Mirabel Kardeşler’den bize kalan: İtiraz, isyan, örgütlü mücadele!

Mirabel Kardeşler’den bize kalan: İtiraz, isyan, örgütlü mücadele!

Kadına yönelik şiddetin karşısına hayatları pahasına dikilen bu mücadeleyi Mirabel Kardeşler’den başlatıyoruz. Çünkü 25 Kasım, kadının özgürlük ve eşitlik çığlığını Mirabel Kardeşler’in esinledikleriyle haykırma iradesidir. Onların yolunda yürüyen on binlerce Mirabel var bugün…

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, kadının özgürlük ve eşitlik mücadelesini Mirabel Kardeşler şahsında ete kemiğe büründürdüğü bir kimlik ve kolektif kuruculukla buluşturma bilincidir.

Kadına yönelik şiddetin karşısına hayatları pahasına dikilen bu mücadeleyi Mirabel Kardeşler’den başlatıyoruz. Çünkü 25 Kasım, kadının özgürlük ve eşitlik çığlığını Mirabel Kardeşler’in esinledikleriyle haykırma iradesidir.

“Ölümsüz Kelebekler” Minerva, Patria, Maria Teresa erkek egemen devlete boyun eğmedi, 31 yıl işbaşında kalmış faşist Trujillo diktatörlüğüne meydan okudu.

Özgürlük tutkunu kadınlar olarak kendilerine çizilmek istenen sınırları parçaladılar. Önce tecavüz edildi onlara, sonra öldüresiye dövüldüler. Tarih 25 Kasım 1960’tı.

Farklı coğrafyalarda dehşet verici şeyler yaşadıkları halde umudu daima diri tutan, hayatı ilmek ilmek dokuyan kadınlara esin kaynağı oldu bu destansı mücadele. Bugün on binlerce Mirabel var.

Bugün boyun eğmeyi reddeden, özgürlüğe koşan on binlerce Mirabel var.

*

Tarihte sınıflı toplumların ortaya çıkışının şafağında önce kadınlar köleleştirildi.

O günden itibaren kadınlar bütün sınıflı toplumlarda yok sayıldılar, baskı gördüler, ezildiler, köleleştirildiler.

Sistemler değişti, üretim tarzları değişti, kadının konumu da biçimsel olarak değişti ama “öz olarak” aynı kaldı.

Erkek egemen kapitalist devletin en önemli işlerinden biri toplumsal dokuyu neoliberal kapitalist politikalar doğrultusunda biçimlendirerek kadınlara boyun eğdirmek ve mutlak itaati dayatmaktır.

Kadınları kimliksizleştirerek nesneleştirmek, bunun dışındaki her tutum ve davranışı şiddete varan biçimlerle cezalandırmak erkek egemen devletin hattıdır.

*

Kadına dönük şiddet, taciz ve tecavüz sınır tanımıyor, farklı coğrafyalarda neredeyse aynı biçimlerde yaşanıyor.

Almanya, kadın cinayetleri sıralamasında ilk sırada. Hamburg’da göçmen kadınlar yakılıyor, Viyana’da ardı ardına kadın cinayetleri işleniyor.

Fransa’da 6 dakikada bir tecavüz yaşanıyor, her 8 kadından biri tecavüze uğruyor. 3 günde bir kadın katlediliyor.

Brezilya’da her 11 dakikada bir kadın tecavüze uğruyor.

İngiltere‘de 28 haftada 81 kadın öldürüldü

ABD‘de sadece 2020 yılında 400’den fazla siyah kadın katledildi.

Türkiye’de kadın cinayetleri yüzde 1.400 artmış durumda, taciz ve tecavüzlerdeki artış yüzde 700.

Dünya genelinde yaklaşık her 10 kadından 4’ü fiziksel ya da cinsel şiddet görüyor.

Kadınların yüzde 35’i hayatlarının bir döneminde fiziksel ve cinsel şiddete ya da cinsel saldırıya maruz bırakılıyor.

*

Somali, Gine ve Cibuti gibi Afrika ülkeleri ve Ortadoğu’da bu çağda hala “kadın sünneti” yaygın: Dünya genelinde 200 milyon. Bu vahşet, hem hayati riskler içeriyor hem de kadının aşağılanması anlamına geliyor.

Afganistan‘da dinci-gerici Taliban rejimi haklarına sahip çıkan kadınlara karşı savaş ilan etti. Doktorlar, öğretmenler, sporcular ve sanatçılar birer ikişer katlediliyor.

*

Kriz derinleştikçe kadınların boyunduruğunu ağırlaştırma, kadınları teslim alma ve bunu kalıcılaştırma kapitalist sistem açısından vazgeçilmez hale gelmiştir. Kapitalist çarkı tekletecek, aileyi sorgulatacak, erkek egemenliğinin üstüne yürüyen irili ufaklı adımlar erkek egemen iktidarları yeni tedbirler almaya yöneltiyor. Toplumsal mücadelenin en geniş bileşeni, hayatın her alanında en acımasız biçimde köleleştirilen dinamiği olan kadınlar ayağa kalkıyor.

Çünkü kadınlar için birlik bir istek ve talep değil, bir zorunluluktur. Örgütlenmek, bunu daha geniş kadın kitleleri arasında yaygınlaştırmak da sürekli kafa yorulması gereken bir zorunluluk! Açlık, yoksulluk girdabında hayatta kalmaya çalışan, faşizmin, erkek egemen devlet şiddetinin ilk eldeki hedefi durumundaki kadınlar yüzlerce yılın sabır dağlarına dayanarak kararlı bir şekilde geleceğe yürüyor.

*

Kanserli bir hücre gibi toplumun en ince gözeneklerine kadar sızan burjuva ‘aile’ şiddetin evde görünen yüzüdür; kolaylıkla sızmaz, ‘aile’ içinde kaldığı sürece sistem açısından işlevlidir. Aileye sıkıştırılan ve çaresizlik duygusunu derinden yaşayan kadınların ekonomik, toplumsal, fiziksel, psikolojik şiddete duydukları öfke evdeki egemen konumundaki erkekle sınırlı tutulmak isteniyor.

Kadınlara yönelik şiddet, hem devletin hem tek tek erkeklerin elinde sistematik bir politika aracıdır. Böylelikle kadınlara sınırları hatırlatılıyor, kendi başına gelsin ya da gelmesin… korku ve gözdağı anlamına geliyor.

*

Kapitalizmin krizi derinleştikçe burjuva hükümetler ve gericilik dünyanın her tarafında kadına yönelik saldırılara hız verdi. Ölçü sınır tanımayan bu saldırganlık, karşıtını da büyüttü. Kadınların tepkisi ve öfkesi de artık sınır tanımıyor.

Şili’den Hindistan’a, Tunus’tan Polonya’ya, Fransa’dan Sudan’a, Kürdistan’dan Brezilya’ya kadar dünyanın her köşesi kadınların yaygın ve kitlesel öfkesiyle adeta sarsılıyor.

Kadınlar özgürlüklerinden de hayatlarından da haklarından da vazgeçmiyor. El ele omuz omuza mücadeleyi büyütüyor, örgütlü geleceklerini inşa ediyorlar.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar