TTB: “Hekimler artık yeter, EMEK BİZİM SÖZ BİZİM demektedir!”

TTB: “Hekimler artık yeter, EMEK BİZİM SÖZ BİZİM demektedir!”

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve tabip odaları, 1 Ekim 2021 günü “Karanlığa Karşı; Önlüğümüzün Beyazına, Özlük Haklarımıza, Halkın Sağlık Hakkına Sahip Çıkıyoruz – Emek Bizim Söz Bizim” başlığıyla yeni bir mücadele süreci başlattığını basın toplantısıyla duyurdu.

Toplantıda İstanbul Tabip Odası (İTO) Sevinç Özgüner Toplantı Salonu’nda düzenlenen toplantıda TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve II. Başkanı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten ile İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip ve Yönetim Kurulu üyesi Dr. Osman Öztürk yer alırken, çeşitli illerin tabip odaları başkanları da çevrim içi olarak katıldı.

Açılış konuşmasını Prof. Dr. Pınar Saip, sağlıkta dönüşüm politikalarının tıbbi etik ve deontolojik değerlerle bağdaşmayan bir noktaya geldiğini söyleyerek, TTB ve tabip odaları olarak “Biz varız, gerçekten zorlanıyoruz ve artık sorunlarımızı dile getireceğiz” demek için bu basın toplantısının düzenlendiğini belirtti.

Basın açıklamasının ardından tabip odalarının yöneticileri de kısa sözler aldı. Özelleştirmeci ve piyasacı sağlık politikalarının gerek hekimler ve sağlık çalışanları gerekse de toplum üzerinde yarattığı tahribattan örneklerin verildiği konuşmalarda; özellikle ekonomik ve özlük haklarındaki kayıpların, COVID-19 pandemisiyle mücadele sürecinde de devam ettiği dile getirildi. Tabip odalarının yöneticileri “Bıçağın kemiğe dayandığı yerdeyiz. Artık yeter! Emek bizim, söz bizim!” ifadeleri kullanırken, başlatılan eylem sürecinin en güçlü biçimde örgütleneceği vurguları yapıldı.

İktidar 20 yılda sağlık politikasını iflas ettirmiştir!

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından okunan basın açıklamasında Türkiye’de uygulanan özelleştirmeci ve piyasacı sağlık politikalarıyla halkın sağlık hakkının önemli ölçüde elinden alındığı belirtilerek, “Birçok yerde devlet hastanesi kapatılırken kamu sağlık hizmeti ’şirketleştirilmiş’ şehir hastanelerine bırakılmış; özel hastaneler kamunun olanaklarıyla tekeller haline getirilmiştir. GSS ile tüm toplumun sağlık sigortasına ulaşacağı algısı yaratılırken bugün on beş milyona yakın yurttaş sağlık güvencesinden yoksun hale getirilmiştir. Yok sayılan birinci basamak sağlık hizmetlerinin topluma nasıl olumsuz yansıdığı pandemi sürecinde gözler önüne serilmiştir” hatırlatmaları yapılarak “Sözün özü iktidar yirmi yılda sağlık politikasını iflas ettirmiştir” denildi.

Bu politikalar sağlık emekçileri için de yıkım getirdi!

Bu sağlık politikalarıyla halkın sağlığı yok sayılırken, sağlık çalışanlarının haklarının da giderek geriletildiği vurgulanan açıklamada, “sağlıkta dönüşüm”le ekonomik ve özlük hakların her geçen yıl geriletildiği kaydedildi, bu gerçeğin sağlık emekçilerinin omuzlarına yüklenen pandemi sürecinde de devam ettiği vurgulandı. “Eksik, yanlış, tutarsız uygulamaların; SALGINı değil ALGIyı yönetmeye çalışan başarısız politikaların bedelini ne yazık ki sağlıkçılar hayatlarıyla ödemiş, ödemeye devam etmektedir” denildi.

Hekimler ve sağlık emekçileri de yoksullaşmadan etkinlendi!

Bütün dünyayı tehdit eden COVID-19 salgınının gelir dağılımındaki eşitsizlikleri arttırdığı, işsizlik ve yoksulluğu derinleştirdiği, hekimler ve sağlık emekçilerinin de bu yoksullaşmadan etkilendiği kaydedilen açıklamada şunlar ifade edildi:

Hekimler ve sağlık çalışanlarının çok büyük çoğunluğu hiçbir performans ve diğer ek ödemeleri almadan, gece gündüz demeden çalışmasına rağmen, insanca yaşayacak ücret alamamaktadırlar. Ek ödeme adı altında verilen, geleceğimize yansımayan ücretlendirme modeli, çalışma barışını bozmaktan başka bir işe yaramamıştır. Pandemi döneminde de pandemi öncesinde de yapılan ek ödemelerin miktarı, dağılımı, tamamen keyfi biçimde yapılmakta olup, adaletten oldukça uzaktır. Ek ödemeler idarecilerin iki dudağı arasından çıkacak söze bağlı olarak bazı kurumlarda ya hiç ödenmemekte ya da onur kırıcı rakamlar ile ödenmektedir. Pandemi döneminde yaşanan ek ödeme rezilliği bu ücretlendirme modelinin tüm sorunlarını ayyuka çıkarmıştır. Bu denli riskli ve yoğun çalışmayla ortaya koyduğumuz emeğimiz hiçbir anlamda yönetenler tarafından dikkate alınmamış ve karşılık bulmamıştır. Üstelik hekimler yalnızca aktif çalıştıkları dönemde bu kaygıları yaşamamakta, mevcut ücretlendirme modelinin emekliliğe yansımaması nedeniyle emeklilikte de geçinememe kaygısı ile baş başa bırakılmışlardır.

Uzun çalışma saatleri, yoğun iş gücü, sık nöbetler…

Uzun saatler kesintisiz fazla çalışma, sık nöbet tutma, yoğun iş yükü, şiddete maruz kalma sağlık ortamlarının olağan hallerine dönüşmüştür. 36 saat hastanelerden çıkamayan genç hekimler, mesai saati kavramı nedir bilmeyen uzmanlar bulunmaktadır” denilen açıklamada devlet hastanelerinin yanısıra özel hastanelerde de yoğun emek harcayan hekimlerin emeklerinin sömürüldüğü, şirket kurdurma ve ciro baskısı gibi ticari zorlamalar ile meslek onuruna yakışmayan uygulamalarla karşı karşıya kaldıkları ifade edildi.

‘Mesleğimiz güvencesizliğin en yaygın olduğu işkollarından biri haline getirilmiştir’

Sorunlarının yalnızca çalışma saatleri, çalışma alanları, ödemeler ile sınırlı kalmadığını belirten hekimler, sağlık alanının güvencesizliğin en yaygın olduğu işkollarından birine dönüştüğü ifade edilerek, “Bu değişim baskının, mobbingin, ayrımcılığın, eşitsizliğin ve kayırmacılığın alabildiğine yaygın hale gelmesine neden olmuştur. Bu baskıyı tıp fakültelerine müdahalelerde, sağlık kurumlarında idarecilerin tavırlarında, son olarak karşımıza getirilen 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nda disiplin süreçlerine ilişkin hiçbir hüküm yokken “ihtar puanı” adı altında, keyfi bir şekilde uygulanan Demokles’in kılıcı gibi yeni yeni yönetmeliklerde görüyoruz” denildi.

18 ayda 8 binin üzerinde hekim istifa etti!

Uzun zamandır çalışma koşulları, ücretlendirme, özlük hakları konusunda dillendirilen tüm bu sorunlara yanıtsızlığın; emeklilik, istifa, hekim göçü, tükenmişlik, hastalık, intihar, hekime yönelik şiddetle sonuçlandığı, yalnızca 2020 yılında, 12 bine yakın beyaz kod verilen sağlıkta şiddet olayının yaşandığı kaydedilen açıklamada, istifa oranlarının Sağlık Bakanı’nın açıklamasındaki 2 bin 412 sayısıyla sınırlı kalmadığı, resmi olmayan bilgilere göre 18 ayda 8 binin üzerinde hekimin istifa ettiğinin TTB’ye iletildiği kaydedildi.

Anket sonuçları paylaşıldı

İktidarın bu korkunç tabloya rağmen hekimleri işyerlerinde şiddetten, bulaştan koruyacak düzenlemeler yapmadığı, emeklerinin karşılığını vermek yerine ek ödeme yalanlarına sığındığı, hekimlere güvenceli bir gelecek sağlamak için girişimde dahi bulunmadığı ifade edilen açıklamada, TTB’nin 81 ilden 6178 hekim ile yaptığı anketin sonuçlarına yer verildi:  

Yüzde 45’inin aylık geliri yetmiyor,

Yüzde 76’sı pandemi ek ödemesi almıyor,

Yüzde 90’ına göre performansa dayalı ek ödeme sisteminin adaletsiz olduğunu düşünüyor,

Yüzde 92’si geçtiğimiz sene TBMM’de kabul edilen, sağlıkta şiddet ile ilgili son yasal düzenlemenin etkili olmadığını düşünüyor.

Yüzde 84’ü daha önce hasta veya yakını tarafından sözel ve fiziksel şiddete uğradığını belirtiyor.

Yüzde 68’i çalışma şartlarının yoğunluğu nedeniyle hastalarıyla yeterli ve uygun şekilde ilgilenemediğini düşünüyor.

Yüzde 72’si çalışma ortamının pandemi koşullarına uygun olmadığını düşünüyor.

 Ankete katılan hekimlerin yarısından fazlasının; çalışma koşulları, ücretler ve sağlıkta şiddet hakkında; çalışma alanlarında örgütlenme çalışmaları, iş yavaşlatma ve iş bırakma gibi eylem kararlarına destek vereceğini belirttiği aktarılan açıklamada, “Hekimler artık yeter, EMEK BİZİM SÖZ BİZİM demektedir!” vurgusu yapıldı.

Açıklamada 175 bin hekim adına Sağlık Bakanı’yla görüşme talep edilerek, bu görüşme gerçekleşmediği koşullarda mücadelenin büyütüleceği kaydedilerek, hekimlerin öncelikli ve acil talepleri şöyle özetlendi:

Sağlıkta özelleştirmeci, piyasacı politikalar durdurulmalı, sağlık hizmetleri toplumcu bir anlayışla yeniden inşa edilmelidir.

Güvencesiz, gerçekdışı bahanelerle işimizden edildiğimiz ve köleliği dayatan çalışma koşullarına son verilmeli, güvenceli çalışma esas olmalıdır.

İşyerlerimiz alanın uzmanları ile görüşülerek güvenli, sağlıklı çalışma ortamları haline getirilmelidir.

Haftalık çalışma sürelerimiz önerilerimiz çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir.

Temel ücretlerimiz TTB’nin görüş ve önerileri çerçevesinde belirlenmeli, emekliliğe de yansıyacak yaşanabilir ödeme sağlanmalıdır.

COVID-19 başta olmak üzere meslek kaynaklı hastalıklara karşı bütüncül bir meslek hastalıkları yasası çıkarılmalıdır! Pandemi süresince çalıştığımız her yıl için derhal 120 gün fiili hizmet süresi zammı verilmelidir.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar