İsviçre ‘kadın cinayetlerinin politik olduğunu’ kabul etti

İsviçre ‘kadın cinayetlerinin politik olduğunu’ kabul etti

İsviçre, üç yıllık evliliği boyunca ağır şiddet gördüğü eski eşi Özkan Kaymaklı’yı 10 Temmuz 2014’te öz savunma kullanarak öldürmek zorunda kalan Yasemin Çakal’ın siyasi sığınma talebini kabul etti. 

Türkiye, kadınların ve toplumsal cinsiyet temelli şiddet mağduru bireylerin yaşam hakkını temin eden İstanbul Sözleşmesinden çekilirken İsviçre Göç Bürosu tarihi bir karar vererek Yasemin’in, iltica başvurularında siyasi sığınmacılara tanınan B tipi süresiz oturum iznini onayladı. Yasemin artık İsviçre’de politik bir göçmene tanınan bütün haklara sahip.

İsviçre’nin İstanbul Sözleşmesi’ne dayanarak verdiği kararın, ‘Kadın Cinayetleri Politiktir’ söyleminin tescillenmesi anlamına geldiğini belirten Yasemin’in avukatı Nagihan Bulduk şunları söyledi:

“Yasemin’in yaşadığı açıkça kendi hayatını savunma haliydi ve davasından ceza almaması gerekiyordu. Büyük bir mücadele sonucu ilk derece mahkemesi tarafından ‘Ceza verilmesine yer olmadığına’ karar verildi. Yasemin’in maruz kaldığı sistematik şiddeti ve bunun Yasemin’de yaratmış olduğu etkiyi, örselenme halini, sistematik olarak kötü muameleye maruz kalmış olması sonucunda Yasemin’in bu olayı gerçekleştirdiğini tıbbi olarak da, bilimsel olarak da kanıtlayabildik. Bunun sonucu olarak da mahkeme ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi ve Yasemin tahliye oldu. Ne yazık ki aynı etkiyi Bölge Adliye Mahkemesi’nde yaratamadık. Bu etkinin oluşmamasında şahsi kanaatim olarak ifade etmek isterim ki, heyetin cinsiyetinin ve algısının etkili olduğunu düşünüyorum. Aynı dirençle her ne kadar ilk derece mahkemesinde de karşılaşmış olsak da, heyetin karma yapısında kadın algısının varlığı da etkili olmuştu.

Davası Yargıtay’da sürüyor

Bölge Adliye Mahkemesi’nde fiil, evliliğin bütünü üzerinden değil, olayın gerçekleştiği gün, Yasemin’in geceden sabaha maruz kaldığı şiddet üzerinden değerlendirilmesi sebebiyle ceza verilmesi yönünde karara bağlandı. Bundan sonraki süreçte Yargıtay’ın kararının ne olacağı çok önemli, Yargıtay’ın daha önceki kararlarında, -ki ilk derece mahkemesine Yasemin’in davasına emsal olması için sunmuştuk-, kişinin sistematik olarak cinsel, fiziksel, psikolojik şiddete maruz kalmasının kişide bir travmaya neden olduğu ve meşru müdafaanın sadece olay anını değil süregelen şiddeti de kapsadığı, buna karşılık geliştirilen eylemin de meşru müdafaayı kapsadığı yönünde kararları mevcut. Netice itibari ile bir ölüm gerçekleşiyorsa kişinin korku, heyecan, panik duyguları ile hareket etmesinden kaynaklı olarak bu sınırın aşıldığı kabul ediliyordu. 2011 den sonra görüyoruz ki Yargıtay bu fikrini değiştirmeye başladı.

Şu an Yasemin’in dosyası Yargıtay’da, biz Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararını temyiz ettik ve şu an hala değerlendirme aşamasında.

Türkiye’ye mesaj verildi

İsviçre’nin vermiş olduğu bu karar aslında hem bizim sosyal hayatımızda ‘Kadın Cinayetleri Politiktir’ söylemimizin bir ülke ve bir mahkeme tarafından tescillenmesidir. Diğer taraftan da Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu da tespit etmiş oluyor. İsviçre Mahkemeleri şu mesajı verdiği söylenebilir, özellikle kararın tarihinin Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği döneme denk gelmesi Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı kadına yönelik şiddetin olduğu ve bu şiddetin politik olduğu, Yasemin’in geri dönmesi durumunda Türkiye’deki erkek şiddetinin politik doğası sebebiyle mağduriyete dönüşeceğinin mesajı verilmiştir. Bu karar çok önemli bir karar. Bildiğiniz gibi İstanbul Sözleşmesi’nde kadınların toplumsal cinsiyet temelli şiddete maruz kalması sebebiyle devlet ve kişiler tarafından mağdur edilmesi halinde sığınma hakkı veren düzenlemesi mevcut. Türkiye sözleşmeden çekilerek kendine ait yükümlülüğü ortadan kaldırdı ancak, İsviçre bu kararla önemli bir adım atmış oldu. İsviçre doğru ve yerinde bir karar vererek, İstanbul Sözleşmesi’nin, bu sözleşmeyi kabul etmiş tüm ülkelere sığınan kadınlar açısından ne kadar önemli olduğunu göstermiş oldu. İsviçre, Türkiye özelinde ise, Türkiye’nin yapmış olduğu politikanın erkek şiddetini destekleyen politikalar olduğunu, Yasemin’in davasında erkek ortadan kalkmış olsa da devlet eliyle erkek şiddetinin meşrulaştırılması gibi ikincil bir etkinin tehlike olarak ortada durduğunu söylemiş oldu.

İsviçre’nin bu kararının İstanbul Sözleşmesi’nde imzası bulunan diğer ülkeler için kesinlikle emsal teşkil edeceğini düşünüyorum ve bu karar İstanbul Sözleşmesi’nin uygulandığı anlamını çok açık bir şekilde taşıyor.”


Yasemin Çakal davasında ne olmuştu?

Yasemin Çakal, sistematik şiddet gördüğü kocası Özkan Kaymaklı’yı 10 Temmuz 2014’te öldürdü.

Çakal, defalarca polise şikayette bulunmuş, ailesinden yardım istemiş ve kocasının kendisini ölümle tehdit ettiğini belirtip bir süre sığınakta kalmıştı.

10 Temmuz 2014’te kocası, Yasemin Çakal’ı kemerle boğmaya çalışıp çocuğunu dirseğiyle sıkıştırırken, Çakal masada duran bıçakla onu öldürdü.

Tutukluluğunun üçüncü yılında, 4 Temmuz 2017’de Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi, “Meşru savunmada mazur görülebilecek heyecan, korku ve telaşla sınırı aşması sonucunda eylemi gerçekleştirildiği kabul edildiğinden, ceza verilmesine yer olmadığına” ve tahliyesine karar verdi.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nde görülen istinaf duruşmasında ise mahkeme, ceza verilmesine yer olmadığına dair kararı bozup 15 yıl hapis cezası verdi.

Tahliye olduktan sonra tehditler almaya devam eden Çakal, İsviçre Göç Bürosu’na sığınma talebinde bulunmuştu. Türkiye’de şiddete uğrayan ve yıllarca cezaevinde yatan Çakal İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte olduğu İsviçre’de bir mülteci kampında yaşıyordu.

Yeni Özgür Politika


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar