Politikada strateji-taktik ilişkisi

Politikada strateji-taktik ilişkisi

Kaba bir tasnif yapacak olursak, devrimci radikal güçler attıkları her adımda stratejiyi esas alan bir yaklaşımla hareket ederken, reformist çevreler içinde taktik her zaman daha baskın ve belirleyici bir rol oynar.

Türkiye solunun devrimci ve reformist kanatları arasındaki ayrım çizgilerinden birini de politika üretimi sırasında strateji ile taktik arasındaki ilişkinin kuruluşu oluşturur.

Kaba bir tasnif yapacak olursak, devrimci radikal güçler attıkları her adımda stratejiyi esas alan bir yaklaşımla hareket ederken, reformist çevreler içinde taktik her zaman daha baskın ve belirleyici bir rol oynar.

Fakat bu tabii çok basitleştirilmiş genel bir tasniftir. İstisnaları içermediği gibi alt başlıklar kapsamında değerlendirilebilecek farklılıkları da içermez. Bundan da önemlisi taraflara baştan devrimci ya da oportünist bir karakter kazandırmaz.

Strateji ile taktikler arasındaki ilişkinin kuruluşunda devrimci Marksist yaklaşım tabii ki stratejiyi (aynı anlama gelmek üzere ilkelerini) ön planda tutar, taktik başarılar uğruna onu unutup bir kenara bırakmayı oportünist bir tutum olarak görür. Yalnız, stratejiye olan bu sadakat, tek başına bir devrimcilik göstergesi değildir (Gerçi sınıfla ve hayatla ilişkisizliği yanında düşünme tembelliğinden de muzdarip dogmatikler bunu yeterli görür; dahası, kendilerinin ne kadar devvv-rrrim-ci olduklarının alâmet-i fârikası olarak böbürlenme konusu yaparlar).

Strateji ve ilkelere bağlılık, sınıfın ve emekçi yığınların mevcut bilinç ve örgütlülük düzeyi, sınıf hareketinin bulunduğu nokta ve gelişme seyri, devrim-karşı devrim arasındaki sınıfsal denge başta olmak üzere içinde bulunulan dönemin somut koşullarını dikkate almayan bir dogmatizm özelliği kazandığı ölçüde taşlaşır. Sınıf hareketini ve mücadeleyi ilerleten devrimci bir rol oynamak yerine, tarihin akışını fiilen tribünlerde oturarak seyrettiğinin dahi farkında olmayan bir kendiliğindencilik üretir. Yıllardan beri olduğu iddia edilen bir “devrimci durum” tespiti (Mücadele Birliği) ya da  (daha çok demokratik devrimci cenahın bileşenleri arasında görülen) “Kurtuluş devrimde” sloganının tekrarlanmasıyla yetinen bir siyaset tarzı ile süreçlerin akışı üzerinde etkide bulunmak mümkün müdür?

Taktiği esas alıp adeta “her şey” haline getiren politika tarzı ise, sürekli aynı kalıpları tekrarlayan bu taşlaşmış hareketsizliğe kıyasla belirgin bir dinamizm sergiler. Sol siyaset alanında daha görünür bir yer kapar, zaman zaman etkileyici başarılar da elde eder. Fakat en etkileyici başarılar bile bir süre sonra elinden kayıp gider. Çünkü elde ettiğini elinde tutmasını da sağlayacak tarihsel perspektif kaybı ya da bulanıklığı söz konusudur. Dönemsel olanı tarihsel olana bağlayacak, başka bir anlatımla taktik başarıyı stratejik başarılara doğru ilerletip evriltecek halkada bir problem vardır.

Zaten taktik başarılara odaklanan, bu nedenle taktiği esas alıp sürekli ona yüklenen bir siyaset tarzı, alışkanlık özelliğini kazandığı ölçüde taktik stratejiyi kemirmeye başlar, dönemsel olanla tarihsel olan arasındaki farklılık giderek silinir. Bu metamorfoz, dönemsel rüzgarların etkisiyle savrulmalara açık bir eksen ve kimlik kaybı riskini beraberinde getirir.

HDP pratiği bunun en çarpıcı örneğidir. Şimdilerde buna hem de “sosyalist strateji” etiketi altında küçük burjuva ulusalcı içerikte bir “anti-emperyalizm”, devletin hangi sınıfın elinde olduğundan koparılmış bir “kamucu ekonomi” ve muz niyetine de yenilebilecek “emekten yana” bir program (Gazete Manifesto) ya da yeni bir “demokratik anayasa hareketi” temelinde güç birliği ve ittifak çağrılarının (TÖP- El Yazmaları) eklendiğine tanık oluyoruz.

Sol siyaset adına strateji ile taktik arasındaki ilişkinin kuruluşunda şu ya da bu yönde tek yanlılaşma, mücadelenin düzeyi ve temposunun düşük olduğu kesitlerde genel açısından fazla risk doğurmaz. Fakat günümüzdeki gibi uzun süren bir durgunluk ve sıkışma halinden yeni bir yükselişin doğum sancılarının yaşandığı geçiş dönemlerinde her ikisinin zararları sadece sahiplerini bağlar olmaktan çıkar. Sol’un bütünü hakkındaki algıları, bu bağlamda genelin siyasal-moral etkisinin artışı ya da azalışını belirlemese dahi ciddi ölçülerde etkiler. Ekonomideki “Kötü para iyi parayı kovar” misali “stratejik-ilkeli devrimci tutum” adına sergilenen en dogmatik, hayattan en kopuk keskinlik örnekleri ya da “gerçekçilik” adına savunulan ilke yoksunu bel kemiksiz taktik tutumlar, tüm sola mal edilmekle kalmaz, soldan bir çıkış bekleyen kesimler içindeki tereddüt ve kafa karışıklıklarını büyütür.

Devrimci Marksist önderler, “oportünizme karşı mücadele, burjuvaziye karşı mücadeleden ayrı düşünülemez” uyarısını bu yüzden yapmışlardır. Tarihsel deneyimlerden süzülerek çıkarılmış bu dersi günümüzde sık sık hatırlamakta yarar var.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar