“Partinin oğlu” Kalinin

“Partinin oğlu” Kalinin

“Partinin oğlu” Mikhail İvanoviç Kalinin 3 Haziran 1949’da öldü.

Kalinin, işçi kökenli ünlü Bolşevik önderlerinden biridir. Ünlü Putilov Fabrikası işçiliğinden SSCB Üst Prezidyum Başkanlığı’na kadar yükselen bir yolun her aşamasında ML’e ve komünizm davasına büyük bir sadakatle hizmet etmiştir. Kendisini devrim ve sosyalizm idealine bütünüyle adamanın yetkin bir örneğidir o. “Komünizmin ideallerini yaymak için tutku gerekir. Kitlelere öncülük etmek için insanın kendisi de kitlelerle birlikte, aynı tutkuyla yanmalıdır” diyen kalinin’e, 71 yıllık yaşamında hep bu tutku yol gösterdi.

Devrimci oluşuyla Sovyetler Birliği’nde devrimin gerçekleştirilmesi arasındaki dönem boyunca tam 14 kez tutuklandı. Hapislik ve kaçaklık yıllarında kendisini yetiştirmesini ve daima kaldığı yerden yeniden başlamasını bildi. Büyük bir onurla “beni komünist parti doğurdu” derdi. Çok yönlü, yalın ve inanmış kişiliği sayesinde işçi ve köylülere önderlik etti, ama asla onlardan biri olduğunu unutmadan.

Sverdlov’un ölümü nedeniyle, 9 Nisan 1919’da ondan boşalan Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi Başkanlığı’na seçildi. Yaptığı konuşmada; “Seçilmemi işçilerle köylüler arasındaki yakın dayanışmanın bir örneği olarak alıyorum, çünkü benim kişiliğimde bir Petrograd işçisiyle bir Tver köylüsü yan yanadır” diyordu. İşçi ve köylülerle kurduğu ilişkiler, esas olarak öğrenme ve öğrenmeye dayanan, ikna etmeyi amaçlayan türdendi. O, iyilikle söylemenin gücüne ve insana inanırdı. Karmaşık konuları bile temel teorik öncülleri asla aşırı basitleştirmeden açık ve yalın bir dille anlatma başarısını gösteren Kalinin’de, özellikle propagandacı ve eğitici yönler öne çıkar. İşçi ve köylülere hitap ederken ne yapmak istediğini bilen insanların rahatlığı ve konulara hakimiyeti onda kendini derhal gösterir. Bunu yaparken ne ders vermeye kalkışır ne de duygusallığa düşer. Proleter sadelik Kalinin’in kendini hemen farkettiren bir diğer özelliğidir.

1917’de Petrograd Belediye Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada kendisiyle birlikte çalışan Halk Eğitim komiseri Anatoli Lunaçarski onu söyle tanımlıyordu: Aramızda ondan daha iyi konuşanlarımız olduğu halde, Kalinin kürsüye çıkıp da hiçbir süsleme yapmaksızın, bir proleter olarak özellikle önemli bulduğu konuyu öne sürünce, duma içinde hiç kimsenin sözü bu kadar ağırlık taşımazdı.

Partiye bağlılığı ve yönetici yetenekleriyle Sovyet Devrimi’nin ve sosyalist inşanın her aşamasında ona nerede ihtiyaç olduysa orada oldu. 1319-1921 İç Savaş yıllarında, “Ekim Devrimi Treni” adı verilen ve içinde partinin en yetkin öncüleri ve propagandistleri bulunan bir propaganda treniyle ülkenin en ücra köşelerine kadar gitti. Emperyalizmin saldırı ve istila planlarını, Kolçak ve Denikin Beyaz Ordularının hain amaçlarını işçilere, köylülere anlattı. 1921’de İç Savaş sonrası açlık tehlikesi baş gösterdiğinde, “Açlıkla Savaş Komitesi” Başkanı olarak görev aldı. Parlak bir örgütleyici ve propagandacı olan Kalinin, bu görevin üstesinden de başarıyla geldi. 30 Aralık 1922’de Ukrayna, Beyaz Rusya, Transkafkasya Federasyonu ve RSFSC, kendi iradeleriyle ve eşit olarak birleşerek SSCB’yi kurdular. Bu yeni cumhuriyetin başkanlığına Kalinin getirildi.

Lenin’in ölümünden sonra SSCB Anayasası’nı hazırlayacak komisyonun da başkanlığını yaptı. 1925’te Özbek ve Türkmen Cumhuriyetlerinin kurulmasıyla, ulusal devlet sınırlarının yeniden çizildiği Orta Asya’ya gitti. “Cehaletle savaş” adlı komitenin başkanlığını yaptığı sırada ülke çapında eğitim ve kültür seferberliğine girişti.

1938’de Üst Sovyet Prezidyum Başkanlığı’na seçildi. Kendisiyle görüşmeye gelen her sekiz işçi ve köylüden biriyle mutlaka görüşen, onların öneri ve fikirlerini dinleyen, yeni çalışma biçim ve yöntemlerini bunları da dikkate alarak geliştiren Kalinin, bu nedenle onların üstünde değil daima aralarında ve onlardan biri olarak kalmaya devam etti. Onun özellikle emekçi kitlelelerin komünist eğitimini hedefleyen değişik konulardaki yazıları, yüreklendirici, yalın ve bilge sözleri, halkın aklına ve yüreğine varınca, orada yaratıcı çalışma özlemini, kendi ülkelerini ve halklarına olan güveni tutuşturuyordu.

Arkasında öyle bir güç vardı ve o bunun öylesine farkındaydı ki, 1922’de atanan Alman Büyükelçisi itimatnamesini sunarken karşısında öyle ezilip büzülür ki, “Siz kralların karşısında bile sararmamıştınız” diyerek bunun nedenini soranlara şu yanıtı verir:

Evet, kralların karşısında durdum, hatta daha beteri, zaferi kazanmış Clemenceau’nun karşısına bile çıktım. Ama Kalinin, o ceketiyle, ülkelerini böylesine yüreklilikle özgürce yöneten ve onun kişiliğinde somutlaşan işçiler ve köylüler karşısında terledim çünkü karşılarına çıktığım en güçlü iktidar onlardı.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar