Tiyatro

Tiyatro

Hani sevgi her engeli aşıyordu? O kadar da sevgi göstermiştiniz. Demek ki gerçekten sevmemişsiniz. Duyarlarınızı duyargalarınıza gömün. Sevginizi, gerçekten sevmeniz gerekenlere saklayın. Merhametinizi, mesela sokak hayvanlarına gösterin. Bize ise sadece insan gibi yaklaşımınız gerekiyor.

Sevgi Mart Göcen

Birinci Perde

Sahne: Bir yatak, bir cep telefonu. Facebook profilinde “Ne düşünüyorsun?” bölümü

Gün: 3 Aralık

Oyuncu: Uyanalı 10-15 dakika olmuş, uyanır uyanmaz Facebook’u açmış ve çılgın bir duyar kasmaya maruz kalmış, bu arada kendi duyargaları uyarılmış bir kadın ya da erkek

İç ses: “Ne vardı bu kadar uyuyacak? Profilindekilerin yarıdan fazlası 3 Aralık temalı paylaşım yapmış. Hep bunu yapıyorsun, yine geç kaldın. Haydi bir şeyler yaz. Daha “Etrafında engelli biri var mı?” diye düşüneceksin. Varsa atlama, mutlaka gününü kutla.” Oyuncu hırsla telefonunun klavyesine döner ve sürekli gördüğü, aklına en çok yatan mesajı yazar: “Sevgi her engeli aşar. Asıl engel sevgisizliktir.” “Paylaş” butonuna basar ve görevini yapmış olmanın huzuru yerleşir yüzüne.

Telefonunun mesaj bölümüne girer. Görevi nedeniyle geçenlerde belediyenin verdiği yardım kolilerini götürdüğü insanların numaralarını seçerek: “3 Aralık Engelliler Gününüz kutlu olsun” yazar ve gönderir. “Oh bee! Herkesin gönlünü aldım, üstelik duyarlılığımı da belirttim, şimdi gelsin beğeniler” diyerek yatağından kalkar. Perde kapanır.

İkinci Perde

Sahne: Bir okulun gösteri salonu

Oyuncular: Gözlerine bant takılıp eline beyaz baston verilmiş bir öğrenci. Tekerlekli sandalyeye oturtulmuş bir başka öğrenci. Kahverengi takım elbise giymiş bir öğretmen

Öğretmen: “Evet, senden başlayalım Ahmet. Gördüğünüz gibi arkadaşınız görme engelli. Şimdi sahnede bastonuyla yürümesini istiyoruz. Biliyorsunuz burada ağaç niyetine koyduğumuz kitaplar, kaldırım diye koyduğumuz sehpa ve mikrofonu bağladığımız boru var. Bu da direk olsun. Bakalım arkadaşımız bunlara çarpmadan yürüyebilecek mi? Ve yürürken ne hissedecek?”

Ahmet: Bastonu amaçsızca ve çok doğal olarak yanlış sallayarak yürümeye çalışır. İkinci adımda kitaplara çarpar ve devirir. Üçüncü adımda sehpaya çarpar ve son olarak mikrofon borusunu, namı diğer direği devirir.

Öğretmen: “Evet Zeynep, şimdi sıra sende. Tekerlekli sandalyenle sahnede dolaş.”

Zeynep dolaşmaya başlar. Tekerlekli sandalye kitaplara takılır, sehpaya çarpar ve son olarak sahne merdivenlerine gelince durur.

Öğretmen: “Gördünüz mü? Arkadaşlar, engellilerin işi ne kadar zor. Arkadaşlarınıza soralım bakalım, ne hissettiler.”

Ahmet: “Öğretmenim, görme engelli olmak felaket bir şey. Hiçbir şey görmüyorsunuz, baston da hiçbir şey anlatmıyor. Nasıl yürüyemediğimi gördünüz. Gerçekten onların işi çok zor. Ben bundan sonra engelli kardeşlerimize çok yardım edicem. Onlar çok zavallı, zaten görmüyorlar, dünyaları kapkaranlık. Ben görmesem yaşayamazdım herhalde” der. Bunları söylerken yüzünde ağlamaklı bir ifade vardır.

Zeynep: “Öğretmenim, asıl tekerlekli sandalyede olmak felaket. Gördünüz ya her yere çarptım. Hiçbir şey yapamadım. Onlar hep bizim yardımımıza muhtaç. Onlar çok zavallı, çaresiz. Bence tekerlekli sandalye kullanmak zorunda kalanları hep kucaklayıp bir yerlere götürmeliyiz. Yoksa ne yaparlar? Ben yürüyemeseydim yaşayamazdım. Öğretmenim, engelli olmak çok kötü bir şey. Dedem, onların anne ya da babalarının işledikleri bir günahtan dolayı böyle olduklarını söylüyor. Bence günah işlememeliyiz. Yoksa ilerde bizim çocuklarımız da böyle olur.”

Öğretmen: “Gördünüz mü? Çocuklar, arkadaşlarınız engelliliği deneyimledi ve ne kadar felaket bir şey olduğunu gördü. Biz her zaman engellilere yardım etmeliyiz. Onlar yardıma muhtaç, zavallı insanlar. Hep bizim desteğimize ihtiyaç duyarlar” der. Yüzünde öğrencilerine iyi bir ders vermenin huzuru vardır.

Üçüncü Perde

Sahne: Bir kültür merkezi. Protokolde belediye başkanları, milletvekilleri, müdürler oturmakta. Arka sıralarda küçüklü büyüklü insanlar. Sahne olarak ayrılan alanda bir yetkili

Oyuncu: Yetkili kişi: “Bir 3 Aralık’ta daha engelli kardeşlerimizle birlikteyiz. A Belediyesi’nin temin ettiği beyaz bastonları, tekerlekli sandalyeyi ve koltuk değneklerini engelli kardeşlerimize teslim edeceğiz. Ben belediye başkanı olarak engelli kardeşlerimin her ihtiyacını karşılamak için görev başındayım. Onlar bizim maneviyatımızı güçlendiriyorlar. Onlara yardım ettikçe hem sevap kazanıyoruz hem huzur buluyoruz. Geçen gün ihtiyaç kolileri hazırlatıp adreslerine gönderdik. Belediyemiz, her 3 Aralık’ta engelli kardeşlerimize yaptırılan etkinliklere ev sahipliği yapar ve onların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Yine de bir engelli kardeşimizin ihtiyacı olursa, bana ulaşsın.” Salonda oturanlardan bir alkış kopar. Hüzünlü gözlerle başkanı izlemeye devam ederler ve perde kapanır.

Dördüncü Perde

Sahne: Bir otobüsün içi

Gün: 4 Aralık

Oyuncular: Birinci perdede telefon kullanan insan-1, üçüncü perdede salonda oturan insanlardan bazıları

Otobüste sesli anons ile durak adı söylenir. Tüm yolculardan homurtular yükselir ve birinci perdede telefon kullanan insan: “Kapat şunu ya! Herkes durağını biliyor. Bunu mu dinleyeceğiz?” der ve perde kapanır.

Beşinci Perde

Sahne: Sınıf

Oyuncular: Öğrenciler

İkinci perdedeki Ahmet: “Oğlum, bu sabah okula gelirken bizim mahalledeki kör ablayı gördüm.”

Bir öğrenci: “Kör deme oğlum. Alınır.”

Ahmet: “Oğlum duymuyor ki. Neyse, konu o değil. Babama söyleyeyim, yarın biraz fazla para alayım, o kör kıza vereyim. Akşam bizimkiler söyledi, onlara para verince Cennete gidiyormuşsun. Bir de 40 adım attırınca gidiyormuşsun. Yarın 40 adım attırmayı teklif edeceğim” der. Perde kapanır.

Yukarıdaki sahnelerin tamamı, geçtiğimiz 3/4 Aralık günlerinde yaşandı. Bu sahnelerden sonra ne değişti? Engellileri çok sevdiler ama kitaplar Braille’e dönüşmedi, otobüslerde sesli anons çalışmadı, kaldırım işgalleri sona ermedi, yeti farkı olan bireyler eğitim aldıkları alanlara göre istihdam edilmedi, yeti farkı olan bireylerin toplumun tümüyle eşit haklara ve ödevlere sahip oldukları kabul edilmedi. Eeee! Hani sevgi her engeli aşıyordu? O kadar da sevgi göstermiştiniz. Demek ki gerçekten sevmemişsiniz. Duyarlarınızı duyargalarınıza gömün. Sevginizi, gerçekten sevmeniz gerekenlere saklayın. Merhametinizi, mesela sokak hayvanlarına gösterin. Bize ise sadece insan gibi yaklaşımınız gerekiyor. Bir dahaki 3 Aralık’a kadar gerçekten insan onuruna yakışır bir hayat hazırlamak için yeti farkı olan bireylerle el ele vermeyi deneyin. Belki bu bakış açısı, hepsini olmasa da bazı engelleri aşar.

EEEH


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar