Yabancılaşma kader mi?

Yabancılaşma kader mi?

Yabancılaşma nedir? Güncel ve anlaşılır bir tanımla, ücretli kölelik koşullarında kendimiz olmaktan çıkmak, yaşama ve emeğimize yabancılaşmak

Poyraz Soysal

Marx, “1844 El Yazmaları”nda şöyle der: “İşçi kendisini ne kadar harcarsa, karşısında yarattığı yabancı, nesnel dünya da o derece güçlenir. Kendisi -iş dünyası- ne kadar yoksullaşırsa, kendine ait şeyler de o kadar azalır.” Yani tüm gün kölece koşullarda çalışan bir emekçi, kendisine zaman ayıramaz. Kendi istediği şeyleri yapamaz, kendisini farklı alanlarda geliştirme fırsatı bulamaz. Ürettikçe tükenir. Tıpkı milyonlarcamızda olduğu gibi. Gün doğumundan gün batımına kadar kölece çalışırız. Çarklar döner, patronun kasası dolar. Yorgunluk ve hayata dair özlemler bize kalır. Marx bunu çok güzel ifade eder. “İşçi hayatını nesneye koyar; ama artık hayatı kendine değil, nesneye aittir.”

Bir düşünelim; hayatımızı ne kadar kendimize ait hissediyoruz? Zamanla kendimize ve emeğimize yabancılaşıyoruz. Bugün emekçilerin en yakıcı sorunlarından birisi yabancılaşmadır.

Kendimize o denli yabancılaştırılmışız ki, kendi gerçekliğimizi hissedemiyoruz. Hatta hafiften fark eder gibi olsak bile dönüp bakma gereği duymuyoruz. Duygularımızı, hislerimizi kaybetmişiz adeta. İnsanız diyoruz ama insan gibi yaşamak nedir bilmiyoruz. Nasıl olmalı? Sevgi neydi? Saygı neydi? Eşitlik, kardeşlik, özgürlük, dayanışma, birine en insani duygularla dokunma, gözlerinin içine bakabilme neydi?

Bunları bildiğimizi sanıp başkalarına gözümüzü, kulağımızı tıkayıp geçiyoruz. Ne evimizde olanların, ne iş hayatımızda ne de yakınlarımızın, çocuklarımızın, ailemizin içinde bulunduğu gerçekliğin farkındayız. Sokakta biri çöpten bir şey alıyorken oradan geçsek durup bir dakika düşünmüyoruz neden diye. Oturduğumuz binada yan ya da üst komşuda bir kadın çığlığı duysak televizyonun sesini yükseltmiyor muyuz? Her şeyden önemlisi birbirimizin sesine kulak vermiyoruz. Hep bir bahanemiz, bir gerekçemiz var. Olmasa da yaratıyoruz. Çünkü o koskoca topluluğun içerisinde kendimizi yalnız hissetsek bile bundan nasıl kurtuluruz diye düşünüp yol yöntem arama bilincine ulaşamadık tam olarak. En sonunda “aman sen de, ben mi kurtaracağım dünyayı” deyip geçiyoruz.

Bu yabancılaşmadan ne zaman kurtulacağız? Ne zaman ben yerine biz olabileceğiz? Bunu başarabildiğimiz zaman aslında her şey değişmeye başlayacak. Asla yalnız olmadığımızı ve bizim gibi milyonlarca insan olduğunu göreceğiz. Kadınıyla, erkeğiyle, işçisiyle, emekçisiyle, genciyle, yaşlısıyla, LGBTİ+’sıyla; insanca bir yaşamı yaratabileceğimizi göreceğiz. Bu hayal değil. Birbirimize dokunarak, bilinçlenerek, direnerek var edeceğiz o güzel dünyayı.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar