“Şengal’de Köle Pazarı, Ankara’da Derin Devlet” paneli

“Şengal’de Köle Pazarı, Ankara’da Derin Devlet” paneli

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube Kadın Komisyonu tarafından, DAİŞ tarafından kaçırılan Êzidî kız çocukları ve kadınlara ilişkin “Şengal’de Köle Pazarı, Ankara’da Derin Devlet” başlıklı panel Mülkiyeliler Birliği Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

“Şengal’de Köle Pazarı, Ankara’da Derin Devlet” başlıklı panelin moderatörlüğünü avukat Sipan yaptı. Cizreli, hukukçu, araştırmacı Güley Bor, “Êzidî Soykırımı ve Adalet Mücadelesi”, avukat Cemile Turhallı Balsak, “Êzidî Soykırımı’nın Cinsiyetçi Yönü”, gazeteci Hale Gönültaş ise “DAİŞ’in Türkiye’deki Varlığı” konularına dair sunum yaptılar.

Panelde ilk sunumu hukukçu araştırmacı Güley Bor yaptı. Gülay Bor, Êzidîlerin inanç, kültür ve tarihleri hakkında bilgi vererek 2014’teki soykırımın yıllar öncesinde sistematik bir biçimde planlandığını, 3 Ağustos 2014’ten beri binlerce Êzidî’nin öldürüldüğünü binlerce kız çocuğu ve kadının cinsel istismara uğradığını, DAİŞ’in cinsel şiddetinden kurtulan kadınların Êzidîler tarafından dışlandığını bu dışlanmanın bir şekilde hala devam ettiğini, buna ses çıkaran kadınların sayesinde yavaş yavaş baskıların azaldığınıın gözlemlendiğini de ifade belirtti.

Bor, Êzidî kamplarındaki sorunların çok yoğun olduğunu ve Duhok ve çevresindeki kamplarda yoksulluk ve cinsel istismarların çok fazla olduğunun altını çizerek birçok Êzidî’nin kamplardan kurtulmak için sığınmacı olarak yurtdışına çıkmak zorunda kaldığını dile getirdi.

Irak’ta DAİŞ üyeleri anti terörizm kapsamında yargılanıyor ve bu yargılama asla yeterli değil, bu kanunlarda cinsel şiddetler, istismarlar gibi suçlar yargılanmıyor. BM’nin hesap verebilirlik sistemi olarak bir soruşturma ekibi olan UNİTAD, 2018’den beri savaş suçları, insanlığa karşı suçlar gibi konularda çalışıyor. Hayatta kalanlara ulaşıyor, kurtarılan dijital kayıtlara ulaşıyor ve soykırıma dair delilleri topluyor. Olası failleri de tespit ediyor ama sadece soruşturma kapsamında çalışma yürütüyor, bir yargılama mekanizması değil. UNİTAD sık sık Irak ve Kürdistan yönetimiyle de çalışma yürütüyor fakat pek bir gelişme yaşandığı söylenemez.

Bor sunumunu bitirirken, Irak Meclisi’nin yakın zamanda çıkardığı “Hayatta Kalanlar Kanunu” ile tazminat, psiko-sosyal destek, eğitime dönüş ve istihdam konularında çalışmaya başlamasının önemli bir adım fakat olgunlaşmış bir pratik olmadığını söyledi. Bor, 2 binden fazla kayıp Êzidî’nin ve bir kısmının toplu mezarlarda olduğunu ifade ederek, sadece 103 kişinin kimliğinin tespit edildiğini, bu durumun aileler için sürekli yeni tramvalar yaşattığını belirtti.

Avukat Cemile Turhalı Balsak sunumuna, “Yaşamını yitiren kadınları saygıyla anıyorum. Hala soykırımın etkileri sürüyor” diyerek başladı. Balsak, Diyarbakır’da kadınlar tarafından kurulan “Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele Platformu” hakkında bilgi verdi. Platform Diyarbakır’da yaşayan kadınların ne yapabiliriz sorusuyla ortaya çıktı. Amaçlarımızdan biri bu soykırımının bir kadın soykırımı olduğunu göstermek. Bu alanda çalışmak isteyen birçok arkadaşın da desteğiyle 2015’ten sonra çalışmalara başladıklarını belirtti. Balsak, “Bir halk neden 73 kez soykırıma maruz kalır” sorusunu sorduktan sonra yanıtını da kendisi verdi:

Bizce bunun dört cevabı var. Birincisi kadın olmak, ikincisi Kürt olmak, üçüncüsü yoksul ve ezilen sınıftan olmak, dördüncüsü ise Êzidî olmak. Kadın bedeni savaşlarda ele geçirilmesi gereken bir alan olarak görülüyor. ‘Kadın vatandır, anadır’ sözü bir övünç olarak sunulurken aslında bu mantıkla örtüşük ilerliyor. Bu düşünceler de stratejik olarak kitlesel tecavüzler olarak kendini var ediyor. Tecavüz her zaman bir savaşın parçasıdır ve sistematik olarak savaş özneleri için birçok anlam ifade ediyor. Çünkü kadının istismar edilmesi, bireyi olduğu toplumun ya da etnisitenin de ortadan kaldırılması, istismar edilmesi anlamına geliyor.

Kitlesel tecavüzler sadece Şengal’de değil Nazi Almanya’sından, Okasava’ya kadar çizen Balsak devamında şunları söyledi:

Ruanda’da 200 bin kadına tecavüz ile AİDS bulaştırıldı. Kitlesel tecavüzler ile saldırı altındaki grubun kültürel değerlerine de zarar veriliyor. Örneğin Sırpların Srebrenitsa soykırımında Boşnak kadınları bilinçli olarak hamile bırakma stratejisi olan, ‘işgal edilen toprağa Sırp tohumları bırakma’ fikri bir örnek oluşturuyor. Êzidî’ler açısından 73’üncü fermanın diğer fermanlardan bir farkı yoktur, Êzidî kimliğinin Kürt kimliğinden bağımsız değerlendirilemez. 300 yıl öncesine kadar Êzidîler Kürttü. Fakat bu fermanlarla, Müslümanlaştırma politikaları ile Kürtlükten koparılmaya çalışıldı. Êzidîlik katliamcılar için sadece bir bahanedir. Asıl mesele 4 parçada yaşayan Kürtleri yok etmek. Êzidîlerin yaşam alanı aslında 4 parça Kürdistan’ın her yeriydi. Fakat bu katliamlar sonucu bir savunma mekanizması olarak Şengal’de toplandılar ve yaşam alanları çok daraldı.

Mülteci olarak Kanada’ya giden Êzidî çocuklarla görüştüğünü söyleyen Balsak şunları da ekledi:

Hepsinin ayrı ayrı travmaları var. Bazı çocuklar hep saklanarak uyudukları için ‘Ayaklarımızı uzatarak yatamıyoruz’ dediler. Her an DAİŞ gelip bizi götürecek korkusuyla yaşıyorlar. Zilan’dan tutun Dersim’e kadar Türkiye’nin tarihi bir jenositler tarihidir. Herkese bu konuda iş düşüyor. Bu katliamlarla yüzleşmek katliam mağdurlarıyla beraber olmak ve mücadeleyi sürdürmek gerek. Platform olarak 3 Ağustos’un ‘Êzidî Kadın Soykırım Günü’ olarak kabul edilmesini talep ediyoruz.

Gazeteci Hale Gönültaş, “DAİŞ’in Türkiye’deki varlığı kaçırılan Êzidî kadın ve çocukların durumuna” ilişkin yaptığı sunumda, Ankara, Altındağ, Pursaklar ve Sincan ilçelerinde yoğunluklu olarak DAİŞ üyelerinin yaşadığına dikkat çekerek, “Ankara’nın dışında Urfa, Maraş, Yozgat gibi şehirlerde DAİŞ militanları bulunuyor. Polis kimi zaman operasyon yapıyor. Çoğunlukla operasyonlar yabancı ülkelerden DAİŞ’e katılan kişilere yapılıyor. DAİŞ’e yönelik operasyonlar yapılsa bile hukuki süreci pek bilemiyoruz” dedi.

Gönültaş sunumunun devamında ise şunları söyledi:

Türkiye’ye giriş yapan DAİŞ militanları başkaları tarafından şehirlere getiriliyor. Militanların sosyal yaşamları çok rahat. Pazar’dan satın aldıkları Êzidî kadın ve çocukları kendi eşleriyle birlikte getiriyorlar. Ankara’da Sincan, Çubuk gibi yerlerde ev kiralıyorlar ve burada yaşıyorlar. 2017 tarihinde Ankara Ulus’ta Êzidî bir kız çocuğu ‘derin internette’ satışa çıkarılmıştı. Derin internet ‘terör örgütlerin’ olduğu bir mecra. Bu mecrada DAİŞ’in bir satış odası var. Bu odada zaman zaman pazarlık açılıyor. Duhok’ta, Musul’da Êzidîler yakınlarını bulmak için kayıt oluyorlar, Irak’taki ailelere bildiriliyor ve derin internetten kadın ve çocuklar açık artırmayla satılıyor. Bu açık artırmayı polis de takip ediyor.

Panel sunumların ardından kısa bir sinevizyon gösterimi de yapılarak sonlandırıldı.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar