TTB: Sağlık Bakanlığı 2022 yılı bütçe önerisi yeniden düzenlenmelidir

TTB: Sağlık Bakanlığı 2022 yılı bütçe önerisi yeniden düzenlenmelidir

TTB Merkez Konseyi, “Sağlık Bakanlığı 2022 yılı bütçe önerisi yeniden düzenlenmelidir” başlıklı açıklamasında, bütçe gelirlerinin az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alınmasıyla oluşturulduğunu, sağlık için ayrılan bütçede aslan payının piyasacı yaklaşımlara dolayısıyla şehir hastanelerine ayrıldığını, halkın ihtiyaçları için ayrılan kısmının küçüldükçe küçüldüğü kaydedilerek bunun kabul edilemez olduğu vurgulandı, değiştirilmesi istendi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi “Sağlık Bakanlığı 2022 yılı bütçe önerisi yeniden düzenlenmelidir” başlıklı açıklamasında Başkanlık Sistemi’ne geçildikten sonra hazırlanan bütçe tekliflerinden dördüncüsü olarak 15 Ekim’de Meclis’e getirilen teklifin de çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi yaklaşımıyla hazırlandığını belirtti. “Eşitsizlikleri, yoksulluğu daha da artıracak bu teklif kabul edilemez, adil değildir. Reddediyoruz. Bütçe gelirleri başta kârdan, ranttan, faizden olmak üzere gelirlerden sağlanmalı, KDV, ÖTV vb. dolaylı vergiler kaldırılmalıdır. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınacak adil bir bütçe teklifi hazırlanmalıdır.” diye vurgulanan açıklamada bütçe teklifindeki yaklaşım verilerle teşhir edildi. Sağlık Bakanlığı bütçesindeki piyasacı yaklaşımın ayrıntılarıyla ortaya konulduğu açıklamada koruyucu sağlık hizmetleri ve pandemi koşulları, sağlık emekçilerinin ücret ve maaşları, hazineden ödeme garantisi verilen şehir hastaneleri, sağlıkta yatırımın hedeflendiği alanlardaki piyasacı yaklaşımlar irdelendi.

Çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi

Bütçe teklifinde gelirin 1 trilyon 449 milyar TL gösterilmesine karşın, giderlerin toplamının 1 trilyon 751 milyar TL. olduğu, bunun 302 milyar TL yani bütçe gelirlerinden yüzde 20 oranında bir açığa tekabül ettiği kaydedildi. Başkanlık rejimi döneminde dördüncü keredir denk bütçe oluşturulamadığı kaydedilen açıklamada, bu denksizliğin asıl vergi alınması gerekenlerden gelirleri oranında vergi alınmamasıyla doğrudan ilişkili olduğu belirtildi.

Holdinglerden, şirketlerden alınmakta olan kurumlar vergisinin oranının ‘90’lı yıllarda yüzde 46 iken AKP hükümetleri döneminde hızla azaltılarak, bugün için yüzde 22’ye indirildiğine dikkat çekilen açıklamada, “Bunun bir sonucu olarak, Cumhurbaşkanlığı 2022 bütçe gelirlerinin 1 trilyon 430 milyar TL’sini (yüzde 98,7) vergi gelirlerinden bunun da yalnızca 183,1 milyar TL’sini (yüzde 12,8) kurumlar vergisi olarak sağlamayı teklif etmektedir. Yanı sıra, gelir vergisi başta olmak üzere doğrudan vergilerle ve dolaylı vergilerle bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 85’i doğrudan asgari ücretlilerden, işçilerden, memurlardan, küçük esnaftan, köylüden, küçük çiftçiden vb. dar gelirlilerden, yoksulardan alınması planlanmaktadır. Başka bir ifadeyle, Cumhurbaşkanlığı 2022 bütçe gelirlerini çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi alarak sağlamayı teklif etmektedir. Eşitsizlikleri, yoksulluğu daha da artıracak bu teklif kabul edilemez, adil değildir. Reddediyoruz. Bütçe gelirleri başta kârdan, ranttan, faizden olmak üzere gelirlerden sağlanmalı, KDV, ÖTV vb. dolaylı vergiler kaldırılmalıdır. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınacak adil bir bütçe teklifi hazırlanmalıdır.” denildi.

Bir önceki yıla göre yüzde 30,1 artış gözükse de kurla birlikte aslında yüzde 1,2’lik eksilme…

Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanmış olan 2022 yılı bütçe teklifinin bir önceki yılın bütçesine göre, TL bazında yüzde 30,1’lik bir artış içeriyor görünse de bunun Merkez Bankası’nın 19 Kasım 2021 tarihli dolar kuruna göre yüzde 1,2’lik bir eksilmeye tekabül ettiği belirtilen açıklamada, daha teklif aşamasında yaşanan bu eksiltmenin 2022 yılı içinde başta sabit gelirliler, işsizler, esnaf ve yoksullar olmak üzere, geniş toplum kesimleri için önemli bir sorun kaynağı olacağı ifade edildi.

Bütçe gelirleri kurumlar vergisindeki artışla arttırılmalı

Cumhurbaşkanlığı 2021 yılı için 160 milyar 184 milyon 44 bin dolarlık bir bütçe önermiş olmasına karşın, 2022 yılı için 158 milyar 27 milyon 44 bin dolarlık bir bütçe önermektedir” diye kaydedilen açıklamada, döviz kurundaki yükseliş dikkate alındığında azalmanın daha da belirginleşeceği belirtildi. “Bu durum, yoksullaşmayı ve kamu hizmetlerinde kısıtlanmaları daha da artıracaktır. Kabul etmiyoruz. Bütçe gelirleri kurumlar vergisinde sağlanacak artışla artırılmalıdır.” denildi.

Sağlık Bakanlığı bütçesinde artış gibi gözüken azalma!

Merkezi Yönetim Bütçesi içinde Sağlık Bakanlığı bütçesinin payının, yıllar içinde büyük bir değişiklik göstermediği, son üç yılın merkezi yönetim bütçe teklifi incelendiğinde, genel bütçenin 2020 yılında yüzde 5,27’si, 2021 yılında yüzde 5,77’si ve 2022 yılında da yüzde 6,63’ünün (116 milyar 37 milyon TL) Sağlık Bakanlığı bütçesinin başlangıç ödeneği olarak teklif edildiği hatırlatılan açıklamada, “Sağlık Bakanlığı bütçesi başlangıç ödeneği, TL bazında bir önceki yıla göre 2020 yılında yaklaşık yüzde 22’lik, 2021 yılında yaklaşık yüzde 32’lik ve 2022 yılında da yaklaşık yüzde 50’lik artış içermektedir. Bununla birlikte, Sağlık Bakanlığı’nın teknoloji ve sarf malzemesi giderlerinin büyük bir bölümü ile şehir hastanelerinden hizmet satın alma ve kira bedeli tamamen dövize dayalı olduğundan, TL’de yaşanan değer kaybı (devalüasyon) dikkate alındığında, söz konusu artışın başka bir boyutu ortaya çıkmaktadır. Buna göre, 2022 yılında bir önceki yıla göre artış yüzde 50 değil, şimdilik kaydı ile dolar bazında yüzde 13,6, avro bazında da yüzde 16,8’dir.” denildi.

Kişi başına sağlık harcaması düştükçe düşüyor

Açıklamada bütçenin emekçilerin sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için harcanan kısmının azaldıkça azaldığı rakamlar, kur değerleri kıyaslamasıyla şöyle ayrıntılandırıldı:

Sağlık Bakanlığı bütçesinin yurttaşların tümüne “eşit” olarak bölüştürüldüğü kabulüyle ve göçmenler ile mülteciler de bunun dışında tutulduğunda bile 2022 yılı boyunca kişi başına TL bazında 1.352,4 TL, dolar bazında 122,2 dolar ve avro bazında da yalnızca 108 avro ayrıldığı görülmektedir. Bakanlık bütçesinden çalışan gideri ve sosyal güvenlik kurumlarına devlet pirimi gideri çıkartıldığında, kalan 66 milyar 780 milyon 913 TL üzerinden kişi başına bir yıl için 778 TL’lik, 70 dolarlık ya da 62 avroluk bir sağlık hizmeti sağlanacağının Cumhurbaşkanlığı tarafından planlandığı ve teklif edilmekte olduğu ortaya çıkmaktadır. Yetmez. Sağlık Bakanlığı bütçesi göçmenler ve mülteciler de dikkate alınarak artırılmalıdır. Sağlık Bakanlığı 2022 yılı bütçesi, cumhurbaşkanlığı teklifinin üç katına çıkartılmalı, 350 milyar TL olmalıdır.

Koruyucu sağlık giderleri için ayrılan meblağ kişi başına 2 doz aşıya denk düşüyor!

Açıklamada koruyucu ve tedavi edici programlara ayrılan meblağlar kıyaslanıp, pandemi koşullarında koruyucu sağlık hizmetleri için ayrılan ödeneğin kişi başına neredeyse 2 doz aşıya denk düştüğü belirtilerek, bunun kabul edilemez olduğu kaydedildi:

Cumhurbaşkanlığı tarafından TBMM’ye sunulan Sağlık Bakanlığı 2022 Yılı Bütçe Teklifi programlar ve ekonomik sınıflandırma düzeyinde incelendiğinde, sağlık hizmeti sunumu kapsamında iki ana programın varlığı görülmektedir. Bunlardan biri “koruyucu sağlık”, diğeri “tedavi edici sağlık” programıdır. Sağlık Bakanlığı, 2022 yılı bütçesinde başlangıç ödeneğinin yüzde 33,4’ünün (38 milyar 728 milyon 653 bin TL) koruyucu sağlık programına, yüzde 66,6’sının da (38 milyar 728 milyon 653 bin TL) tedavi edici sağlık programına ayrıldığı görülmektedir.

Teklifte yer alan her iki ana program kapsamında, Sağlık Bakanlığı tarafından istihdam edilen çalışanlar için yapılacak maaş/ücret gideri ile sosyal güvenlik devlet primi gideri dışarıda tutulup hesaplama yapıldığında, Sağlık Bakanlığı 2022 yılı başlangıç ödeneğinde doğrudan koruyucu sağlık programı için ayrılan meblağın 28 milyar 718 milyon 587 bin TL’ye, doğrudan tedavi edici sağlık programı için de 37 milyar 74 milyon 615 bin TL harcanmasının planlandığı görülmektedir. Buna göre, Cumhurbaşkanlığı’nın Sağlık Bakanlığı bütçe teklifinde göçmen ve mülteciler dışarıda tutulduğunda, koruyucu sağlık hizmetleri için 2022 yılı boyunca yalnızca 334,70 TL, 30,25 dolar ya da 26,73 avro harcanma yapılmasının planlanmış olduğu ortaya çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından da açıklandığı gibi, 2022 yılında COVID-19 pandemisiyle mücadelenin yoğunlaşarak devam etmesi öngörülmektedir. Neredeyse iki doz COVID-19 aşı bedeline denk gelen bu planlama toplumu önlenebilir bir hastalığa ve ölüme mahkûm etmek demektir. Kabul edilemez. Sağlık Bakanlığı bütçesinde koruyucu sağlık programına ayrılan meblağ en az 5 katına çıkartılmalıdır.

Şehir hastaneleri sağlık sisteminin kara delikleri!

AKP hükümetleri ile birlikte, benzer ekonomik kategorideki ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’nin de emekçi sınıflar, işçiler, köylüler, kendi hesabına çalışanlar vb. için kara deliklerinden önemli birisinin de “kamu-özel ortaklığı” kapsamında yürütülen hizmet sunumu, yatırım, bakım ve onarım vb. faaliyetler için şirketlerle yapılan sözleşmeler olduğu kaydedilen açıklamada, “Bilindiği gibi, ister şehir hastanesi, ister köprü, ister havaalanı, isterse otoyol vb. için olsun kamu özel ortaklığı kapsamında yapılan sözleşmelerin özü değişmemektedir. Gelinen aşamada bütün açıklığı ile kanıtlandığı gibi, tümünde temel hedefin, ülkenin kamusal kaynaklarının döviz bazında ulusötesi sermaye ile taşeronları yerli sermaye gruplarına aktarılmasıdır. Söz konusu sözleşmeler, kamuya ait arsaların tahsisinden, inşaat için kredi verilmesine, gelmeyen hasta ve yolcu için ya da geçmeyen araç için şirketlere karşı döviz bazında borçlu olmayı kabul etmeye kadar bütünüyle toplumsal yarar karşıtı olan birçok uygulamayı barındırmaktadır.” denildi.

Şehir hastaneleri için yapılan ödemeler durdurulmalıdır!

Sağlık Bakanlığı bütçe teklifinde halen hizmet sunmakta olan şehir hastanelerine, 2022 yılı itibarıyla, tedavi edici sağlık programı kapsamında hizmet alımı için 7 milyar 473 milyon TL, yatırım kullanım (kira) bedeli ve zorunlu hizmetler karşılığı olarak da 14 milyar 91 milyon 904 bin TL olmak üzere, toplam 21 milyar 564 milyon 904 bin TL ödenmesinin planlandığının görüldüğü ifade edilen açıklamada, “Söz konusu bedel, Sağlık Bakanlığı’nın tedavi edici sağlık programına ayrılan toplam bedelin yüzde 28,9’unu, çalışan ücreti ile sosyal güvenlik kurumuna devlet pirimi giderinin çıkartılması sonrasında kalan tedavi edici sağlık programı toplam bedelinin ise yüzde 58,2’sini oluşturmaktadır. Kabul edilemez. Şehir hastaneleri için yapılan ödemeler durdurulmalı, yapılmış olan sözleşmeler hiçbir tazminat ödenmeden feshedilmeli, şehir hastaneleri devlet hastaneleri olmalıdır.” diye vurgulandı.

Şehir hastaneleri işletmecileri için ayrılan ödenek diğer kurumlara aktarılsın

Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanmış olan ‘Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2019’daki en son verilere göre, bakanlık, 895 adet yataklı tedavi kurumuyla hizmet sunmaktadır. Bunlardan 10’unu şehir hastaneleri oluştururken, bakanlık bünyesindeki Sağlık Bilimleri Üniversitesi kapsamındaki eğitim ve araştırma hastaneleri, ağız ve diş sağlığı hastaneleri ile il ve ilçe devlet hastanelerinin toplam sayısı 885’dir” denilen açıklamada, şehir hastanelerine ayrılan bütçeyle diğer yüzlerce kuruma ayrılan arasındaki devasa eşitsizlik şöyle teşhir edildi:

Tedavi edici sağlık programı bütçesinden şehir hastaneleri için şirketlere yapılacak ödemeler ile çalışanlar için yapılacak maaş/ücret gideri ve sosyal güvenlik devlet primi gideri çıkartıldığında arta kalan 15 milyar 509 milyon 711 bin TL ile 885 hastanede tedavi edici sağlık hizmetlerinin sunulması planlanmaktadır. Cumhurbaşkanlığı’nın tedavi edici sağlık hizmetleri bütçe teklifi Sağlık Bakanlığı kurumları arasında önemli ayrımlar yaratmaktadır. Kabul edilemez. Şehir hastaneleri işletmecileri için ayrılan ödenek Sağlık Bakanlığı’nın diğer kurumlarına aktarılmalıdır.

Performans ücreti payı düşürülmeli, ücretler yüzde 150 oranında arttırılmalı

Hekimler ve sağlık emekçilerinin de tüm toplumsal kesimler gibi yoksullaştıklarına dikkat çekilen açıklamada, “Bütçe teklifinde hekimlerin maaş ve emekli aylığına etki edecek 7200 ek göstergenin uygulanması ve özel hizmet tazminat oranlarının yükseltilmesiyle maaşlarda en az yüzde 150 oranında artış yapmaya olanak verecek düzenleme yapılmalıdır. Aylık gelirde performans ücretinin payı yüzde 10-15’i geçmemelidir.” diye belirtildi.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar