Win-win… bizler için değil!

Win-win… bizler için değil!

Çürümüş ve iktidarın elinde oyuncak olmuş bir adalet sistemi, dayanamayacak noktaya geldiklerinde kurbanları elbette başka mecralar aramaya/bulmaya iter: ‘Gündüz kuşağı’ programları! En dipte kalanın ezildikçe ezilen, un ufak edilen, dişleri dökülmüş, kolları kırılmış, sesi çıkmayanları için, gündüz kuşağında parlayan, yarı fantastik hikayeleri ve ‘bu kadarı da olmaz’ dedirten uçuk öyküleriyle şaşırma kotamızı sonuna kadar dolduran ‘gündüz kuşağı’ programları!..

Zeynep Zeytinci

Kol kırılır yen içinde kalır, olur da kalmazsa hep birlikte gündüz kuşağında izleriz!

Ortadoğu coğrafyasında işler sessizce yürür, sular sessiz akar, duvarların ardında yaşanan orada kalır, dışarıya renk verilmez! Aile bireyden önce gelir, ‘kan kusar da insan, kızılcık şerbeti içtim’ der. Düşüncelerimizi ve kimliğimizi şekillendiren dil bile böyledir, ‘söz gümüşse sükût altındır’.

Ne var ki gölgesinden kâr edemeyeceği ağacı bile kesen bir düzende, toplumsal trajediler bile reyting, dolayısıyla para kazanma aracına çok rahat dönüşüyor. Günlerimizi, emeğimizi, alınterimizi verdiğimiz bu düzen, bunlarla yetinmiyor; hayatlarımız, acılarımız, içinde yaşamak zorunda olduğumuz bu çürümüş toplumsal düzen açısından bir seyir malzemesi haline getirilerek bizlere tekrar satılıyor.

Ölüm, tecavüz, katliam…

Kimler yok ki işin içinde; aile büyükleri, devlet görevlileri, polisler, askerler,.. tek bir örnekte de değil üstelik, o kadar çok örneği var ki… İpek Er’e tecavüz edip ölümüne sebep olan asker Musa Orhan… Gaziantep’te tüm ailesi tarafından 12 yaşından beri tüm köye satıldığını dile getiren Dilek Albayrak… Anlattıkları hikayeyle tüm ülkenin ağzı açık dehşetle izlemesine neden olan Palu ailesi ve sayamadığımız kadar çok ölüm, tecavüz, katliam, aldatma, trajedi, yok olan hayatlar, heba olan insanlar, harcanan, istismar edilen, ömrünün sonuna kadar zehirlenen çocuklar!.. Asla cezalandırılmayan, her durumda güçlü olan, bırakın kendini savunmayı saldırıya geçen… Bakınız, Musa Orhan!

Devletin ve adalet sisteminin daima arkasında olacağını bilen (çünkü devlet de adalet de kendisi gibi, kendisi ile aynı, aynı kan, aynı gelenek, aynı cellat) katiller, tecavüzcüler, toplu tecavüz ve katliamlarda yer alan tüm bir güruh. Biz bizi biliriz, biz aynıyızcılar, hepimiz aynı suçu işleyince günah olmaz, buradan dışarı laf çıkmaz, gözümüzü kapatıp işimizi görürüzcüler! Bakınız, Dilek Albayrak.

Erk olan erkle özdeşleşir

Toplumsal düzen, gelenek, adalet, devlet, var olan tüm kurumlar onlardan yana. Kimlerden mi, güçlü olanlardan, iktidar olanlardan, erk sahibi olandan, erkek olandan, katil, tecavüzcü, saldırgan, cellat olandan. Bakınız, ‘düşene bir tekme daha vurmak’ gibi bir deyim var toplumsal belleğimizde. ‘Zengine dokun da geç, fakirden sakın da geç’ diye bir atasözümüz bile var. Devletin en büyük sömürgeci, en büyük katil, en büyük işkenceci olduğu bu toplumda, velhasıl katil ve tecavüzcü ile özdeşleşmesinden daha doğal ne olabilirdi! Tabii ki erk olan erk ile özdeşleşir, aynılar aynı yerde buluşur. Bunlar her gün, her yeni olayla bir kez daha gözümüze sokulan gerçekler, her gün bunun gibi haberler ile karşılaşıp her yeni gün ruh sağlığımızı korumaya çalışıyoruz.

Buna bir de tüm bir adalet sisteminden umudunu kestiği için -denize düşen yılana sarılır misali-, sesini duyuracağını vaat eden reyting avcılarına sarılan kurbanlar, kurban aileleri… Nedendir bilinmez, bazen de, kendi ipliğini pazara çıkaran, belki şovdan hoşlanan katiller, suçlular, çürümüş düzenin çürümüş ama hala keskin dişleri… Tam bir “win-win” (her halükarda kazanma) durumu…

‘Gündüz kuşağı’ programları

Çürümüş ve iktidarın elinde oyuncak olmuş bir adalet sistemi, dayanamayacak noktaya geldiklerinde kurbanları elbette başka mecralar aramaya/bulmaya iter. Bu mecralar neler mi? ‘Gündüz kuşağı’ programları! En dipte kalanın ezildikçe ezilen, un ufak edilen, dişleri dökülmüş, kolları kırılmış, sesi çıkmayanları için, gündüz kuşağında parlayan, yarı fantastik hikayeleri ve ‘bu kadarı da olmaz’ dedirten uçuk öyküleriyle şaşırma kotamızı sonuna kadar dolduran ‘gündüz kuşağı’ programları!..

Onlar tüm bu çarpık, ezilmiş, harcanmış, çürük bir diş gibi toplumun en uzak köşesine, karanlığa fırlatılmış hikayeleri toplayarak altın gibi işliyor ve bizlere yeniden satıyorlar. O kadar umutsuzuz ki, umudun sahte kırıntılarına bile kanıp, aynı oyuna geliyoruz.

O kadar umutsuzuz ki…

Ekranda derdini anlatanlar bir çare ararken geriye kalanlarımız, “ne hayatlar var halime şükür” diye kendisini avutuyor.

Reytingler, gerçek hayattan insanların en fantastik ve olağanüstü “serüven”leri geride bırakan trajik hikayeleriyle alt üst olurken, adalet dediğimiz şey erk ve erkek için işlemeye devam eder. Onlar tam anlamıyla çürümüş bir sistemde kırılıp yen içinde kalan koldan bile para kazanır bizler izlerken bile kaybederiz. Sistem açısından tam bir “win-win” durumu yani… Ama bizler için değil!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar