Latin Amerikalı aydınların dönüşümü -I

Latin Amerikalı aydınların dönüşümü -I

Latin Amerikalı aydınlar varoluşlarına dair tercihlerle uğraştıkları için, mesleki fırsatçılık ve siyasal adanmışlıklar arasında süregelen içsel bir mücadele söz konusuydu. Bu mücadele artık yok, uzun zaman önce ortadan kayboldu ve araştırma merkezlerine bağlı yeni aydın kuşağı tarafından unutuldu. Şimdi esas sorun, en kolay erişilebilir yabancı fon kaynağından akacak büyük miktardaki paranın en iyi nasıl güvence altına alınacağı.

James Petras

20 yıl önce Latin Amerika’da yabancı fonlarıyla beslenen kuruluşlardan mali destek almayı kabul eden solcu bir aydın bulmak neredeyse imkânsızdı. Bugünse, şöyle ya da böyle Kuzey Amerika ya da Avrupa vakıfları [1] tarafından finanse edilmeyen bir araştırma enstitüsü ile bağlantılı bir araştırmacı bulmak oldukça zor. Fon almayanların çoğunluğu da buna karşı olmaları nedeniyle değil, düzenli bağlantıyı henüz kuramamış olmaları nedeniyle bu durumda.

Dönüşümün kökenleri

1970’li yılların diktatörlük rejimleri, Latin Amerika’nın entelektüel dünyasında yaşanan büyük dönüşümde büyük rol oynadı. İlk aşamada, askeri diktatörlük rejimleri toplumsal muhalefet eylemleri ile bağlantısı bulunan solcu aydınları ya öldürdü ya da hapse attı. Hapse atılanlar (ve daha sonra salıverilme talihi yakalayanlar) üniversitelerinden sürüldü ya da atıldı, böylece ana gelir kaynaklarını yitirmiş oldular. Dergiler yayınlarını durdurdu; muhalif hareketler, sendikalar ve siyasal partiler yasaklandı ve gazeteler kapatıldı ya da ağır sansür baskısı altına alındı. Aydın takımı politik ve ekonomik olarak savunmasızdı ve ayakta kalma biçimi olarak yabancı fonları giderek kabullenmek zorunda kalıyordu.

Diğer taraftan, uluslararası kamuoyunun baskısı nedeniyle (insan hakları aktivistleri, kilise, siyasal partiler de buna dâhil) Avrupa ve Kanada’daki hükümete bağlı yardım kuruluşları ile ABD kökenli özel kuruluşlar fonları yükselttiler ve Latin Amerika nezdindeki potansiyel fon alıcılara dair ideolojik ölçütlerini esnetme yolunu seçtiler. Siyasal kurumları ve hareketleri tasfiye eden bu liberalleştirilmiş yardım programları ve rejimler, yeni entelektüel dünyanın

temel ölçütü haline geldi; bu ölçüt yabancı kuruluşlarca fonlanan araştırma merkezleriydi. Siyasal ve ekonomik açıdan zayıflamış aydınlar açısından bu, bazı durumlarda bir can simidiydi; Avrupa hükümetlerinin yardım ajanslarıyla ya da ABD’li kuruluşlarla olan bağlar siyasal korunma olanağı getiriyordu ve aynı zamanda birçok aydının ayakta kalmasını ve araştırma konuları açısından geniş bir yelpazeye kavuşmasını sağlayan önemli bir gelir kaynağıydı. Liberal, sosyal demokratik kuruluşlarla zor durumdaki aydınlar arasındaki bu evliliğin hızlı sonuçları hep iyi görünüyordu. Üniversiteler ve kamu kaynaklı enstitüler parçalanırken, akılcılık, bilim ve eleştirel çözümleme adacıkları veri toplamayı ve sosyal bilimsel çalışmaları yayınlamayı sürdürüyordu.

Daha da ötesi, giderek daha fazla enstitü, 1960’ların sonları ve 1970’lerin başlarında denizaşırı fon kaynakları ile ortaklıklar ve bağlantılar geliştiren merkez solcu aydınlar tarafından yönetiliyor ve kontrol ediliyordu. Bu araştırma merkezlerinin sayısındaki artış ve bunların başarıları, yeni araştırma enstitülerinin hızla kurulmasına yol açtı. Birçok yazar, siyasallaşmış aydın ve ekonomik analizci, yabancı fonlardan yararlanmak için bu kervana katıldı. Yurtdışına göçen birçok aydının ülkelerine geri dönmeye başlamasıyla birlikte, bu enstitülerin sayısı da katlanarak arttı. Denizaşırı ülkelere giden sürgündeki aydınlar, kurulu var olan sosyal demokrat ve liberal entelektüel iklimle yakın ilişki içindeydi.

Ülkelerini terk etmek zorunda kalmış Latin Amerikalı aydınların liberal/sosyal demokrat refah devletine kurumsal entegrasyonu ile bu aydınların post-Marksist entelektüel iklimi giderek daha fazla solumaları arasında doğrudan bir bağlantı vardı. Latin Amerika’ya dönmeleri ile birlikte bu denizaşırı yapısal ve ideolojik bağlantılar, yeni enstitülerin kurulması açısından temel besin oldu. Bu bağlantılar yaşamsal önem taşıyordu, çünkü askeri rejim sonrası Latin Amerika’da ekonomik ortam oldukça kötüydü. Ekonomik konular özellikle hassastı, çünkü ülkelerine dönen aydınlar, gittikleri Avrupa’da, Kuzey Amerika’da, Meksika’da ya da Venezüella’da sahip olmaya alıştıkları yaşam standardında keskin düşüşler yaşamaktaydılar.

Özetle, ekonomik olarak başarıyla kurulan enstitüler örneği, dış bağlantılardan sağlanan güç, kamu üniversitelerindeki olumsuz ekonomik koşullar ve yaşam standartlarının kötüleşmesine son verme arzusu, ülkelerine dönen radikal sürgünlerin büyük çoğunluğunu dış kaynaklı fon bulmak için proje önerileri hazırlama yönündeki rekabetçi oyuna katılmaya sevk etti. Araştırma merkezlerine bağlı bazı aydınlara, paradoksal biçimde, kentsel ve kırsal yoksulluğu ve sefaleti derinleştiren ve böylece dışarıdan fonlanan ajanslarda giderek siyasal kaygılar doğuran ekonomik kriz yardımcı oldu. Yeni bir toplumsal huzursuzluktan ve liberal-muhafazakâr rejimlere siyasal bir meydan okumanın (böyle bir meydan okuma borçların geri ödenmesini iptal edebilirdi) başlayacağından duyulan endişe, vakıfların enstitülere yeni parasal kaynaklar aktarmasına zemin hazırladı.

Dışarıdan gelen fonların ilk dalgası, ekonomik modelin ve askeri diktatörlüğün insan hakları ihlallerini eleştirme hedefine sevk edilirken, ikinci dalga yeni toplumsal hareketlerle ilgili incelemelere, üçüncü dalga ise demokratikleşme sorununa ve borç konusuna yönlendirildi. Diktatörlükle ilgili incelemeler, bu diktatörlüklerin Batı Avrupa ve Kuzey Amerika elitleri ile olan ekonomik ve askeri bağlantılarından çok, onun siyasal açıdan baskıcı yönüne odaklanmaktaydı. Devletin uyguladığı şiddet, sınıf egemenliğinin ifadesi, sınıf mücadelesinin bir parçası ya da sınıf şiddeti olarak değil, insan hakları ihlalleri çerçevesinde ele alındı. Bu incelemelerden doğan siyasal zemin, sorunu liberal demokrasi ile askeri diktatörlük arasında bir çatışma gibi, yani çatışan siyasal kavramlar arasındaymış gibi yansıtıyordu. “Sınıfsal yapı”nın kasıtlı olarak devlet iktidarından ayrı tutulmaya başlanması, siyasal alanın “sivil toplum”dan özerk olduğu fikriyle haklılaştırıldı.

Toplumsal hareketlerle ilgili çalışmalar da aynı doğrultuda ilerledi. Bu çalışmalar, toplumsal hareketlerin sınıf politikalarına karşı geliştiğini, bu hareketlerin içinden doğduğu sınıfsal yapının heterojen olduğunu (türdeş olmadığını) ve toplumsal hareketlerin verdikleri mücadelelerin eski ideolojik siyasetlerden oldukça uzakta durduğunu savunuyordu. Toplumsal hareketlere ilişkin siyasal hat önceleri bu hareketlerin kendilerini ideolojik (radikal) siyasal partilerden ayırmaları gerektiği düşüncesi ile ilerliyordu; daha sonra liberal seçimlere katılan partilerin doğumuyla birlikte siyasal hat değişti ve bu hareketlere dikkatlerini “demokrasi mücadelesi”ne vermeleri tavsiye edildi. “Toplumsal hareketlerin özerkliği”, araştırmacılar kendilerini devrimci soldan ayrıştırmayı hedefledikleri zaman teşvik edildi; “geniş demokratik cephelere katılım” fikri, liberal seçim politikaları sahne aldığında araştırmacıların teşvik ettiği anahtar formül haline geldi.

Fonlamanın üçüncü ayağı demokratikleşme sorununa odaklanıyordu ve en açık ideolojik niteliği bu aşama taşıyordu. Araştırmalar, yerli ve yabancı ordular ve ekonomik elitler ile uyum sağlamanın tek olanaklı seçenek olduğu fikrini haklılaştıracak bir dizi formül üzerinde yoğunlaşmaktaydı; bu da dönüşüm sürecini muhafazakâr sivillerle ordu arasındaki etkileşime indirme olanağı doğurdu.

Kısacası, Latin Amerika’daki araştırma enstitüleri tarafından yürütülen araştırmalar bir dizi ortak konu başlığını ve bir dizi ortak siyasal reçeteyi gündeme taşıdı. Araştırmalar geniş ölçüde verilere dayanmakla birlikte, bu veriler ağırlıklı olarak yabancı fon kaynaklarının siyasal öncelikleriyle biçimlendirilen ideolojik bir çerçeve içine sıkıştırılıyordu. Her durumda yabancı fon kuruluşları özellikle kendi dış politikalarına ve şirketlerinin karar vericilerine uyumlu konu başlıklarını seçiyordu. Siyasal açıdan diktatörlüğe karşı benimsenmesi kolay alternatifler yaratmayı ve gelecekte Batılı liberal piyasa hegemonyasına meydan okuyabilecek siyasal güçleri içlerinde eritmeyi hedeflediler. Temel amaçları Latin Amerikalı aydınlar üzerinde ideolojik hegemonya oluşturmaktı, çünkü bu kesim merkez sol siyasal yapılanmada büyük hizmet görüyordu.

Yabancı fon kuruluşları ile araştırma merkezlerine bağlı aydınlar arasındaki ilişki karmaşık ve ustaca. Ültimatom verilmiyor ve açık siyasal denetimin derecesi sınırlı. Sık sık karşılıklı etkileşimin derecesinin bir ölçüde görünür hale geldiği, uygun konu başlıklarının belirlendiği toplantılar ve fikir alışverişleri gerçekleştiriliyor. Fon kuruluşlarının yıllık araştırma önceliklerini açıklaması ise nadir görülen bir şey değil ve bu da sosyal bilimler jargonunda saklı epeyce siyasallaşmış bir sorun. Araştırma merkezlerinin yöneticileri ya da girişimciler, potansiyel hibeci kuruluşun önerdiği projelerle yerel gerçekliği harmanlayacak proje önerileri ortaya koymaları için takımlar oluşturuyorlar. 

Yerel araştırma merkezlerinin denizaşırı fon kaynaklarının isteklerini ve siyasal gereksinimlerini tahmin etmesi ve onların çıkarları için ikna edici biçimde argümanlar üretmesi de çok zor değil. Bu bakımdan “yerel özerklik”, hegemonik güçlerin siyasal projeleri yararına kullanılıyor. Dolayısıyla entelektüel özerklik görünümünün uyumsuzluğu ve derin ekonomik bağımlılık hem siyasal hem de psikolojik açıdan önem taşıyor. Çünkü özerklik görüntüsü olmazsa, çok geniş alana yayılan hassas konulardaki verilerin elde edilmesi sorgulanmaya başlanabilir.

Ekonomik bağımlılığın aleni sonuçları, entelektüel söylemin siyasal parametrelerini belirleyen ideolojik düzeyde kendisini açığa vuruyor; bu bakımdan fikri özerklik görüntüsü elde etmek, ekonomik bağımlılığı gözlerden uzak tutmak için büyük önem taşıyor. Halkın katılımı, taban örgütleri, gelir politikaları vb. gibi önemli araştırmalar, fikri özerklik imajı yaratmak açısından bir zorunluluk; bu konuların emperyal-sınıf dokusundan ayrıştırılarak ele alınması aynı zamanda yabancı fon kuruluşlarıyla uzun dönemli yapısal bağlantıları daha da ilerleten bir unsur olarak beliriyor.

Latin Amerikalı aydınların dönüşümü sorunu, bu aydınların araştırmacı kimlikleri gereği, yabancı maddi kaynaklara bağımlı araştırma enstitülerine bağlanmaları noktasında merkezileşiyor. Gerçekleştirdikleri araştırmaların sonucunda, fon veren kurumların karşı çıkmayacağı bilgiler sağlamaları ve yönetici sınıf içindeki egemen ideoloji ekseninde fon verenlerin kabul edebileceği fikirleri ve kavramları aşılamaları, yaymaları bu aydınlardan bekleniyor.

Değişen Entelektüel Eksen

Geçmişte Latin Amerika, Gramsci’nin “organik aydınlar” olarak adlandırdığı, emperyalizme ve kapitalizme karşı yürütülen siyasal ve toplumsal mücadele ile doğrudan bağlantısı olan yazarlara, gazetecilere ve siyasal iktisatçılara sahipti.[2] Bu aydınlar sendikaların, öğrenci hareketlerinin ya da devrimci partilerin bir parçası konumundaydılar. Che Guevara, Kolombiya’da Camilo Torres, Peru’da Luis de la Puente, Şili’de Miguel Enriquez, Arjantin’de Roberto Santucho ve Uruguay’da Julio Castro binlerce olmasa da yüzlerce entelektüel içinde, yaşamını ülkelerinin toplumsal mücadeleleri ile birleştirmiş aydınlardan sadece birkaçıydı. Bu organik aydınlar sonuçta, entelektüel kesimin diğer bileşenlerinin davranış normlarını da inşa ettiler. Siyasal ve kişisel anlamda belirginleşen bu organik aydınlar, diğer binlerce aydın için az ya da çok yakınlaştıkları bir ölçüt konumuna geldiler. Latin Amerikalı aydınlar varoluşlarına dair tercihlerle uğraştıkları için, mesleki fırsatçılık ve siyasal adanmışlıklar arasında süregelen içsel bir mücadele söz konusuydu. Bu mücadele artık yok, uzun zaman önce ortadan kayboldu ve araştırma merkezlerine bağlı yeni aydın kuşağı tarafından unutuldu. Şimdi esas sorun, en kolay erişilebilir yabancı fon kaynağından akacak büyük miktardaki paranın en iyi nasıl güvence altına alınacağı.

Bugün enstitüleşmiş aydınlar Foucaultcu anlamda, kendi dar mesleki arzularının tutsakları durumunda (bkz, Foucault, 1979). Yabancı vakıflarla, uluslararası bürokrasi ve araştırma merkezleri ile sahip oldukları bağlantılar, içi boş ve başkaları adına yürütülen ülke içi siyasal yaşama hükmediyor. Geçmişte organik aydınlar, kendi kendine yeten, kendini finanse eden bir entelektüel varoluş için mücadele etmekteydi. Ülkelerinin ekonomik iniş-çıkışlarını yaşadılar ve bunun acısını çektiler. Bugün enstitülü aydınlar yerel ekonomik koşullardan bağımsız olarak elde edilen gelirler ve dış ödemeler tarafından koruma altına alınmış dışa bağımlı bir ortamda yaşıyor ve üretiyorlar. Organik aydınlarla sivil toplum arasındaki derin yatay bağlantı enstitülü aydınlarla yabancı fon kaynakları arasındaki ve sivil rejimlerin gelişmesi ile de yerel devlet ve rejimler arasındaki dikey ilişki ile zıtlık oluşturuyor.

Diktatörlük rejimleri dolaylı olarak yeni bir “uluslararası kökenli aydınlar” takımı yarattı. Bu aydınlar görünüşte neo-liberal ekonomik modeli eleştiriyor olsalar da, ihracata dayanan finansal elitler içindeki düşmanlarıyla, yani denizaşırı bağlantılarıyla derinden bağımlılık ilişkilerini sürdürüyorlar. Bu yeni aydınlar katmanının bir önceki organik aydınlar kuşağınınki ile taban tabana zıt bir yaşamı ve iş tarzı var.

Şili’ye ziyaretim sırasında başıma ilginç bir olay geldi. Bir araştırma merkezinin müdürü, annesini taşradan Santiago’ya kendisini görmeye davet etti. Onu karşılamak için Peugeot marka arabasıyla havaalanına doğru yol aldı. Arabadaki gösterge panelindeki ayrıntıları izlerken bir yandan da “bu güzel arabayı nasıl alabildin?” diye sordu annesi.

Enstitü karşıladı. Diktatörlüğü devirmek için gerçekleştirdiğim araştırmalarımda buna ihtiyacım var” diye yanıtladı.

Şehrin dış mahallerinden birinde olan eve vardıklarında, anne merakla aynı soruyu sordu: “Bu güzel evi nasıl aldın?

Enstitü karşıladı. Diktatörlüğü devirmek için gerçekleştirdiğim araştırmalarımda buna ihtiyacım var”.

Akşam yemeğinin hazırlanmış olduğu yemek odasına girdiler. Masada midye, ördek eti, salata, meyve ve iyi bir şarap vardı. İştahla yemeği yerken anne şu soruyu sordu: “Böyle mükellef bir sofraya nasıl gücün yetiyor?

Enstitü karşıladı. Diktatörlüğü devirmek için gerçekleştirdiğim araştırmalarımda buna ihtiyacım var”.

Bu noktada annesi oğlunun kulağına yanaştı ve fısıldadı: “Dikkatli ol, diktatörlüğü devirmezler ve sen her şeyi kaybedersin”. [Sürecek]

Çeviren: Deniz Yıldırım – Eğitim Sen Uluslararası İlişkiler Uzmanı

Dipnotlar

[1] Söz konusu araştırma enstitülerinin listesi epey uzun; sadece Şili’de sayıları yüzün üstünde. Yabancı fon alan merkezlerin en önemlileri arasında Arjantin’de CEDES, CISEA ve Instituto Torcuato di Tella; Şili’de FLACSO, Peru’da IEP, Brezilya’da CEBRAP, Kolombiya’da FORO ve Uruguay’da CEUR bulunuyor. Latin Amerika Sosyal Bilimler Merkezi (CLASCO), büyük enstitülerin koordinasyon kurulu olarak işlev görüyor.

[2] Gramsci’nin “geleneksel aydın” kavramını, yine onun “organik aydınlar”la ilgili fikirleriyle olan zıtlığı yansıtması bakımından “enstitü aydınları” ifadesi ile ikame ettim. Bkz., Gramsci, 1971.

kentenstitüleri.org


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar