Tahir Elçi davasında tanık yapılan Ataş: Savcı Karaca beni yönlendirdi

Tahir Elçi davasında tanık yapılan Ataş: Savcı Karaca beni yönlendirdi

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi cinayetiyle ilgili üçü polis dört kişinin yargılandığı davanın 4. duruşması görüldü. Duruşmada heyete işkence ve baskılarla ifade vermeye zorlanıp, davada tanık yapılan Deniz Ataş’ın Diyarbakır Barosu’na gönderdiği uzun mektup sunuldu. Diğer taleplerle birlikte Ataş’ın ismini andığı savcı Kenan Karaca’nın yargılanması talebi de reddedildi, sonraki duruşma 15 Haziran’a ertelendi

28 Kasım 2015 savaşın kentin kültürel-tarihsel dokusu üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekmek için Dört Ayaklı Minare önünde yaptığı açıklama sonrasında adresi belli bir tetikten sıkılan kurşunla hayatını kaybeden Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin davasının 4. duruşması, Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Üçü polis, dört kişinin yargılandığı davanın 4. duruşmasında mahkeme, Elçi’nin avukatlarının tüm taleplerini reddederek sonraki duruşmayı 15 Haziran’a erteledi.

Ara kararda reddedilen talepler şunlar: Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun olaya ilişkin ilgili bilgisi olmadığı gerekçe gösterilerek tanık olarak dinlenilmesi talebinin reddine, savcı Kenan Karaca hakkında yapılan suç duyurusu talebinin reddine, sanıkların tutukluluk taleplerinin reddine, ihbar mektubu ve içeriğinde adı geçen polis memurlarının dinlenilmesi taleplerinin reddine!

Tanıkların dinlendiği önceki duruşmada “Tahir Elçi’yi örgüt mensupları vurdu” diyen gizli tanıklardan biri ilk ifadesini hatırlamazken, diğeri ise ifadesini değiştirmiş, açık tanıklardan biri ise “kandırıldığını” söylemişti. Diğer iki açık tanıktan biri olay anında cezaevinde olduğunu, diğeri ise Diyarbakır’da olmadığını ifade ederken dava, keşif talebi daha sonra değerlendirilmek üzere ertelenmişti.

TBB katılımcı talebinde bulundu

Evrensel’deki habere göre duruşmada, TBB Başkanı Erinç Sağkan, Tahir Elçi’nin kamu görevini yerine getirirken katledildiğini belirterek TBB adına katılımcı talebinde bulunduklarını iletti. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Yasama görevini yerine getirmek için buradayım ismimin zapta geçilmesini istiyorum” dedi.

Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, dün İstanbul’da öldürülen Dilara Yıldız avukat ölümlerine dikkat çekerek “Maalesef Türkiye’de avukatlar öldürülmeye devam ediyor” dedi. Eren, “Biz hep şunu söyledik neden 4 yıl 6 ay canlı yayında işlenmiş bir cinayet soruşturmaya dönüştürülmüyor. Önceki duruşmadaki tanık ifadelerine dikkat çekerek geçen celse de neyi dinledik olaya dair hiçbir görgü tanıklıklarının olmadığı söz konusu savcılar tarafından yönlendirildiklerini ve işkence gördüklerini söylediler. Mahkeme bu konuda hiçbir şey yapmadı. Savcının yaptığı suçtur. CMK çok açık. Olay yerinde inceleme yapılması gerekiyordu, yapılmadı. Deliller toplanabilirdi toplanmadı. Soruşturma eksik yürütüldü. Soruşturma başladığı günden itibaren soruşturma makamları herhangi bir işlem yapmamış. Soruşturma makamları neyi bekledi?” diye sordu.

“Savcı hakkında soruşturma açılmasını talep ediyoruz”

Nahit Eren, önceki duruşmada tanık olan Deniz Ataş’ın savcı tarafından işkence gördüğüne dair ifadesini okuyarak savcı hakkında şikâyette bulunacaklarını söyledi. Eren, “Bir şekilde cinayet biliniyor, bunu dönemin başbakanı da söylüyor. Bir başbakan döneminde işlenen cinayeti siyasi suikast olarak tanımlar mı? Savcı dosyayı manipüle ediyor. İlgili savcı hakkında soruşturma açılmasını talep ediyoruz. Sizler bulunmazsanız biz şikâyette bulunacağız. Bizim bu suikastı aydınlatmamız lazım” dedi.

Bolu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ataş, Sur’da yaşanan çatışmalar sırasında tahliye edilirken gözaltına alındığını, olay yerine gelen ve Sur’daki çatışmaların soruşturulmasında görevlendirilen Cumhuriyet Savcısı tarafından serbest bırakılma karşılığında yönlendirildiğini kaydetti.

Tanık Deniz Ataş: Savcı ajanlık dayatmasında bulundu

Ataş’ın gönderdiği mektubu Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, mahkemeye sundu. Eren’in mahkemeye sunduğu Ataş’ın mektubunda şu ifadeler yer aldı:

“Merhabalar. İyi olmanız dileğiyle kolaylıklar dilerim.

Tahir Elçi davasıyla ilgili mahkemede tanık sıfatıyla çağrılmıştım. Takip ettiğiniz gibi talep etmem üzerine beni fiziki olarak duruşmaya çağırmadılar ve bu yönlü bir tebligat da yollamadılar. Sizlere mahkemeye sunmak için hazırladığım savunmamın bir örneğini yolluyorum, bu cinayetin tüm gerçekleri aydınlatılmak için bu yüzden bildiğim, tanık olduğum ve üzerimde oynanan süreçleri dile getiren temelde bir savunma hazırladım. Ola ki mahkemeye çağrılamasam aynı ifadeyi verip yazılı savunmamda sunacağım. Fazla gecikmemesi adına baronuza verip ulaştırmayı önemli gördüm. Asıl failler belli ama benim gibiler üzerinden olayı başkalarına yıkma çabaları çok açık ortada, hal bu iken bildiğim gerçekleri anlatmayı çok gerekli ve doğru buldum. Zira Tahir Elçi halkımız için önemli biri ve bu uğurda korkusuzca dik duruş sergilemiş biri. Failler açığa çıkmalı, en kısa zamanda elinize ulaşmasını umuyorum. Tekrardan çalışmalarınızda kolaylık diliyorum görüşmek dileğiyle.”

DENİZ ATAŞ’IN YAZILI SAVUNMASI İSE ŞÖYLE:

9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne Diyarbakır

Konu: 13.07.2021 günü mahkemenizde görülen Tahir Elçi davasına tanık olarak çağrılmamam dönük karşı savunmamdır.

A)- Mart 2015 yılında saat 20.00-21-00 civarında Sur’da yaşanan çatışmalı bölgeden 4-5 kişilik bir grupla tahliye edildim. Özel timler tarafından Cemal Yılmaz Mahallesi (sokak adı anlaşılmıyor) Sokak’ta bulunan Protestan Kilisesine götürüldük. Polis ve askerler bizlere insanlık onuruna sığmayan bir biçimde işkence etmeye başladılar. Çırılçıplak soyulduk ve o soğuk havada saatlerce bize işkence ettiler. Bulunduğumuz yere Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı da yanında operasyon bölgesi askeri yetkilisiyle geldi ve yapılan işkencelere aldırmadan tarafıma dönük ajanlık, itirafçılık dayatmasında bulundu. Gözleri önünde yapılan işkenceye ses çıkarmayan savcının daha baştan düşman muamelesi yaptığının en somut kanıtıdır.

Olayı Gürkan ve Yakışır’a yıkmamı istedi

Savcı bana hukuka aykırı bir biçimde, “Tahir Elçi cinayetini Mahsun Gürkan ve Uğur Yakışır’a mal etmem için ifade vermemi, ayrıca Kurşunlu Camiinin yakılmasını üstlenmemi, yakıp yıkılan okulların sorumluluğunu üstelenmemi ve askerlerce öldürülen yaşlı engelli bir insanın olayını üstlenmemi” diye bana dayatmada bulundu. Aksi takdirde öldürüleceğimi belirtip tehdit etti ve peşinden ‘Bunları arkadaşlarınızın yaptığını söyleyin ben de sizi bırakacağım, söz veriyorum” diyerek vaatte bulundu. Daha ilk andan savcı aleyhime kullanacak biçimde hareket etmemi dayatıp, ayrıca öldürmekle tehdit ederek kendini mahkeme yerine koymuştur.

Hem asker ve polislerce yapılan işkence, psikolojik baskı, hakaret, dayakla yıldırma hem de savcının bırakılacağıma yönlü vaadi karşısında sıkışık, korkulu ruh halimle, söylenen biçimiyle hareket edeceğimi belirttim.

Savcının işlemlerini bitirmesinin ardından, eziyet, işkence ve hakaretler eşliğinde hastaneye götürüldük. Bedenimde darp izleri (şişkinlik, kesik vs.) olduğu halde özel harekat polislerinin dayatmasıyla hastane hekimi üstünkörü bir incelemeyle beni tekrardan polislerin eline bıraktı. Diyarbakır TEM Şubesi’ne götürüldüm. Hücreye alındım. Bir odaya Cumhuriyet Savcısı ve polisler tarafından etrafı camla çevrili, karanlık bir odaya götürüldüm. Savcı orada da ‘Korkma, şerefim ve namusun üzerine seni bırakacağım. Bu olayları PKK’nin üzerine yıkmamıza yardımcı ol. Avukat gelirse bu konuşmalardan bahsetme. Senin de avukatının da başı ağrır. Yoksa hiç kurtulamazsın’ dedi.

Savcının dediği gibi yaptım

Ben sorgudayken avukat beni görmeye gelmiş. Dışarıda planlı bir biçimde çeşitli bahanelerle bekletilmiş. İki- üç saat sorgu esnasında baskı altında olduğumdan denileni kabul ettim ve önüme bir kağıt getirdiler. Okumam-yazmam olmadığından imzalayarak parmak basmamı söylediler ve ben de öyle yaptım. Kağıtlarda ne yazdığını bana okumadılar. Avukattan destek almam da tehditle engellendi. Ardından avukat görüşüne gittiğimde bana ‘Neden geç bıraktılar, bir şey yaptılar mı? Bir şeye imza attın mı?’ mealinde sorular sorsa da savcının dediği gibi yapıp bir şey anlatmadım.

Yaşanan hukuksuzlukları sıralarsam o koşullarda okuma-yazmam söz konusu değildi ve baskı-tehdit altında bir an önce kurtulayım diye söylenenleri kabul ettim. Durumu şimdi ele aldığımda;

1- Cumhuriyet Savcısı soruşturma ilk ve mantığına aykırı davranıp düşmanca yaklaştı.

2- CMK’nın 147. maddesi ifade ve sorgu tarzına ilişkindir. Savcılık bana yüklenen suçu anlatmalıyken, suç diye üretilen yanlış bilgileri zorla kabul etmem temelli yaklaşılmıştır. Avukatım sorgumda hazır edilmesi kuralına uyulmamıştır.

3- Tutanağın içeriğini hem bana hem avukata okutulması gerekirken, imzamın öyle alınması gerekirken bu yapılmamıştır. CMK 148/C der ‘Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez’ somut olayda bu yaşanmıştır. Çünkü kötü muamele, işkence, yorma aldatma, şiddet, tehdit uygulanarak bedensel ve ruhsal müdahalelere maruz bırakıldım. Kısaca bu aşamada soruşturma aşamasında Savcılık, emniyetteki alınan ifadelerim baskı, aldatma, işkence altında olmadığımdan CMK’nın 147 ve 148. maddelerine aykırı davranıldı.

İstihbarattan geldiler

B)- Savcılığa çıkarıldığımda ifade vermeyerek susma hakkımı kullandım. Aynı savcı yeniden baskı, tehdit, şantajda bulundu. Tutuklanıp Diyarbakır D Tipi Cezaevine konuldum. Tek başıma, tutuklulardan, hükümlülerde uzak tecrit altında tutuldum. Tutukluların arasına verilme talebim geri çevrildi. 4-5 gün sonra mahkemeye götürüleceğim belirtilip Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevine götürüldüm. Çıplak aramaya maruz kaldım. Odaya götürülene kadar da Savcılığın emri denilip kameraya videoya alındım. Odaya alındıktan bir saat sonra ‘Seni görmek isteyenler var’ denilip odadan alındım. İçeride takım elbiseli ve tanımadığım iki kişiyle karşılaştım. Bana ‘Bizi Cumhuriyet Başsavcılığı (Ankara) yolladı. İstihbarattan geliyoruz. Tahir Elçi cinayetini tekrardan bize anlatmalısın. Kameraya alacağız ve basına-medyaya vereceğiz. Senin için de bizim için de yararlı olacak. Hiç korkma hiç kimse sana bir şey yapamaz. Seni çıkartacağız…’ dediler. Ben de ‘Bir şey bilmiyorum, beni kandırıyorsunuz. Ben de ne istiyorsunuz, konuşmak istemiyorum’ diyerek cezaevi personelini beni odama geri götürmesi için çağırdım ve ifadeleri reddedip odama döndüm.

İki gün sonra yine ‘Diyarbakır’dan polisler gelmiş, seni görmek istiyorlar’ diyerek odadan çıkarıldım. Odaya (ziyaret) girdiğimde aynı kişilerle karşılaştım. Kendilerine, ‘Benden ne istiyorsunuz, konuşmayacağım, odama dönmek istiyorum’ dedim.

“Bize yardımcı ol!”

Gelenlerden biri ‘savcılık bize baskı yapıyor. Deniz akılsızlık etme, bize yardımcı ol biz de sana yardımcı olur, ihtiyaçlarını karşılarız’ gibisinden söylemlerde bulundu. Ben de bir şey belirtmeden odama geri döndüm. İki gün sonra bu sefer cezaevi başgardiyanı elinde bir tebligatla gelerek, okuma yazmam olmadığından kendisi bana ‘Cumhuriyet Başsavcısının hakkında tedbir kararı var. Aile, avukat görüşü yasak. Odadan çıkarılman yasak. Tecride alınma kararı var’ deyip tebligatın içeriğini anlattı.

Bu bölümde de birçok hata ve hak hukuk ihlalleri söz konusu. Bu durumdan hareketle de;

1- Kanunen soruşturması sona erdiği halde kovuşturma evresi başlayacakken, soruşturma evresinin iddianamesini keyfi, kendine göre düzenlemek isteyen savcılık, görev ve sorumluluk ilkesine aykırı hareket etmiştir.

2- Kanunen tabi olacağım mahkeme süreci ortadayken kanuna aykırı olarak tanımadığım, kim oldukları belirsiz kişilerce yapmadığımı görmediğimi bir fiil sebebiyle, üzerime olayın bir şekilde atılması için baskı vaatte bulunma kanuna aykırıdır.

3- Kürt ve Türkiye halklarının tanıdığı insan hakları mücadelesiyle tanınmış hukuki ve siyasi kimliği bulunan ve en önemlisi de Kürt olduğu için bunları çekinmeden dile getiren Tahir Elçi’nin öldürülmesi olayını ısrarla Mahsum Gürkan, Uğur Yakışır üzerinden PKK’ye mal edilmesi/mal edilmeye çalışması gerçekliklerden kaçıştır ve büyük bir yanılgıdır. Herkesin de bildiği gibi Tahir Elçi bizzat devlet içinde yer alan özel güçlerce suikast edilip bir komploya kurban edildi ve bu cinayeti ısrarla PKK’ye mal etmeye çalışmaları suçlarını örtbas etmeye çalışmadır. Diğer yandan Kürtler arasında çelişki yaratarak Kürt kamuoyunu, halkını PKK’ye karşıt hale getirme planıdır. Israrla Tahir Elçi olayını benim üzerimden tanık olmam yoluyla PKK’ye mal etme hesapları devlet politikasının dışavurumudur. Hem barolar hem kamuoyu hem de gerekli incelemeler bu siyasi cinayeti işleyenin PKK olmadığını somut olarak ortaya çıkarmıştır. Cinayeti işleyenler bizzat devlet tarafından görevlendirilmiş özel güçlerdir.

4- Cumhuriyet Başsavcılığının gerek avukat görüşüme tedbir koyması, yasaklaması kararı olması da; söz konusu bölgede cami, okul yakılması, evlerin tahrip edilmesini, yaşlı ve engelli bir insanın evin içinde askerlerce öldürülmesine rağmen benim yaptığımı, Tahir Elçi’nin katledilmesini PKK’ye mal etmeyi kabul etmediğim için bir cezalandırma yönetimidir. Suçları örtbas etme çabalarının benim nezdimde sonuç almamasına dönük cezalandırmadır. Bunun yapılması başlı başına genel durumu açıklıyor ve yaşanan hak ihlallerini, kirli amaçları ortaya koyuyor.

Tanıklığım söz konusu olamaz

5- Olayda(larla) ilgili tanıklık sıfatım söz konusu olamaz. Tanık beyanım diye ifade edilen, tamamen baskı altında alınan ifadelerim olduğundan görmediğim olayların tanıklığını mantıken zaten yapamam. Olay(la) esnasından nasıl ki tanıklığım yok ise olmayan tanıklığımı mahkemeniz huzurunda yapamam. Yaşanan tüm bu hukuksuz, onursuzluk dayatmalarını açıkça ifade etmeyi de insani bir görev olarak görüyorum. Gerçeklerden kaçmakla kurtulanamaz.

Savcılığın olay(lar), zorla benim tanıklığım üzerinden PKK’ye yıkma gayretleri dikkate alındığında uydurma-yalan şeyler ile hukuka aykırı davranıldığı açıktır. Dolayısıyla sorguda konuna aykırı olarak alınan ifadelerim ne delil sayılabilir ne de tanıklık olarak nitelendirilebilir.

Dolayısıyla söz konusu yaşananlar adil yargılama ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır. Baskı, zor kullanılarak alınan ifadelerimin hükme konu edilmesi de kanuna aykırıdır. Bu nedenle delil kanuna aykırı biçimde oluşturulduğundan CMK’nin 206/2 (a) bendine göre mahkemenin bu durumu ele alıp reddetmesi gerekmektedir.

Gerçek tanıklığım budur

Bu durumda gözaltı sorgu sürecindeki ‘tanıklığımın’ hukuki bilimsel bir dayanağı bulunmamaktadır. Tüm göstergeler savcılığın siyasi amaçla hareket ettiğine delalettir. Söyleyeceklerim gerçek tanıklığım budur. Gereği bilginize sunulur.”

TÜBİTAK’a gönderilen kamera kayıtları boş çıktı

Duruşmada söz alan Elçi ailesi avukatı Gamze Yalçın, 6 yıldır yaptıkları bütün taleplere rağmen olay yerini en yakından gören Mardin Kebapevine ait güvenlik kamera görüntülerini göremediklerini belirterek Elçi cinayetine ilişkin görüntülerin incelenmesi için TÜBİTAK’a gönderilen 2 hard diskin boş olduğunun ortaya çıktığını, TÜBİTAK’in buna ilişkin bir tutanak tuttuğuna dikkat çekti. Yalçın, tutuklama talebinde bulundukları polislerin serbest olmasının karşılarına adli emanette olan delillerin boş olması olarak çıktığını söyledi. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu’nun hazırladığı araştırma raporuna 6 yıldır sürdürdüklerini bütün ısrarla çabalara rağmen bu raporun kendilerine verilmediğini hatırlatan Yalçın, mahkemenin bu raporu İçişleri Bakanlığı’ndan istemesini talep etti. 

“İstihbarat polisleri mahkemede dinlenmeli”

Avukat Tuğçe Duygu Köksal ise Elçi cinayeti sonrasında polis olduğunu söyleyen kişinin Adalet Bakanlığı’na yaptığı ihbar mektubunu hatırlatarak, Elçi cinayeti öncesinde 2 polisi öldürülen örgüt üyelerinin istihbarat şubeye bağlı polislerce 13 km boyunca takip edildiğini hatırlatan Köksal, Tahir Elçi’nin öldürülmesine giden süreçte kimin kastı ve ihmali olduğunun en kilit sorulardan biri olduğunu bu nedenle örgüt üyelerini takip eden 4 istihbaratçı polisin mahkemece dinlenmesini istedi. Bu polislerin dinlenmesi dosyada karanlıkta kalan yerleri aydınlatacağını söyledi. 

Savcı, Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenmesi talebinin reddedilmesini istedi 

Mütalaasını veren duruşma savcısı, Diyarbakır Barosu’na gönderdiği mektupta Tahir Elçi cinayetinin örgüt tarafından işlendiğini söylemesi için baskı ve işkence gördüğünü söyleyen tanık Deniz Ataş’ın davasında duruşma savcısı olduğunu, bu kişinin tutuklanmadan önce savcılıkta ve hakimlikte susma hakkını kullandığını ancak poliste avukatı olmadan ayrıntılı teşhiste bulunduğunu söyledi. Savcı, yapılan yargılama sonucunda bu kişinin ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ve 10 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldığını belirtti. Savcı, Mardin Kebap Evi görüntüleri üzerinde tahrifat yapılıp yapılmadığı konusunda ATK’den istenen raporun beklenmesine, Diyarbakır Barolar Birliğinin davaya katılma talebinin suçtan zarar görmediği gerekçesiyle reddedilmesine, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun bu davada tanık olarak dinlenmesi yönündeki talebin reddedilmesine karar verilmesini talep etti. Savcı, sanık polislerin tutuklanmasına ilişkin talebi de reddetti.  

Avukat Sebahattin Acar ise “Bir kişi hükümlü olursa tanık olarak dinlenmez mi? Bu korkunç bir şey” diyerek savcıya tepki gösterdi. 

“Savcı aklımızla alay ediyor”

Av. Orhan Kemal Cengiz ise savcı mütalaasını sunarken hayretle izlediğini söyleyerek, bütün tanıkların yalan beyanda bulunmaya zorlandıklarının çok açık olduğunu belirtti. Cengiz, “Tanıklar mahkemede ifade verdikten sonra mahkeme ve savcının harekete geçmesi gerekiyordu. Savcı hepimizin aklıyla alay edecek şekilde tanık olan bu kişinin örgüt üyesi olduğunu söylüyor” dedi. 

“Savcı suç işledi gereği yapılsın”

Av. Emin Aktar ise işkence ve baskıya uğradığını söyleyen tanık Deniz Ataş’ın “Bana Elçi cinayetini örgüt üyeleri planlayıp, yaptı. Bana da kamera verildi ben de çektim” şeklindeki ifadeyi baskı ve yönlendirmeyle verdiğini söylediğini hatırlatarak, bu kişinin savcılıkta ve mahkemede susma hakkını kullandığını ancak emniyette avukatı olmadan hile yoluyla teşhis yaptırıldığına dikkat çekti. Aktar, “Biz diyoruz savcı suç işledi, gereği yapılsın diyoruz” diye konuştu.

Katılan avukatlarının beyanları ardından mahkeme heyeti ara karar yazmak için duruşmaya ara verdi.

15 Haziran’a ertelendi

Mahkeme önceki celse verilen ara kararların yerine getirilmesi için tekit ve bu celse kamera kayıtları ile İçişleri Bakanlığı raporuyla ilgili sunulan taleplerin kabulüne, keşif talebinin daha sonra değerlendirilmesine, TBB’nin katılma talebinin kabulüne, Ahmet Davutoğlu’nun olaya ilişkin ilgili bilgisi olmadığı gerekçe gösterilerek tanık olarak dinlenilmesi talebinin reddine, savcı K.K. hakkında yapılan suç duyurusu talebinin reddine, sanıkların tutukluluk taleplerinin reddine, ihbar mektubu ve içeriğinde adı geçen polis memurlarının dinlenilmesi taleplerinin reddine karar verdi. Duruşma 15 Haziran’a ertelendi.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar