Örgütlenmiş zaman hediyesi ve ‘demir kafes’ler

Örgütlenmiş zaman hediyesi ve ‘demir kafes’ler

‘Makam’ terimi, hademeden en üst düzey bürokrata kadar herkesi kapsıyordu. Orduda olduğu gibi, bürokraside de, etkili iktidar piramit şeklindedir. Piramit “ussallaştırılmış”tır; yani her makamın, her bölümün tanımlı bir işlevi vardır. Emir komuta zincirinde yukarı çıktıkça denetimde olan insan sayısı azalırken, aşağı indikçe insanların sahip olduğu güç azalır ve örgütün içine alabileceği insan sayısı artar.

Yeni sayfa tezinin savunucularına göre, “…küresel şirket, dünyanın her yerinden yatırımcılara ve hissedarlara ve tek bir ulusun çıkarlarına hizmet etmesine izin vermeyecek kadar karmaşık bir mülkiyet yapısına sahip; örneğin petrol devi Shell, hem Hollanda’nın hem Britanya’nın siyasi sınırlamalarından tamamen kurtuldu. Zamanımızın benzersizliğinin en esaslı kanıtı ise, ulusların ekonomik değerini kaybediyor olması.”

Ama bu “ilkel” kapitalizm, toplumsal ve siyasi açıdan hayatta kalamayacak kadar ilkeldi, ilkel kapitalizm bir devrim reçetesiydi. 1860’lardan başlayıp 1970’lere kadar uzanan yüzyılı aşkın bir zaman içinde şirketler, işletmenin uzun ömürlülüğünü sağlama bağlayıp, çalışan sayısını artırarak, istikrar sanatını öğrendiler. Serbest piyasa, istikrar kazandıran bu değişimi etkilemedi; işletmelerin kendi içinde nasıl örgütlendiği daha önemli bir rol oynadı. Askeri örgütlenme modellerini kapitalizme uygulayarak devrimden kurtuldular.

Bismarck’ın kafasındaki amaç, devrimin önlenmesi ve huzurun tesisiydi. Ne kadar fakir olursa olsun, toplumda yerleşik bir konumu olduğunu bilen bir işçinin ayaklanması ihtimali, toplumdaki konumuna bir anlam veremeyen işçinin ayaklanması ihtimalinden daha azdı. Toplumsal kapitalizm olarak adlandırılabilecek şeyin kurucu politikası işte buydu.

Carl von Clausewitz’in çok tutulan fikri, sonuç analizinden söz eden -askeri bir üsluba büründü. Bunun iyi bir nedeni vardı. Kısa sürede elde edilen karların, özellikle demiryolu ve şehirlerarası karayolu inşaatı gibi altyapı projeleri söz konusu olduğunda, aldatıcı olduğu ortaya çıkmıştı.

Bürokrasi, piyasaların tehlikeye attığı karları onarmayı amaçlıyordu. Bürokrasi piyasalardan daha verimli görünüyordu. Bu, tarihçi Robert Wiebe’nin deyişiyle, “düzen arayışı”, iş yaşamından devlete, oradan da sivil topluma yayıldı.

Bu askeri toplumsal kapitalizmin merkezinde zaman vardır; Uzun vadeli, aşamalı ve en başta da kestirilebilir zaman.

Crozier’in Fransız şirketlerindeki Bildung üzerinde yaptığı analiz, bireyin kendini anlama şeklini düzenleyen hayali bir nesne olarak merdiveni konu alıyordu; ister iner ister çıkar ister olduğun yerde kalırsın; ama üzerine basacak bir basamak hep vardır.

George Soros, insanların birbiriyle alışverişlerinde “ilişkiler”in yerini “işlemler”in aldığını söyleyerek bu tür değişimleri özetliyor. (…) Ve daha başkaları, Sovyet imparatorluğunun 1989’daki çöküşünü, askeri örgütlenme ile sivil toplumun birbirinden ayırt edilemez olduğu bir kurumsal düzene son verilmesi olarak anıyor.

Nasıl ki iyi yönetilen bir ordu savaş alanındaki yenilgileri atlatacak şekilde tasarlanmışsa, iyi yönetilen bir işletme de piyasalardaki ani yükseliş ve düşüşleri atlatacak şekilde tasarlanmalıydı. Weber bu önermeyi destekleyen kanıtı Almanya sınırları dışında buldu: Birleşik Devletler’deki güçlü dikey tröstler ve tekeller piyasa rekabetini bastırıyor; bunların sahipleri, örneğin Andrew Carnegie ve John D. Rockefeller, sivil [domestic] generaller gibi davranıyordu. Bu sistemin dehası bilhassa emir komuta zincirinin örgütlenişinde yatıyordu.

Savaş alanında bazı askerler her şeyi kaybedecektir; ve bu askerler, öleceklerini bilseler de itaat etmeye istekli olmalıdır. (…) Weber’in sivil [domestic] yaşamda bürokratik “makam” analizini bu askeri zorunluluk şekillendirdi. Weber’in makam terimi, hademeden en üst düzey bürokrata kadar herkesi kapsıyordu.

Orduda olduğu gibi, bürokraside de, etkili iktidar piramit şeklindedir. Piramit “ussallaştırılmış”tır; yani her makamın, her bölümün tanımlı bir işlevi vardır. Emir komuta zincirinde yukarı çıktıkça denetimde olan insan sayısı azalırken, aşağı indikçe insanların sahip olduğu güç azalır ve örgütün içine alabileceği insan sayısı artar. Sadece ve sadece kendi işinizi yaparak işinizde iyi olursunuz. Liberal modelde, yani Smith modelinde beklenenden fazlasını yaparak başarıya ulaşırsınız; askeri modelde, çizgiden çıkarsanız cezalandırılırsınız.

Weber modelinde zaman esastır: İşlevler sabittir, statiktir. Hangi makamda kim oturuyor olursa olsun, örgüt dağılmamalıdır. Fakat yapının toplumu köklü değişikliklere götüren hadiseleri atlatacak şekilde tasarlanması noktasında, Weber tarzı piramidin tarihsel bir tınısı vardır.

Bu şekil, bir şirketin aşağı mevkilere hep daha fazla sayıda insan eklemesine izin verir, tıpkı bir ordunun hen daha fazla sayıda piyade erini içine alabilmesi gibi… Pasifleştirmek: herkese bir yer vererek çatışmayı önlemek. Dolayısıyla, semiren bürokrasinin siyasi ve toplumsal gerekçesi verimlilik değil içerme idi.

Bir orduda emirler emir komuta zincirinden aşağı yukarı iletildikçe modüle olur: Generalin buyurduğu şey, askeri kadro tarafından, komutun saha koşullarına uyarlanması vasıtasıyla, uygulamaya tercüme edilmeye başlanır; çavuşlar, onbaşılar ve rütbesiz erler kendi sıraları komuttan belli bir zeminde bir anlam çıkarmaya çalışırlar. Hepsi emre itaat eder ama eşit ölçüde emri tercüme de eder. Bir emrin eyleme tercüme edilmesinde anahtar kelime “tercüme”dir. Ordu ne kadar büyükse o kadar çok tercüme gerekir.

Bu tercümeleri yapmak şirketlerdeki insanlara bir eylemlilik duygusu veriyordu; kurumun çalışanın mevkisini yükseltme ve indirme anlatısı, çalışanın yaşam öyküsü haline geliyordu. Ordularda olduğu gibi, şirketlerde de, bir kurumda çalışmaktan duyulan mutsuzluk, o kuruma duyulan güçlü bağlılıkla aynı anda varolabilir…

Bu insanları çalıştıkları kurumlara daha kişisel düzeyde bağlayan şey, yine, kurumlarında kişisel mevcudiyetlerini tesis eden o küçük müzakere ve dolayım basamaklarıydı. New York’ta bir hemşirenin bana söylediğine göre, geçici hemşirelik yapıp daha çok kazanç elde etmektense, imkanları kıt bir devlet hastanesinde kalmasının nedeni buydu. Hemşirelik her iki halde de yararlı bir işti; fakat hastanede çalışarak “bir fark yaratıyordu”.

Bismarck’ın toplumsal kapitalizm için tasarladığı ve Weber’in son derece parlak bir şekilde analiz ettiği yapıyla ilgili olarak birinci elden bir sonuç çıkarmam gerekseydi, en büyük mirasının örgütlenmiş zaman hediyesi olduğunu söylerdim. Tüm toplumsal ilişkilerin gelişmesi zaman alır; bireyin başkaları için önemli olduğu bir yaşam anlatısı, ömür boyu yaşayacak bir kurum gerektirir. Amaçlı bireyler bu tür örgütlerde en iyi konumu kapmak için yarışarak yaşamlarını boşa harcayabilir. Ama çoğu birey hırs canavarını nasıl uysallaştıracağını öğrenir; nihayetinde yaşama nedenimiz bundan daha fazladır. Demir kafesler başka insanlarla birlikte yaşama zamanımızı bir çerçeveye oturttu. Dahası, bürokratik yapılar, iktidarı yorumlama, ondan makul bir anlam çıkarma fırsatı sağlarlar; böylelikle bireye bir eylemlilik duygusu verebilirler. Amerikan refah devletinin kurumları gibi işlevselliğini yitirmiş kurumlarda bile, kamuda çalışanlar bir fark yaratabilecekleri inancıyla oldukları yerde kalacak. Bu bir yanılsama mı? Belki. Ama bu yanılsama olmadan hiçbir şey ilerleyemez.

[Kapitalizmin Kültürü, Richard Sennett]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar