Rejimin asıl kimliği

Rejimin asıl kimliği

Sormayı ve sorgulamayı bırakan bir toplum yaratmanın yolu, kitlelerde belli korku ve kaygıları derinleştirme, belirli araçları kullanarak sahte “mutlu” dünyacıkların içine hapsederek bireycileştirme, kimi duyguları karşısındakine zarar verene kadar körüklemekten geçiyor.

Çiçek Özgen

Kapitalist sistemin kitleleri kendine bağlamak, tabi kılmak için birçok yola başvurduğunu biliyoruz. Bu konuda dinden, futbol fanatikliğine kadar geniş bir araç yelpazesine sahip.

Sormayı ve sorgulamayı bırakan bir toplum yaratmanın yolu, kitlelerde belli korku ve kaygıları derinleştirme, belirli araçları kullanarak sahte “mutlu” dünyacıkların içine hapsederek bireycileştirme, kimi duyguları karşısındakine zarar verene kadar körüklemekten geçiyor. Toplumu, özellikle ahlaki ve düşünsel olarak yozlaştırma yöntemi olarak uyuşturucu, sistemin en sık başvurduğu kurtarıcılar arasında yer alıyor. Bir zamanlar giremedikleri, devrimcilerin yoğunlukta olduğu mahallelere ve baş edemedikleri Kürt illerine bugün uyuşturucu ve fuhuşla girmeye çalıştıklarını ve bunda da belli bir yol kat ettiklerini görüyoruz. Bu yöntem rejimlerin kendine karşı olanların birlikteliğini, dayanışmasını çözmek için dünden bugüne uygulanagelmiş yöntemler arasında yer alıyor. Ama AKP dönemini bu kadar karanlık ve kokuşmuş yapan şeylerden birisi, bu araçların bu kadar yoğun ve bu kadar açıktan rahatlıkla uygulanabilmesi. Ve toplumsal çürümenin, tüm bu uygulamaların yarattığı tahribatın önünü almakta zorlanacağımız boyutlara varmış olmasında yatıyor.

Uyuşturucu: Yozlaştırmak için geçer akçe

Yapılan bir araştırma bizi bu gerçeklerle çok sert biçimde yüzleştiriyor: Sadece 2018-2019 yılları arasında uyuşturucuya bağlı suçlarda yüzde 58 artış olduğu ortaya çıkmış. Günde 465 kişi hakkında uyuşturucu kullandığı için işlem yapılmış. Yani AKP-MHP-Ergenekon koalisyonunun sadece son 2 yılına baktığımızda çürümenin nereye vardığını görebiliyoruz. İktidarlarını kaybetmemek ve daha çok kazanmak için hepimizi uyuşturucu müptelası yapmaktan sakınmayacak bir iktidardan bahsediyoruz. “Din” maskesini kullanmayı ihmal etmeden fuhuş, uyuşturucu, cinayet, tecavüzle biçimlenen bir vücuttan bahsediyoruz. Ve bu vücut kanser gibi yayılmaya devam ediyor.

Aslında çok bilinen bir gerçeklik vardır; yazılı olmayan fakat tecrübelerle, yaşanmışlıklarla ortaya çıkan bir gerçeklik! bir yandan da. Son yılların en bariz özelliklerinden de birisidir bu! Gördük ve görüyoruz ki, kim “ahlak”, “namus” diye ortalığa çıkıp ağzından köpükler şaçarak çemkiriyorsa, ardında kendi pisliklerini örtme, bunu gözden uzakta tutma amacı yatıyor hep. Örneğin, her ahlak bekçisi kesilmek isteyenin arkasında boğazına kadar pisliğe batmış bir kimlik çıkıyor karşımıza. Gördük ki, faşist rejim kadınlar üzerinden namus bekçiliğine her soyunduğunda, onu deliler gibi alkışlayanların, sosyal medyada kendinden geçerek “aslan” kesilenlerin, ölüm tehditleri yağdıranların arkasında hep hayvana, kadına, çocuğa eziyet, taciz, katliam öyküsü var. Ses ne kadar çok çıkarsa, pislikler o kadar örtülür sanıyorlar. O nedenle o kadar çok bağırıyorlar, o nedenle öyle kendilerinden geçiyorlar, her söyleneni ağızları açık alkışlıyorlar.

Tecavüzcüler “ahlak”, hırsızlar “haram” diye çığırıyor!

Biz gördük ki, bu rejimin o en çok bağıranlarının başkanlık ettiği vakıflarında ve derneklerinde onlarca çocuğa tecavüz edildi. “Ahlak” diye çemkirenler gerektiğinde kullanmak üzere birbirlerinin şantaj kasetlerinden kolleksiyonlar oluşturdu, kendi kasetleri de başkalarının koleksiyonunu süsledi… Bu toplumun aydınlarını, gazetecilerini, duyarlı insanlarını ölümle tehdit eden katil adaylarının ardında rejimin kodamanlarıyla çekilmiş fotoğrafları çıktı çarşaf çarşaf… “Hırsızlık haramdır” fetvası verenler mersedeslerinde sefa turlarına çıkarken, kendilerinin ve sadık cemaatlerinin çuval çuval para görüntüleri, tomar tomar para desteleri çıktı ortaya…

“İmanlı gençlik” diye böğürenlerin uyuşturucu partilerinde, “pudralı burunlarıyla” çekilmiş videoları çıktı karşımıza. Yani hangi katil hangi tecavüzcü hangi sapık çıktıysa karşımıza, rejimle bir bağlantısı serildi önümüze. Hem de en çok bağıranlar, en önde alkış tutanlar, en ağzı bozuk, eli kanlılar arasından çıktı bunlar… Çünkü onlar, işleyen bu pislik çarkınıh üreticileri, yöneticileri, uygulayıcıları… Çünkü bu çark onların geleceğinin garantisi, zenginliklerinin sigortası. Çünkü bu çark içlerinde bastırılmış çirkef düşüncelerini eyleme geçirebilecekleri “din”, “milliyetçilik” maskesi altında bunu özgürce sergileyebilecekleri, nemalanabilecekleri, çarklarını döndürebilecekleri, dokunulmazlık, cezasızlıkla koruma altında olabilecekleri “Allahın bir lütfu” adeta… Çünkü bu çark aslında onların gerçek kimlikleri!

Biliyoruz ki bu rejim topluma, kendinden olmayanlara nereden, hangi noktalardan saldırıp belli şeyleri dayatıyorsa, toplumu ne için suçluyorsa onun en aşağılık, en yoz biçimlerini aslında kendileri yapıyor. Bu bugüne kadar yaşananlarla, ortaya çıkanlarla ve hala ortaya çıkmakta olanlarla sabit bir gerçek…

Durdurmak bize kalıyor; yozlaşmışı, çürümüşü kesip koparmak bize kalıyor…


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar