açması konusunda oldukça başarılıydı. Güncellik bakımından pandemi ile birlikte doğanın kapitalizm eliyle yıkımına ve buna dair politikaların ele alındığı oturumlar da kongrenin ikinci en dinamik oturumları oldu. 

Ancak daha geniş toplumsal politikaların ele alındığı oturumlar veya sunumlar bir yönüyle de Marksist, sosyalist, sol cenahın teori ve pratikteki mevcut krizinin yansıması oldu. Hemen herkes sınıf mücadelesinin bu sürecinde öncü sorunu olduğunu, az da olsa devrim ve sosyalizmin zorunluluğuna işaret edilirken ortaya çıkan çözümlemeler nihayetinde “iktidarın geriletilmesi” sınırları içinde kaldı.

Bununla birlikte mevcut durumun pür melaline dair en rahatsız edici tartışmalar “Türkiye’de Siyasetinin Mevcut Durumu” oturumunda gerçekleşti. CHP Milletvekili Aykut Eroğlu hem genel sol siyasetlerin hem de Kongre’nin de bilimsel-akademik olarak CHP’ye eleştirilerinin farkında olarak konuşmasında Kemalist olduğunun vurgusunu ısrarla yaparken, CHP’nin siyaseten esas derdinin “adalet ve hukuk” olduğunu tarif ederken Türkiye’de biricik siyaset yapıcısı olarak kendileri ilan etti. Tabii bununla da kalmayarak sokak muhalefetinin temel dinamiği olan solu “slogancılıkla” sözüm ona eleştirdi. Her ne kadar Aykut Eroğlu gibi olmasa da HDP vekili Filiz Kerestecioğlu da sola eleştiri yöneltirken bu sefer o da solu “rasyonel olmamakla” eleştirdi. 

İki konuşmacının bilincine baktığımızda, Türkiye’nin mevcut her türden krizinde siyaset yapma ekseni olarak birisi sağına soluna ama en önemlisi tarihe bile bakmadan kendisini (ve de siyasetini) kadim TC devlet geleneğine doğru; diğeri ise solun (genel olarak Marksizm diyelim) dışındaki “rasyonellere” çubuk büktüklerini ortaya serdiklerini görüyoruz. Ancak ilginç olan, şu an dahi ölü olmasa da üzerinde kalın toprak olan sol-devrimci-sosyalist-komünist siyasetleri vurmada özel bir çaba göstermeleriydi. Bu çabalarını kendi sınıf korkularının bir göstergesi olarak yorumlamak mümkün. Hemen bir not olarak yazalım, soru-cevap kısmında her iki konuşmacıya da -özellikle gençler- gerekli cevaplar verildi.

Kongre’nin içeriğinden bağımsız olarak bu yılki ayırt edici yanının, aşılanmanın başlamasının da verdiği belirli bir güvenle, virüsün bulaşmasına karşı en temel tedbirlerin alınarak kalabalık organizasyonların yapılabileceğini göstermesidir. Çünkü kongredeki pandemi sunumlarında da belirtildiği gibi kapitalizm pandemiyi bitirmeye değil onunla “birlikte yaşama”ya doğru çubuk bükmüştür. Kapitalist sistemin pandemiye karşı tedbirleri ya saçma bir disiplin/ceza ya da kişisel tedbir alanına doğru daraltma eğilimine girdiği bu süreçte kongrenin yüz yüze yapılmasına dair sol-devrimci-sosyalist-komünist kesimler için önemli bir irade göstergesi olmuştur.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar