“Yarını bugünden kuracaksın, o senin tarihin olacak!”

“Yarını bugünden kuracaksın, o senin tarihin olacak!”

Metin Göktepe’den 10 yıl sonra Hrant’ı vurdular gazetesinin önünde. Halkların barışına duyduğu özlemle ve delik ayakkabısıyla uzandı yere. Büyümüştüm. Metin’i uğurlayan kitlenin arasında yer alamadıysam da Hrant için sokaktaydım. Sanki bu büyüme kolektif bir büyümeydi. Çünkü, alıştığımız maksimum 100 kişilik bir kitle değil, yüz binler yürüyordu faşizme inat. Kardeşliğin yaralı kuşu yüz binlerin omuzlarındaydı.

Poyraz Soysal

1990’lı yılların sonu. Hani birilerinin ütopyadan söz eder gibi anlattığı, o zamanı yaşayanların “Acaba biz başka dünyada mı yaşıyorduk?” dediği yıllar…

Çocuktum. Kentin uzağında, beş altı evlik bir mahallede oturuyorduk. Sık sık kar keserdi yolu. Sadece yolu mu? Sularımızı da. Borular buz tutar, sular akmazdı. Beş ev, sokak hayvanları, pencerelerden gelen rüzgarın uğultusu ve biz başbaşayız. Çünkü, böyle mahalleleri arada bir devlet hatırlardı. O da fatura ya da ceza keseceği zaman.

Emektar sobamız kendisini ısıttığında bizimle de paylaşırdı kalan ısıyı. Öyle günlerde en çok kullandığımız eşya televizyon olurdu. Haberler dışında, bir başka dünyayı anlatırdı televizyon. Köşeyi dönen insanlar, lüks yaşamlar. Bir de sürekli gazımızı alan futbol karşılaşmaları. Severdim haberleri izlemeyi.

Bir gün, emektar sobamıza sokulmuş haberleri izliyordum. Sıradaki haberi ömrüm boyunca unutamayacaktım. Bir barakada üç çocuğuyla kalan hasta kadın ölüyor. Haftalarca kimsenin haberi olmuyor. Çocuğu bilmem kaç günlük kuru bir simit parçasını annesine yedirmeye çalışıyor. O zamanki bilincimle, hislerimin doğru tahlilini yapamam. Korku ve üzüntü hissettiğime eminim. Uzun süre rüyalarıma girdi bu olay.

Sınıf bilincim oluşmaya başladıktan sonra, kapitalizme olan bitimsiz nefretimin kamçılayıcısı oldu. “Milenyum çağı, çağdaş Türkiye” sözlerinin havada uçuştuğu yıllarda, İstanbul’un ortasında bir kadın, hatta milyonlarca insan böyle yaşamını yitiriyordu. Hani balık hafızalı olmayı seviyoruz ya, o zaman haber başlıklarını bir çocukla eş zamanlı büyütelim.

“Manisalı gençler davası “ derlerdi ne olduğunu bilmezdim ama üzülürdüm. Sorardım büyüklere anlatmazlardı. “Metin Göktepe öldürüldü” diyorlardı bir haber bülteninde. Polisler öldürmüştü. Niye öldürüldüğünü bilmeden sevmiştim Metin Göktepe’yi.

Sürekli korku yayıyorlardı haber bültenlerinden. “Mezar evler, kuduz salgını, tinerci vahşeti…” Evet, en çok dillerinden düşmeyen haberlerden biriydi “Tinerci vahşeti” Göçlerden, savaşlardan, yoksulluktan sokaklarda yaşamak zorunda kalan emekçi çocuklarını dolamışlardı o kirli dillerine. O çocuklara yaşatılan vahşet, uğradıkları istismar ve en önemlisi çocukların neden sokakta olduğu kimsenin umurunda değildi. Bütün suçların nedeni olan kapitalizm hariç, canlı ve cansız her şey suçluydu onlara göre.

İyi ısıtılamayan evlerde, kalitesiz kömürden zehirlenen emekçilerin haberini, “Katil soba” başlığıyla verirlerdi. Cansız bir eşya bile katildi ama insanları o sefalete iten sistem sütten çıkma ak kaşıktı.

Büyüdük, bilincimiz gelişti ama yaşam koşullarımız olumlu anlamda gelişmedi. Zulüm gelişti, vahşet gelişti, sömürü gelişti. Metin Göktepe’nin katledilmesinin gerçek nedenlerini çok sonra öğrendik ama birilerinin alnımıza yazdığı kara kader değişmedi.

Metin’den 10 yıl sonra Hrant’ı vurdular gazetesinin önünde. Halkların barışına duyduğu özlemle ve delik ayakkabısıyla uzandı yere. Büyümüştüm. Metin’i uğurlayan kitlenin arasında yer alamadıysam da Hrant için sokaktaydım. Sanki bu büyüme kolektif bir büyümeydi. Çünkü, alıştığımız maksimum 100 kişilik bir kitle değil, yüz binler yürüyordu faşizme inat. Kardeşliğin yaralı kuşu yüz binlerin omuzlarındaydı.

O günlerden bugüne köprünün altından çok sular aktı. Ne zulüm değişti ne yoksulluk. Dün barakada hastalıktan ölüyordu analar, bugün yoksulluktan fön makinesini açıp intihar ediyorlar. Dün köyler boşaltılıyordu, bugün şehirler. Ekmek, özgürlük ve huzur yok. Bugün melek gibi gösterilen, dünün zorbalarından da bize fayda yok. Kurtuluşumuz kendi ellerimizde. Şili halkının faşist cuntaya karşı direnişinde dillendirdiği bir gerçekliğin bilinci bizi kurtaracak. “Yarını bugünden kuracaksın, o senin tarihin olacak!”


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar