“Parça insan”dan çok yönlülüğe

“Parça insan”dan çok yönlülüğe

“…Küçücük bir bahçede otlar yemyeşildi. ‘Böyle çimleri hiçbir yerde görmedim,’ dedi profesör. ‘Ders kitaplarından bir öykü anımsadım. Bahçıvan kendisine ‘bir yeşil halı gürlüğünü nasıl sağladınız?’ diyen yabancıya der ki ‘her gün biçmek gerekir’, ‘Ne kadar süreyle?’, ‘iki yüz yıl!’” “…Bir yeşil halı gürlüğünü nasıl sağlarız?” Bıkıp usanmadan her gün biçmek gerekir! Ayrık otlarını sürekli temizlemek, düzenli bir biçimde sulamak, yıllar sonrasını kurgulamayı başarmak ve bu hayali hiç yitirmemek gerekir!

“…Küçücük bir bahçede otlar yemyeşildi.
‘Böyle çimleri hiçbir yerde görmedim,’ dedi profesör. ‘Ders kitaplarından bir öykü anımsadım. Bahçıvan kendisine ‘bir yeşil halı gürlüğünü nasıl sağladınız?’ diyen yabancıya der ki ‘her gün biçmek gerekir’, ‘Ne kadar süreyle?’, ‘iki yüz yıl.’”

“İngiliz burjuvazisinin tırpanı, yoksulları ve hele şimdilerde özellikle hedef seçtiği proleterleri işte böyle biçiyor. Kapitalizmin iki yüz yılı hem bir trajedi hem de halk için büyük bir okuldur…” (Ateşi Çalmak)

Engels‘in çıkardığı sonucun dışında birçok yan vurgu noktası bulunabilir bu anlatımda; başta geleni ise hedefe nihai olarak ulaşmak için -sadece bize ait olmayan- sayısız deneyim ve dersle örülü şaşmaz bir sabırdır!

“Ateşi Çalmak” belgesel romanında, sadece Marx ve Engels gibi proletaryanın seçkin önderlerinin değil, özellikle I. Enternasyonal’e evrilen proletarya eyleminin içinde yer alan o dönemin neredeyse bütün siyasal kişiliklerinin çokyönlülükleriyle öne çıktıklarını görürüz. Aydınlanma çağı, bilimde, politikada ve sanatın istisnasız her dalında çağa damgasını vurmakla kalmayıp günümüze kadar taşınan insanlığın ortak hazinesinin değerleriyle doludur. Bir siyaset erbabı aynı zamanda bir dilbilimci, aynı zamanda bir zanaatkar, aynı zamanda bir estetikçi olabilmektedir. Terzi Stock‘a bakın, Weydemeyer‘e bakın, Leonardo da Vinci‘ye, Michelangelo‘ya; sonraki yıllarda Lenin‘e, Rosa‘ya bakın! Bu çok yönlülük, dünyayı her cepheden kucaklama, anlamaya çalışma, çözümleme ve eylemin diline çevirme “ihtiyacı” nereden kaynaklanır? Bu kişilerin “kişilik” özelliklerinden mi? Hayır! Tersten bir bağlantı kurarak söyleyecek olursak, değişik tarihsel dönemlerin parıldayan yanları kadar “cahillikleri de, bu dönemlerin toplumsal hareketleri, özlemleri ve ülkülerinde” (Tarihte Bireyin Rolü, Plehanov) kendini gösterir! Toplumların kaderini etkileyen insanlar, “…toplumun örgütlenme biçimi tarafından, toplum güçlerinin ilişkileri tarafından belirlenmektedir. Bireyin kişiliği, ancak toplumsal ilişkiler izin verdiği zaman ve bu ilişkiler izin verdiği ölçüde, toplumsal gelişmenin bir ‘etken’i olur.” (agy)

İşin bölünmesi / parça insan
Kapital‘de Marx, “Çok sayıda parça-işçinin birleşmesi ile oluşan kolektif işçi, manüfaktür döneminin kendine özgü makinasıdır. (…) Manüfaktürün çeşitli işlemleri ayırmasından, bağımsızlaştırmasından sonra işçiler, ağır basan niteliklerine göre bölündüler, sınıflandılar ve gruplandılar” der. Manifaktürde işçiden yeteneğinin ancak küçük bir kısmını kullanması beklenirdi. Tek yanlı bir uzmanlaşmanın öncelleri, üretici güçler ile üretim ilişkilerinin sözünü ettiğimiz aşamasındadır. “Tek bir nokta üzerinde pratik yaparak kendini yetkinleştirme olanağı” sağlayan her işçi -ve elbette her birey- bu yönünü aşırı ölçüde geliştirirken, “…zaten tekdüze olan yaşamının zihinsel atılganlığını engellediği, alışkın olduğu işin dışındaki çalışmalarda, gücünü, canlı ve azimli bir biçimde kullanamaz hale getirdiği”nin (A. Smith) farkına bile varmaz.

O günlerden bu yana çok şey değişti; büyük bir hızla da değişmekte. Peki bu kadar gerilere gitmeye gerek var mı? Her iş bölümünün temelinde kent ile kır arasındaki, kafa emeği ile kol emeği,.. arasındaki ayrılık yatıyorsa, evet! Bu ayrılığın tümüyle ortadan kaldırıldığı ya da kaldırılma yoluna girdiği toplumsal-tarihsel koşullarda söylenecekler ve vurgu noktaları farklılaşacaktır. Fakat, iş bölümüyle uzmanlaşmanın, uzmanlaşma ile çok yönlülüğün gerilimli noktalarını verili toplumsal koşullar içinde nasıl bir diyalektik bütünlük içinde ele alıp ileriye doğru zorlayacağımız büyük önem taşır.

Hangi çok yönlülük
“Çok yönlülük” denildiğinde ne anlaşılır? Toplumdaki genel kanı, hemen her konuda ortalamanın üzerinde bilgi ve deneyim sahibi olan ve yeri geldiğinde bunu mutlaka bir biçimde “konuşturan” insanlara ilişkin bir özellik olduğu yönündedir. Yaygın olarak bilineni, bunu bir üstünlük ve “bilgi satma” aracı olarak kullanma tutumudur. Bizim literatürümüzde ve kültürümüzde ise, “parça insan” olmaktan çıkışın, bu tek yanlılıktan kurtuluşun ilk özgürleştirici adımı ve daima peşinde olunan -olunması gereken- bir yönelimin göstergesi olarak vurgulanışı sıktır. Vasıfsızlığın ortalama bir varoluş biçimi olarak yaşandığı fakat vasıflılıktan “anlaşılanın” farklı farklı algılandığı koşullarda, bu tanımlama özel bir önem kazanır ve “mekanizmalar ve pratik” diyen haykırışların yakıcılığını hatırlatır!..

Ne var ki her konuda olduğu gibi, canalıcı bir ihtiyaç haline gelmeyen -bunun ‘olmazsa olmaz’ kesinliğiyle duyumsanmadığı- hiçbir konu, istek, açılım, yönelim ve hedef ulaşması arzulanan menzile erişemez! ‘Çok yönlülük ihtiyacı’ bunlardan sadece biridir ve bu ihtiyacı ete kemiğe büründürerek gündemimize taşıyan ise en başta pratik, pratiğimizdir: “…koşulların değişmesi ile insanın faaliyetinin değişmesinin örtüşmesi ancak devrimci pratik biçiminde kavranıp…” (Seçme Eserler, Marx) yaşama geçirilirse anlamlı olur. Çok yönlülük ihtiyacı, dünyanın, hayatın ve mücadelenin ekonomik, toplumsal, siyasal, örgütsel… çok yönlü ve hızlı değişimini yakalayabilmek için bile bir zorunluluktur. Her konuda niteliklenme yönelimi şeklinde tanımladığımız durum, pratiğe müdahalede zorlandığımız eşikleri aşma ihtiyacının dile gelişidir.

Çok yönlülüğün pratiğe “katkı”sı
Çok yönlülük pratik ilişkisi devrimci anlamda -dünyayı değiştirici/dönüştürücü anlamda- çok yönlülüğün, materyalist bir çok yönlülüğün gereğidir. Elbette burada pratikten ne anlaşıldığı, pratiğin doğru içeriklendirilmesi önem taşıyor. Alışılageldiğimiz söylemle “dar pratikçilik”, kendi kabuğunda dönenip duran bir pratik hiçbir zaman çok yönlülük ihtiyacı doğurmaz. Ancak hayatı bütün yönleriyle kucaklamaya, zengin ve çok taraflı bir pratiğin sahibi olmaya yönelenler çok yönlülük ihtiyacını duyarlar ve onların pratikleri de etkin bir pratik işlevini görür.

Pratiğe müdahaledeki zayıflıklarımızın, stratejinin gerektirdiği taktik adımları yeterince pratikleştirememizin kuşkusuz tek bir nedeni yok. Gerek yön çizme gerekse çizilen yolu genişletip derinleştirme, araçları tek bir gelişkin yanından zorlama kolaycılığına kaçmama; gerektiğinde onlardan vazgeçmesini ya da farklı biçimlerde kullanabilmesini öğrenme; hayatın ve yenilgilerin öğreticiliğinden -bunlar bizi salt acıtıcı ve “sonu hüsranla biten” öyküler olarak mahmurlaştırmadığı halde sivriltip öne çıkarmamızı koşullayan hırs ve iddiadan azami verimi alma- sonuna kadar yararlanma; sözün gücüyle eylemin gücünü, üretimin devinimiyle geleceği silinen insanın eylemini, “kitapların söylediği”yle herkesin kendi deneyiminden çıkarsadıklarını örtüştürebilme (ve vice versa); basit gibi görünen adımlar konusunda seri davranma ve devrimci denetimi elden bırakmama… Liste uzatılabilir. Ne var ki, çok yönlülük yolunda yürüme ısrarı gösteren bir komünist, çok yönlülüğün bir zorunluluk olduğunu sezen bir devrim işçisi ve bunların oluşturduğu -bırakın orduyu- bir birlik bile muazzam bir güç demektir. Çünkü onların herbiri bir “ordu” gibi iş görür; onlar her zaman mekanizmaları ve “üstlerden” gelecek vahiyleri beklemezler; devrimci çalışmayı “iş” değil devrimci sosyalist değerler yaratan ve toplumsallaştıran bir çalışma, örgütlülüğü de belli işleri yapan “bölüm”lere ayrılma değil aynı değerler etrafında bütünü oluşturan devrimci sosyalist bir toplumsallaşma olarak gördükleri için doğal olarak kendilerini faaliyetin “sahibi” birinci dereceden sorumlusu ve yürütücüsü hissederler.

O zaman dur-durak bilmeyen bir tempo yakalanabilir; bunun motivasyonu ve gücü bilinçle keşfedilir. “Feyz almak” herkesin kendince yazacağı romanın, çekeceği filmin spotları olarak iş görür. Her konuda ön açıcı perspektif sunmanın (ML hakimiyet, süreç, dönem ve tarihsel birikim) “sınırı”, karşımızdakini, yanı başımızdakini geliştirmenin sınırı potansiyelleri eğitimle büyütme üzerine kurulur. Ne zaman ve nerede duracağımızın -durmamız gerektiğinin- sınırı, durmamız ve adımlarını bize uydurmaya, öğrenmeye ve fethetmeye yönelenleri kimi zaman hız keserek nerede beklememiz “gerektiği”nin sınırı yeniden çizilir. Bu ilişkileniş kuşkusuz kolektife de döner -ondan çıkar zaten- ve onu içten içe kemiren kimi hastalıklara da deva olma yolunu açar. Çok yönlülük ihtiyacını ve onu hayata geçirme araçlarını yeniden ve yeniden yaratma konusunda kendimizi ve kolektifi bıkmadan “sıkıştırmamızı” emreder!

Uzmanlaşma/çok yönlülük gerilimi
Çok yönlülük ne “uzmanlaşma”yı keser ne “iş bölümünü” sekteye uğratır. Tam tersine onun daha gelişkin bir temelde üretilebilmesinin olanaklarını yaratır. Ayaklarını uzatıp oturmayan hiç kimseyi olamayacağı şeye zorlamaz! Yenilgi ve ezici ‘tasfiyecilik’ dönemlerinin, çaresi kitabi olarak bilinip de hayata geçirilemediği kesitlerin sabır gerektiren patikaları ancak pratiğe yüklenmekle, devrimci pratiğin gereksindiği çok yönlülük donanımıyla mümkündür. Uzmanlaşma ile çok yönlülük gerilimi de ancak bunları birbirinden ayıran çizgilerin geçirgenliğiyle sağlanabilir. Faaliyetin bir kolunda ya da dalında iyi olmak, gelişmiş olmak, yetkin olmak ulaşılabilir ve ulaşılması gereken bir duraktır. Ama bununla yetinmek özünde aynı şeye, bir üst evreden “parça insan olmaya geri dönüş”tür. Uzmanlığın farklı uzmanlık alanları ve becerileriyle yeniden üretimi, ancak kolektif bütününde bu doğrultuda atılacak adımlarla koşulludur. Bunu en “tepe”den en hücresel kesite, mümkün olan en geniş kadro güçlerine, alan aktivistlerine, giderek kitlelerin öncülerine kadar yayabildiğimiz oranda örgütsel önderliği kolektivize etmeyi başarabilir; önderlik birikim ve deneyimine ulaşmanın yollarını ardına kadar açmış oluruz. Aksi halde “birileri her şey haline gelirken, birilerinin hiçleşmesi” hem kısa hem uzun vadede kaçınılmazdır!

“…Bir yeşil halı gürlüğünü nasıl sağlarız?” Bıkıp usanmadan her gün biçmek gerekir! Ayrık otlarını sürekli temizlemek, düzenli bir biçimde sulamak, yıllar sonrasını kurgulamayı başarmak ve bu hayali hiç yitirmemek gerekir!

[Ufuk Çizgisi, Sayı: 23]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar