Şimdi değilse ne zaman!

Şimdi değilse ne zaman!

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, hükümete “Zorunlu üretim dışında çalışma acilen 48 saat içinde gerekli adımlar atılmazsa ‘çalışmama hakkı kullanılacaktır’ uyarısı yaptı. Tarih 30 Mart 2020’ydi. O 48 saatlik sürenin üzerinden kaç 48 saat geçti fakat her ne hikmetse o 48 saat dolup da üretimden gelen gücün kullanılmasının zamanı bir türlü gelemedi!

Zehra Çaldağ

Parmak sallamaktan basın açıklamasına gelindi. Tabii ki tabanın zorlamasıyla… Bunun küçücük bir ilerleme olduğunu biliyoruz.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, hükümete “Zorunlu üretim dışında çalışma acilen 48 saat içinde gerekli adımlar atılmazsa ‘çalışmama hakkı kullanılacaktır’ uyarısı yaptı. Tarih 30 Mart 2020’ydi. O 48 saatlik sürenin üzerinden kaç 48 saat geçti, her ne hikmetse o 48 saat dolup da üretimden gelen gücün kullanılmasının zamanı bir türlü gelemedi!

Pandemi döneminde -ki pandemi bitmiş değil- işçilere “hastalığa yakalanırsam tek sorumlusu benim” belgeleri imzalatılmaya çalışılırken bile etkin bir tepki göstermeyen konfederasyonlar ancak parmak sallamakla yetinerek sermayenin ekmeğine yağ sürmeye devam ettiler.

Pandeminin görece hafiflediği süreçte bu kez de doların fırlaması, ekonomik krizin iyice derinleşmesi, zamların artık saat saat geldiği, yoksul halkın zorunlu temel gıdaya ulaşamamaya başladığı, ekmek, yağ kuyruklarının hayatımızı derinden etkilediği günlerde asgari ücret tartışmaları başladı.

Kimler arasında geçiyor bu görüşmeler? Güya işçi sınıfının sendikal örgütleri olan konfederasyonlar tabanlarından görüş alıyorlar mı? Ne gezer! O görüşmeler sadece ve sadece sendika bürokrasisiyle devlet ve patron temsilcileri arasında gerçekleştiriliyor.

“Geçinemiyoruz” sözümona mitingleri, açıklamaları, tuzu kurular tarafından yapılıyor. Yani geçinenler yine geçinemeyenler adına havanda su dövüyor. Parmak sallıyorlar, “üretimden gelen gücümüzü kullanırız” diyorlar. Lakin tabanda bu örgütlülüğü yapıyorlar mı? Grev, genel grev çalışması yürütüyorlar mı? Ne gezer!

Fakat haklarını yemeyelim; bu sefer biraz daha ileri bir adım atarak işyerlerinde bildiri okumaları, il il basın açıklamaları yapmaları ve Ankara Çalışma Bakanlığı önü eylemi parmak sallamaktan görece ileri bir adım sayılır..

Asgari ücretin 5 bin 200 olması ve vergiden muaf tutulması talebine gelince, bu rakamı kimler, nasıl belirleyebiliyorlar?


5 bin 200 rakamını ilk telaffuz eden -yanılmıyorsam- ana muhalefet partisi CHP’ydi. Dolar 13 liraya yükseldiğinde halkın kendi iradesiyle sokaklara çıktığı akşamın sabahında, “sokağa çıkılmasını doğru bulmuyoruz. Bu işi biz çözeriz” diyerek provokatörlerin olabileceği ve bunun AKP’nin işine geleceğini dile getirmişti. Ardından da İYİ Parti buna benzer açıklamalar yaptı ve hemen erken seçim nidalarıyla bu işin seçimle çözüleceğini söyleyerek manuple etmeye kalkanlar işte 5 bin 200’ü ilk telaffuz edenler. Ardından da DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, asgari ücretin 5 bin 200 olmasını ve birkaç talep daha ekleyerek bunu dillendirdi.
Asgari ücret 5 bin 200 TL olsa işçiler, emekçiler, açlıkla, yoksullukla, işsizlikle boğuşanlar için bunun bir anlamı olacak mı? Zam furyası aralıksız devam ederken, doların fırlaması durdurulamazken, açlık sınırı 10 bin küsur lira ve durmadan artarken, enflasyon yüzde 58’lerde iken 5 bin 200 liranın bir hafta, bir ay sonrasında para değil pul olacağını herkes biliyor.

Erken seçim olunca herkes rahatlayacak mı?
Ücretler yükselip, döviz fiyatı düşecek mi?
Temel gıdalara ulaşım normale dönecek mi?
Faturalar azalacak mı?
Kiralar normale dönebilecek mi?
Çalışma koşulları, işçi sağlığı ve güvenliği açısından koşullar değişebilecek mi?
Kod-29’un iptali sağlanabilecek mi?
Kadın politikaları değişecek mi?..

Bizlere erken seçimi çözüm olarak göstermeye kalkmasınlar. Hepsinin sicillerini biliyoruz. Ana muhalefet partisi “çözüm bizde” derken kendi belediyelerindeki direnişlere dair tutumlarını nasıl açıklıyor?


Dolayısıyla temel sorunların çözümünün sistem içi politikalarla olamayacağı aşikardır. İşçi sınıfı ve halkların eşit, özgür ve insanca bir yaşama kavuşabilmesi için sınıfa karşı sınıf perspektifi gerekir. Bu ancak Bileşik Mücadele ile başarılabilir. İşçiler, emekçiler, işsizler olarak mücadeleyi ne sosyal demokratların vaatlerinde ne de bürokrasi batağındaki düzen sendikalarında aramalıyız! Halkların özgücüne dayalı kendi mücadelemizi büyütmeli, tek çözümün devrim ve sosyalizm olduğunu görmeliyiz!

Asgari ücret gibi sefalet ücreti tartışmaları yapılırken üyesi olduğumuz sendikaların çağrısını beklemeden kendi örgütlülüğümüzü yaratıp üretimden gelen gücümüzü kullanmalıyız! Grev, direniş, genel grev şiarlarını işyeri işyeri, fabrika fabrika, mahalle mahalle yükseltmeliyiz!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar