‘Suruç için adaleti mahkeme salonlarında aramadık, sokakta olmaya devam edeceğiz!’

‘Suruç için adaleti mahkeme salonlarında aramadık, sokakta olmaya devam edeceğiz!’

BMG bileşenleri, Suruç için adalet mücadelesinin mahkeme salonlarında değil sokakta yürütüldüğünü hatırlattı. Suruç’un birleşik mücadele hattının ilk basamaklarından olduğunu ve bu yüzden devletin katliamı gerçekleştirdiğine dikkat çeken Alınteri, Partizan ve SMF temsilcileri, 33’lerin anısına bağlı kalarak antifaşist birleşik mücadeleyle sokakta hesap soracaklarının altını çizdi. 

Suruç katliamının 6 buçuk yıllık hesap sorma iradesi antifaşist birleşik mücadeleyle sokak sokak yürütülen çalışmayla sürdü. Suruç katliamı davasının Ankara katliamından tutuklu tek sanık Yakup Şahin’e tüm sorumluluk yüklenerek kapatılmasının yok hükmünde olduğunu kaydeden Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) bileşenleri, bundan sonra da sokakta antifaşist birleşik mücadeleyle hesap soracaklarının altını çizdi.

Alınteri’nden Mürüvet Küçük, Partizan’dan Toğay Okay ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’ndan (SMF) Mahir Gürz kapatılan Suruç davasını ETHA’ya değerlendirdi ve bundan sonra yürütecekleri mücadeleyi anlattı.

Küçük: Katliamcı siyasetin devam edeceğinin altı çizildi

Suruç’un organize bir katliam olduğunun su götürmez bir gerçeklik olduğunu kaydeden Mürüvet Küçük, “Davanın tek bir kişiye verilen cezayla apar topar kapatılması, katliamın organize niteliğini ortaya koyan çok sayıda delilin incelenmemesi, gözümüzün içine baka baka bitirilmesi kontrgerillacı, katliamcı siyasetin bundan sonra da devam edeceğinin altının çizilmesidir” dedi.

Okay: Siyasi sorumluların üstü örtülmek istendi

Toğay Okay da, 22 Ekim’de kapatılan Suruç davasının 21 duruşmasında yaşanan hukuksuzlukları hatırlattı. Mahkeme heyetinin, katliamın siyasi sorumlularının ortaya çıkmasını engellemek için davanın üstünü örttüğüne dikkat çekti.

Gürz: Suruç topyekun stratejik saldırıların ilk adımıydı

Devlet eliyle gerçekleşen diğer katliamlarda olduğu gibi Suruç katliamının da adaletsizlikle sonuçlanmasına şaşırmadıklarını kaydeden Mahir Gürz ise, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren gerçekleşen ve üstü örtülmek istenen katliamları anımsattı. “Katliamlarla kendini var eden bir siyasi iktidarla karşı karşıyayız” diyen Gürz, “Her dönemin siyasal konjonktürünün politik ihtiyaçları, sermaye ve burjuvazinin kendi bekası için tehlike gördüğü muhaliflere, kendine karşı mücadele eden toplumsal dinamiklere karşı gerçekleştirdiği saldırı politikalarından biridir bu katliamlar. Suruç katliamıyla verilen mesaj, 2015 yılında gelişen toplumsal mücadele boyutuyla, AKP ve Erdoğan iktidarının önemli oranda girdiği kriz ve politik olarak aldığı darbe dolayısıyla bu krizi çözmeye, iktidarını tahkim etmeye dönük halklara, toplumsal mücadeleye karşı geliştirdiği topyekun stratejik saldırıların ilk adımıydı” ifadelerini kullandı.

‘Süreci katliamcı politikalarla yürüteceklerinin göstergesi’

Suruç katliamının 7 Haziran seçimlerinin hemen ertesinde gerçekleştiğini hatırlatan Mürüvet Küçük şunları söyledi:”O dönemde rejim yeni bir kriz içindeydi ve kendi varlığını tahkim etmek için tehditler savuruyordu. Sandıktan çıkmazsa kan dökeceğini söylüyordu ve sandıktan yenilgiyle çıktı. Bunun üzerine bir katliamlar silsilesinin düğmesine bastı. Suruç bu sürecin kendi içerisinde önemli bir sıçrama noktasını oluşturuyor. Sonrasını hepimiz biliyoruz. Katliam davasının böyle bitirilmesi de kontrgerillacı siyasetin faşist zorbalığını devam ettireceğini gösteriyor. Rejimin aparatlarından olan itirafçı Peker’in deyimiyle kaos sürecini derinleştirecek siyasetin yeniden temel siyaset biçimi haline getireceğine gösteriyor. Aslında HDP İzmir İl binasına dönük silahlı baskın ve Deniz Poyraz’ın katledilmesiyle startı verilmiş bir süreç. Davanın bu şekilde sonuçlanması, Ankara katliamına ilişkin anmanın saldırıyla karşılanması, gözaltı, tutuklama furyaları, tehdit, HDP, Kavala davası… bu sürecin bir şekilde sıçrayan saldırılarla devam edeceğini gösteriyor. Çünkü rejim, ekonomik, bölgesel politika, siyasal anlamda en önemlisi de toplumsal tabanının çözülmesi ve yeni bir toplumsal krize dönüşmesi anlamında bu tabloyu yönetecek durumda değil. Rıza üretecek koşulları kalmadı. Bu süreci katliamcı politikalarla yürüteceğini göstermektedir.

‘Suruç için adalet zaten mahkeme koridorlarında aranmıyordu’

Suruç katliamı AKP-MHP faşist iktidarının devrimci, yurtsever güçlere yönelik diz çöktürme, teslim alma ve itaate zorlama politikasının bir ürünü olduğunun altını çizen Toğay Okay, “Davanın bu şekilde sonuçlanmasına şaşırmadık. Ama başından itibaren ‘Suruç için adalet’ diyenler zaten adaleti mahkeme koridorlarında aramadı. Suruç yaralıları, aileleri ve tanıkları, Suruç için kurulan mücadele platformları, gençlik örgütleri, insan hakları örgütleri, devrimci demokratik kamuoyu Suruç için adaleti bu düzenden, devletten beklemiyordu. Suruç katliamı tek bir IŞİD’liyle gerçekleşecek bir katliam değil. Keza Ankara katliamı da bu şekilde. Bunu biz söylemiyoruz aslında kamuoyuna yansıyan belgeler söylüyor. AKP-MHP iktidarı ortaya çıkan tüm belgelere rağmen mahkemeler aracılığıyla verdiği mesajda şunu diyor, ‘bir kişiyi yakaladık ve bitti'” diye konuştu.


‘Davanın bu şekilde sonuçlanması AKP-MHP iktidarının rolünü gösterdi’

Suruç katliamı ve diğer katliamların iktidardan, sistemden bağımsız olmadığını vurgulayan Mahir Gürz, gerçekleşen katliamların doğrudan ya da dolaylı olarak sistem tarafından örgütlendiğini dile getirdi. Suruç katliamı davasında bir tiyatro oyunun sergilendiğini söyleyen Gürz, “Davanın tek bir tetikçi üzerinden ceza verilerek sonuçlandırılması tam da sistemin ve özelde AKP-MHP iktidarının o katliamda oynadığı politik rolü bizzat gösterdi” dedi.

’33’ler birleşik mücadelede bir dönüm noktası’

Gürz, IŞİD, SADAT gibi örgütlenmelerin iktidarın toplumsal mücadeleyi bastırmak, kendi iktidarını sağlamlaştırmak için AKP iktidarının bizzat kurduğu, arkasında durduğu örgütler olduğunu kaydetti, “Dolayısıyla Suruç katliamının birinci dereceden sorumlusu Erdoğan, AKP iktidarının kendisidir” diye belirtti. Gürz, devlet eliyle gerçekleşen katliamların ardından geliştirilen adalet mücadelesinin işçi ve emekçilerin toplumsal mücadelesinde önemli bir zemin yarattığının altını çizdi, Suruç katliamı için adalet mücadelesinin önemli bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.

Alınteri’nden Mürüvet Küçük, Partizan’dan Toğay Okay ve SMF’den Mahir Gürz sorumluları aklamak için tek bir sanığa ceza verilerek kapatılan Suruç katliamı davası sonrası yürütecekleri adalet mücadelesinin sokakta birleşik bir hatta süreceğini kaydetti.

‘Birleşik Mücadele hattında yürüme zorunluluğunu hatırlattı’

Mürüvet Küçük, “Bu karar tek başına Suruç davası kararı değil” vurgusu yaptı ve şöyle devam etti:

Aslında işçilere, emekçilere, tüm toplumsal direniş dinamiklerine, devrimci ve demokratik güçlere bir mesaj veriyor. ‘Ben derinleşen krizimi baskı ve zorbalıkla aşmaya çalışacağım. Kontrgerilla yöntemlerini elden bırakmayacağım’ diyor. Bu mesaja karşı duruş da aslında bu netlikte olmalıdır. Rejimin krizini derinleştirecek hatta yürümek zorundayız. Toplumsal direniş dinamiklerini birleştirecek, büyütecek, birbirini besleyecek tarzda bir araya gelerek fiili meşru mücadele hattında tek bir duruşla sokağı terk etmeden yürümek zorundayız. Suruç davası kararı böyle bir mücadele hattında yürüme zorunluluğunu bir kez daha hatırlattı.

‘Katliamların hesabını birleşik mücadeleyle soracağız’

Otuz üç düş yolcusunun devrimci anıları önünde saygıyla eğildiğini ve mücadeleyi de bu anıya bağlı kalarak yürüteceklerini söyleyen Mahir Gürz, “Katliamların hesabını sormak için toplumsal kurtuluş mücadelesini daha da büyütmeliyiz. Suruç dahil bütün katliamların hesabını, işçi ve emekçilerin, bütün ezilenlerin özgürlük ve kurtuluş mücadelesini büyüttüğümüzde sorabiliriz. Birleşik mücadele perspektifiyle toplumsal kurtuluş mücadelesini geliştirmekle soracağız. Düş yolcularının anısını yaşatma, gelecek kuşaklara taşıma, hesabını sormak ancak birleşik mücadeleyi geliştirmekle olacak. Temel politik yönelimimiz budur” ifadelerini kullandı.

‘Suruç birleşik mücadelenin ilk hattıydı’

Suruç katliamının amaçlarından birinin de birleşik mücadele hattını engellemek olduğunu vurgulayan Toğay Okay, şöyle devam etti:

Suruç aslında sosyalistler ve Kürt halkının yan yana geldiği mücadele hattının ilk basamaklarındandı. AKP-MHP iktidarının savaş politikalarına dur demek için bir araya gelenler birleşik bir zeminde buluştu. Bunu gören devlet katliamla intikam aldı. Suruç’un hesabını sormanın yolu bütün toplumsal kesimlerin, birleşik mücadele hattı içinde birleşmesi, tek bir güç ve mücadele hattında odak olmasıyla mümkün.

24 Ekim günü Kartal Meydanı’nda gerçekleşen işçi ve emekçi mitinginin bunun bir örneği olduğunu kaydeden Okay, “Bir araya gelen işçi ve emekçiler büyük bir enerjiyi açığa çıkardı. Suruç’un yapmak istediği tam da buydu. BMG olarak yapmamız gereken, tartışmamız ve önümüze koymamız gereken bu. Suruç’un hesabını sormak için, özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten bütün ezilenler olarak yan gelecek, 33’lerin mücadelesini gerçekleştireceğiz. Suruç için adalet herkes için adalet demeye ve otuz üç düş yolcusunun hatıralarını yaşatmak için mücadeleye devam edeceğiz” diye kaydetti.

ETHA’dan Pınar Gayıp’ın özel haberi


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar