Latin Amerikalı aydınların dönüşümü -II

Latin Amerikalı aydınların dönüşümü -II

Uluslararası vakıflar çevresi içindeki bu enstitülü aydınların kaybedecek çok şeyleri var, ama sosyo-ekonomik sistemi değiştirmeyi amaçlayan halkçı mücadeleye bağlılık sonucu kaybedilecek şeyler cinsinden değil bunlar. Bugünün enstitülü aydınları geçmişin organik aydınlarına tepeden bakıyor, hor görüyorlar. Onları “ideolog” olarak değerlendiriyor ve kendilerini “Sosyal Bilimci” olarak yansıtıyorlar.

Uluslararası vakıflar çevresi içindeki bu enstitülü aydınların kaybedecek çok şeyleri var, ama sosyo-ekonomik sistemi değiştirmeyi amaçlayan halkçı mücadeleye bağlılık sonucu kaybedilecek şeyler cinsinden değil bunlar. Bugünün enstitülü aydınları geçmişin organik aydınlarına tepeden bakıyor, hor görüyorlar. Onları “ideolog” olarak değerlendiriyor ve kendilerini “Sosyal Bilimci” olarak yansıtıyorlar. Kuşkusuz bilim ile ideoloji arasında böylesi bir sınır yok. Enstitülü bu ideologlar, bir önceki kuşak kadar ideolojik kökenli. Onların “bilim”i, yönetilen çatışmalar, seçilmiş elitler, özel piyasalar ve toplumsal mühendislik dünyasının hizmetine sunulmuş durumda. Onlar, emperyalizm karşıtı siyaseti unutulmuş diller mezarlığının ücra bir köşesine sürgüne gönderen ideolojik bekçiler. Onlar kendi entelektüel dönüşümlerini kaba ve dar görüşlü ideolojik zihin uğraşılarını aşan bilimsel bir devrimin zirvesiymiş gibi tarif ediyorlar. Geçmişte organik aydınlar fikirleri tutkuyla tartıştılar, çünkü bu tartışmaların kendi şahsi adanmışlıkları ve katılımları üzerinde doğrudan etkisi vardı. Enstitülü aydınlarsa, iç çamaşırlarını değiştirdikleri sıklıkta fikirlerini değiştiriyorlar. Nesnellik görüntüsü (dışarıdan kabul görmek için gerekli yöntem), daraltılacak ve yönetilecek özneler olarak görülen mücadeleleri gözlemleme imkânı doğuran makul uzaklığı sağlamakta.

Entelektüel angajman sorunu herbirinin yönlendiği izleyici kitlesi ile bağlantılı. Enstitülü aydınlar diğer enstitü aydınlarının, denizaşırı patronlarının, uluslararası konferanslarının sınırları dâhilinde yazar ve çalışır, ayrıca siyasal ideologlar olarak liberal siyasal sınıfın sınırlarını da çizerler. Organik aydınlar, halkın içindeki siyasal aktivistlerin ve militanların dünyasına, burjuva liberal piyasa alanına meydan okuyan geniş bir vizyonla girmişlerdi. Onların çalışmaları, madenlerdeki, bankalardaki ve fabrikalardaki yerel mücadeleleri küresel emperyalist hükümranlığın somut örnekleri ile bağlantılandırmıştı. Onlar toplumsal huzursuzluğu belli bir sınıf devletine karşı siyasal mücadeleye yönlendirmişlerdi.

Enstitülü aydınların üstünlüğü, toplumsal mücadeleyi aydınlatan emperyalizm, sosyalizm, halk iktidarı ve sınıf mücadelesi gibi bir dizi anahtar kavramı da sözlüklerden sildi. Bu kavramlar hafıza boşluğunun derinlerine gönderildi, bunlar artık moda değildi. Bu kusursuz formülasyonların yerine enstitülü aydınların kavramsal aygıtları olarak “katılım”, “borç sorunu” ve “toplumsal sözleşme” gibi kavramlar getirildi. Enstitülü aydınların yeni dil kodlarının ikili bir işlevi var: Bu kodlar ideolojik saldırıları tahliye etmek adına gerekli olan ideolojik bekçileri sembolik sinyallerle donatıyor ve aydınların gözünde kendi görevlerini, liberal fon merkezlerinin hegemonik ideolojilerinin kapıcılığını yapma işini meşrulaştırıyor. Popüler teşvik ve eğitim yoluyla ideolojik dağılmaya katkı veren enstitüler içinde bu tarz entelektüel çalışmaların negatif etkileri büyütülüyor. Halk sınıfları içindeki teşvik etkinliklerinde sorun çözme yerelleştiriliyor ve devlet iktidarı ya da alternatif sınıf temelli demokratik-kolektivist toplumun inşası gibi organik aydınların özgün ve yaratıcı projeleriyle araya mesafe konmuş oluyor.

Organik aydınların enstitü aydınlarına dönüşmesini sağlayan kavramsal ve dilsel değişim, bir dizi farklı biçim altında kendisini görünür kılıyor. Dilin politikası, politikanın dilidir. Enstitüler tarafından yazılıp yayımlanan şeylerde çarpıcı olan yan, aynı zamanda eksik olan yan. Büyük Avrupa ve Kuzey Amerika bankalarının ve şirketlerinin yoğun ve daimi biçimde artı değer transferi gerçekleştirdiği içinde bulunduğumuz şu dönemde Şili’de, Arjantin’de, Peru’da, Kolombiya ya da Uruguay’da bugünkü emperyalizmin sömürü teorisini ve pratiğini derinleştirecek ve bu pratikleri açığa vuracak, dışarıdan fon alan tek bir araştırma merkezi yok her nedense. Bunun yerine, yan çizme dilini ve üzerini örtme sosyal bilimini buluyoruz. Sorun bize ödemeler dengesi ya da “borç sorunu” olarak yansıtılmaya çalışılıyor. Enstitü aydınları borç sorununu “samimi” ve zekice, sınıf politikasından ve dahası sınıf mücadelesinden soyutlayan bir yaklaşım benimsiyorlar. Onlara üstünlük sağlayan yerden bakınca, sınıflardan tecrit edilmiş “devletler” ve bunların temasta olduğu diğer “devletler” var sadece. Enstitü aydınları, siyaset-sonrası metafiziğini yarattılar.

Geniş açıdan bakıldığında, enstitü aydınlarının bugünkü gücü ve organik aydınların gerilemesi, kültürel bir karşı devrimdir, büyük bir gerilemeyi temsil etmektedir bu durum. Bu artık “siyasal danışman”, siyasal uyumun ya da kendi dilleriyle siyasal oydaşmanın yöneticisi olan aydınların dünyasıdır. Geçmişinden pişmanlık duyan eski radikal aydınlar için (siyasal görevden enstitü görevine geçiş yapanlar) siyasetin özü bürokrasidir. Politikanın ekseni, bürokratik güç merkezlerinin şefleriyle bağlantılar geliştiren dar uluslararası çıkarların etrafında döner. Bu yapı içinde temel entelektüel ilgi, biçimciliğin, yasalcılığın ve bağımsız siyasetin marjinalleştirilmesi işinin tazelenerek yeniden öne sürülmesidir.

Siyasal açıdan tükenmişlik (geniş çaplı bir vizyon ortaya koyma isteksizliği ya da beceriksizliği anlamında) Siyasal Teori olarak yeniden inşa edilmektedir ki bu da tarihsel mücadelelerle ilgisi olmayan kavramların sterilize edilerek derlenmesidir. Enstitü aydınlarının ortaya koydukları siyasal seçenekler ve Latin Amerika’nın 80’lerdeki gerçekliği arasında hiçbir bağlantı yoktur. Mutlak ve daimi sosyo-ekonomik gerileme, yoğun kitlesel sefalet ve artan toplumsal huzursuzluk ortamında dilsel ve kavramsal açıdan siyasal ve toplumsal uzlaştırma pratikleri gerçekdışı kalıyor. Bunlar Latin Amerika’nın nesnel gerçeklerini ortaya koymuyor, denizaşırı fon kaynaklarının ideolojik parametreleriyle entelektüel uyumu yansıtıyor.

Fikir ürünlerine daha fazla odaklanan araştırma merkezlerindeyse, ayrıntılarıyla tartışılan derin yapısal sorunlarla, üzeri örtülü bürokratik dilin önerdiği yüzeysel politikalar arasında derin bir çelişme var. Sosyoekonomik eleştiri ile sonuçsuz siyasal tanımlamaların biraradalığı, Latin Amerikalı enstitü aydınlarının içine düştüğü uçurumu belirginleştiriyor.

Bu çelişkinin bazı enstitü aydınları arasında kişisel rahatsızlık uyandırıp uyandırmadığı tartışması varsayımlara dayanmak zorunda kalacaktır. Birçoğu için enstitü ile ilgili işler, günlük hayatlarının egemen gerçekliğidir. Enstitü kuralları çerçevesinde hareket eden ve üreten bu kişiler için önemli olan dünya, uluslararası enstitüler krallığıdır. Prestij ve ödüller, uluslararası konferanslar ve ileri araştırma merkezleri ile ilişkilidir. Anahtar konumdaki uluslararası fon sağlayıcılar ve birden çok ülkede yürütülen büyük çaplı araştırma projelerinin örgütleyicileri, enstitü aydınlarının dünyasında karar alıcı figürler olarak öne çıkmaktadırlar.[3]

Enstitü aydınlarının 1980’lerde sayıca artışı ve bu aydınların giderek hâkim konuma gelmeleri, onların artan savunmasızlığının da üzerini örtüyor. Entelektüel ve kişisel yaşamlarında özel çıkarın evrenselleşmesi olgusu o denli belirgin ki, toplumsal çözümler üretemiyorlar ve sivil toplumun daha da parçalara ayrılmasına katkı veriyorlar. Kolektif toplumsal hakları görmezlikten gelmek pahasına bireysel özgürlüklere aşırı değer biçmeleri, onları uzun vadede belirginleşecek bir toplumsal başkaldırının karşısına dikiyor. Enstitü aydınları açısından merkezileşen şey, kendi enstitülerinin yeniden üretimi. Sınıf çatışmasının güçlenmesiyle, denizaşırı ülkelerdeki patronları bu aydınlardan devlet terörünü değil ama, halk ayaklanmasının bastırılmasına yarayacak veriler, varoşlarda oturanların şiddet eğilimleri hakkında açık siyasal yönlendirmeler talep edecek. İronik biçimde, aydınları, zihinler sınıf mücadelesinin yeni dalgasıyla meşgul olacağı için, sınıflarla devlet arasındaki ilişkiyi incelemeye döndürecek olan da yine bu denizaşırı fon sağlayıcılar olabilir. Örneğin, dışarıdan fonla oluşturulmuş en az beş proje şu anda Peru’da Sendero Luminoso’yu (Aydınlık Yol) inceliyor.

Askeri diktatörlük döneminde araştırma enstitüleri, çelişkili bir tutum benimsemişlerdi. İnsan hakları ihlallerini, gelir dağılımındaki eşitsizlikleri, dış borç ödemelerini ve neo-liberal birikim tarzını eleştiren çalışmalar yayınlıyorlardı. Ama aynı zamanda bu enstitüler geleceğe dair reform olasılığının önünü kapatacak siyasal ve toplumsal müttefikler oluşturmak adına (bu koalisyon ortakları arasında ekonomik ve askeri elitlerle Batılı kapitalist demokrasiler de bulunuyordu) gerekli siyasal reçetelerini de açıklamaktan geri kalmıyorlardı. Araştırma enstitülerindeki aydınların muğlâk biçimdeki sosyo-ekonomik eleştirileri ile uzlaşmacı siyasal reçeteleri, rejimin sivilleşmesi ve seçimlerin başlaması ile çözüldü. Arjantin ve Brezilya gibi bazı ülkelerde enstitü aydınları, seçilmiş sivil hükümet görevlilerinden daha önemli yetkililer haline geldiler. Askeri ve ekonomik elitlerle kurulan ittifakla koşullanan bu rejimler, önceki sosyoekonomik yapıyı benimsedi ve kendilerinden önceki yönetimlerin uyguladıklarına benzer politikaları izledi. Bu koşullarda, rejim içinde yüksek mevkilere erişenleri ve enstitüde kalmakla birlikte rejime danışmanlık yapanları da kapsayacak biçimde enstitü aydınları, araştırma gündemlerini eşitsizliklere, bağımlılığa ve iktidara odaklanan eleştirel incelemelerden uzaklaştırıp, teknokrat ve kalkınmacı eğilime kaydırdılar. Eleştirilerinin odağında artık rejimde ve devlet katında görevli meslektaşları değil, sivil toplumda rejimi seçimlerdeki vaatlerini yerine getirmeye zorlayan sendikalar, toplumsal hareketler, siyasal partiler vardı. Enstitü aydınlarının mesleki siyasal bildirilerinde, yazılarında en çok kullanılan kavram “çifte şeytan”dı. Bu düşünceye göre sivil ve seçimlere dayalı rejim, hem sağ kanat ordu hem de “radikal”, “uç” toplumsal hareketler tarafından birlikte tehdit edilmekteydi. Enstitü aydınları, sivil rejimleri kuran ve bunun için mücadele eden demokratik toplumsal hareketleri askeri ve paramiliter gruplarla kaynaştırma yolunu seçtiler. Bu entelektüel sahtekarlık kesimi, enstitü aydınlarının devlet memurlarına dönüşmesine eşlik eden düşünsel çürümenin ileri aşamalarında belirginleşmektedir.

Bir örnek aydınlar, liberal rejimlerinin krizlerini ve toplumsal sözleşme politikalarının başarısızlığını önleyemezler. Bunu yapabilmeleri için dışarıdan gelen fonların akışını güvence altına alan ideolojik çerçeveden uzaklaşmak gerekir.

Enstitü aydınları bereketli yabancı fon kaynaklarını nasıl ve nereden bulacaklarını bilmekle kalmıyor, aynı zamanda çürümekte olan liberal demokrasilere halk iktidarına sıkı sıkıya bağlı olarak yaratılan toplumsal alternatifleri susturmanın tehlikelerini de biliyorlar. Bu ikilemle karşılaşınca en çok başvurulan tutumsa, diktatörlük sonrası durumun çok zor ve karmaşık olduğunu ve ortada hiç alternatif olmadığını iddia etmek. Bu tutum enstitü aydınlarına, bir yandan devlet adına çalışan meslektaşlarının çekici olmayan politikalarını eleştirmeyi atlama imkanı veriyor, diğer yandansa dışarıdan fon akışının sürmesini garanti ediyor.

Bu bakımdan, sivil rejime geri dönüşün hemen ardından enstitü aydınları seçimleri kutlama konumundan siyasal şaşkınlık konumuna sürüklendiler. Rejimin bekçileri olmaları nedeniyle, eleştirel aydınlara özgü sorumluluklardan el çektiler. Latin Amerika’da liberal demokrasinin mevcut krizi, enstitü aydınlarının krizine de yansıdı; zira özellikle yabancı fon kaynakları yükselen yeni toplumsal güçlerle bağlantısı olan diğer enstitüleri bulma ve onlara fon aktarma arayışlarını hızlandırdı.

Sonuç

Bütünüyle birbirine zıt iki aydın tipi, 1990’ların yeni kuşaklarına model oldu; bu aydın tiplerinden biri 1960’ların organik aydınları, diğeriyse 1980’lerin enstitü aydınlarıydı. Enstitü aydınlarının bugünkü kuşaklar üzerindeki etkisi tutarsızlıklarla yüklü. Bir yandan yönteme dair yetenekleri tebliğ ederken, diğer yandan da gerçekleştirdikleri teorik araştırmalarla alan araştırmaları, yeni yükselen sınıf mücadelesine dâhil olmak adına gerekli bir zemini oluşturacak yeterli düşünsel zenginliği sağlayamadı; çünkü bu çalışmalar belirli bir ideolojik dokuya takılıp kalmışlardı. Bununla birlikte, enstitü aydınlarının liberal demokratik rejimlerin karşılaştıkları can sıkıcı sorunların çözümü için yeterli düzeyde yanıt üretme yeteneğinin bulunmaması, siyasal ve toplumsal hareketlerle bağlantıları olan genç aydınlar çekirdeğinin doğuşunun da önünü açtı. Enstitü aydınlarının yeni kuşak aydınlar için ortaya koyduğu negatif rol model, onların yaşam tarzlarında ve araştırmalarına eşlik eden değerlerde bulundu. Latin Amerika’daki mevcut kriz, sistem tarafından emilmeyen ya da emilmeyi seçmeyen genç kuşak aydınları, sisteme karşı savaşmaya ve toplumsal hareketlere organik olarak bağlanmak yoluyla kendilerini yenilemeye zorlayabilir.

[3] Bu çerçevede muhtemelen en fazla bilinen kişi, Latin Amerika Araştırmaları Kellogg Center Müdürü ve halihazırda Latin Amerika’da “demokratikleşme” sürecini ele alan çokuluslu araştırma projesinin örgütleyicisi Profesör Guillermo O’Donnell’dir.

Kaynaklar

Foucault, Michel (1979), Discipline and Punish: The Birth of Prison, New York: Vintage

Gramsci, Antonio (1971), “The Intellectuals”, ss. 5-23, Prison Notebooks içinde, New York: International Publishers

Çeviren: Deniz Yıldırım – Eğitim Sen Uluslararası İlişkiler Uzmanı

*Kaynak: Eğitim Bilim Toplum, 3 Aylık Hakemli Dergi, Sayı 14, Bahar 2006

kentenstitüleri.org

Bu makalenin özgün biçimi Latin American Perspectives, Cilt: 17, Sayı:2, Bahar 1990, 102-112’de yayımlanmıştır.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar