“Yaşlılığı hastalık olarak gören resmi bakış açısı terkedilmeli!”

“Yaşlılığı hastalık olarak gören resmi bakış açısı terkedilmeli!”

Emekliler Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Mahinur Şahbaz ile 13 milyon emeklinin pandemi sürecinde katmerlenen sorunlarını, emeklilerin sınıfın diğer bölükleriyle mücadeleyi ortaklaştırma konusunda neler yapılması gerektiğini konuştuk

Emekliler Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Mahinur Şahbaz’a şu soruları ilettik, ara başlıklar tarafımızdan konulmuştur:

1) DİSK/Emekli-Sen, Tüm Emekli-Sen ve EDS Emekli Sendikaları Koordinasyonu’nu oluşturduğunu bir açıklamayla duyurdu. Aslında açıklamanızda da bu koordinasyonun hangi ihtiyaçlar temelinde oluşturulduğu, nasıl bir misyonu olduğu anlatılıyor. Ama biz biraz daha ayrıntılı bir anlatımla sizden dinlemek istedik. Bu konularda neler söylersiniz?

2) 13 milyon gibi bir rakamla emekliler, işçi sınıfının önemli bir kesimini oluşturuyor. Pandemi sürecinde en çok onlar öldü.Enflasyon oranlarıyla kıyaslayınca aldıkları ceplerine girmeden eridiği için milyonlarcası çalışmak zorundayken yasaklarla çalışamadı. Derin bir yoksullukla boğuşan emeklilere son yapılan zam ise dalga geçmek gibi bir orana tekabül ediyor. Kısacası pandemi sürecinde emeklilerin yaşadıkları kapsamlı kayıplar neler, nasıl yaşanıyor?

3) Son zam açıklamalarından sonra size yansıyan tepkiler neler oldu?

4) Emekliler işçi sınıfının önemli bir bileşeni. Sınıfın diğer bölükleriyle mücadeleyi ortaklaştırmak için neler düşünüyorsunuz?

5) Açıklamanızda maaşlara yapılan zammın toplu sözleşme süreciyle belirlenmesini hedeflediğinizi belirtiyorsunuz. Bu sınıfın bütünü açısından önemli bir talep. Kabul ettirilmesi için nasıl bir mücadele hattında yürüneceği konusunda ortak bir fikriniz vardır, bunu kısaca özetler misiniz?

6) Bu süreçte pek çok siyasi ve toplumsal çevre birleşik mücadeleyi tartışıyor, bunun herbirimiz için tarihsel bir zorunluluk olduğu konusunda hemen herkes hemfikir. Sizin oluşturduğunuz koordinasyon bu açıdan da önemli bir örnek oldu. Birleşik mücadele fikri, kültürü, mücadelenin ortaklaşılacak biçimleri, bunun daha büyük bir toplumsal hareketi mayalamasının nasıl bir hattı gerektirdiği konusunda neler söylersiniz?

7) Son olarak okurlarımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız olur mu?

Alınteri okuru dostları selamlayarak başlamak istiyorum sözlerime. Sesimizi duyurmamıza yardımcı olduğu için Alınteri’nde görevli arkadaşlara da çok teşekkür ediyorum.

Sizin de belirttiğiniz gibi biz emekliler dünün çalışanları bugünün emeklileriyiz işçi sınıfının bir parçasıyız. Bunu gözardı ettiğimizde bütünü gözden kaçırmış oluruz. Sınıftan uzaklaşmış oluruz sorunlarımızı da çözemeyiz. İçinde bulunduğumuz durumda biraz böyle değil mi? Emekliler Dayanışma Sendikası olarak bu gerçeği asla gözden kaçırmamız gerektiğini biliyoruz. Sorunlarımızın ekonomik politik boyutunun farkına varmak ve bu konuda farkındalık yaratmaya uğraşmak temel amaçlarımızdan birisi.

Kapitalist sistemde yaşıyoruz ve sistemin yapısal sorunlarından kaynaklanan krizlerinin bedelini ödeyerek yaşıyoruz. Kapitalizmin küreselleşmesinin kendi yapısal sorunlarını çözmediğini, içinden çıkılmaz hale getirdiğini Mahfi Eğilmez söylüyor, çok sayıda ödüle sahip ekonomist Daron Acemoğlu söylüyor. Sistemin yapısal krizlerinin bedelinin ödetildiği bizler de imtina etmeden sorunlarımızın kaynağının kapitalizm olduğunu görerek çözüm aramalıyız. Biliyoruz ki çözüm sorunlarımızın formülasyonundadır. Bu gerçekliği çok önemsiyoruz.

Sizin de ifade ettiğiniz gibi emekliler derin bir yoksulluk içinde. Emekliler yaşlılar kamu emekliliğinin yok edilmesiyle birlikte hızla yoksullaştı. Emeklilik ekonomik güvence olmaktan çıktı çünkü. Emeklilik yaşlılığın güvencesiydi. Bugün emeklilere sorun en korktukları şeyin muhtaç olmak olduğunu söylerler. Hem ekonomik hem fiziki olarak.

Gandhi’nin “Yoksulluk en aşağılayıcı şiddettir!” sözünden esinlenerek “emekliler yoksulluk şiddetinin altında yaşatılıyor!” diyoruz.

Bu şiddetin çok farklı izleri diğerlerindeki gibi çok açık görünmüyor. İnsanların onuru kırılıyor, bunalıma giriyor, içten içe çürütüyor. Demans ve alzheimer hastalarının sayısında patlama yaşanıyor, nedeni yoksulluk şiddetidir! Çünkü gördüğünden geri kaldı insanlar. Toplumumuzda “Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın”, “yaşlılıktan daha zor ne var diye sorsan yaşlı ve yoksul olmak derim” denir. Yaşatılan ama görünür olsun istenmeyen durumumuz budur! Bu şiddete neden olan araçları, yani ekonomik sosyal politikaların etkileri algı karmaşası yaratılarak gizlenmeye çalışılıyor.

13 milyon emekli

Koronavirüs salgını günlerinde 65 yaş üstü insanlarımızın durumu biraz görünür oldu. İktidar 65 yaş üstü kimliğinden yakalayınca insanlar farkına vardılar. Yaşlılığı hastalık olarak gören resmi bakış açısının ürünü söylemlerden yaralandık, kendimizi çok kötü hissettik, kırıldık, üzüldük. Sendika olarak 25 Mart’ta ve 16 Haziran 2020 tarihlerinde yaptığımız basın açıklamalarıyla konuyla ilgili düşüncemizi taleplerimizi dile getirdik. Koronavirüs Salgını nedeniyle bize konan yasaklar salgını önlemede söylenildiği gibi ciddi katkı yapmadığı görüldü. Hala özel düzenleme yaparak ısrarcı olunmasını anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu kararları alan yöneticiler sayesinde yaş ayrımcılığıyla da tanışmış olduk. Savunmasız insanlara karşı bu denli sert tutum alan Bilim Kurulu’nu da kınıyorum. Bu yaş grubundaki insanların ekonomik sosyal ve sağlık durumlarına ilişkin istatistiklere bakmaları gerekiyordu. TÜİK rakamlarına bile baksalar bu yasakları koyarken “biz ne yapıyoruz bu vatandaşlara” sorusu gelirdi akıllarına. Gelmesi gerekiyordu! Gelmediğine göre toplum olarak daha ciddi bir problemle karşı karşıyayız demektir.

Toplumsal kararlar tavsiyede bulunur gibi alınamaz. Altyapısı hazırlanarak vatandaşlara “bunu yapacaksın” denilmeliydi. Çoğunluğumuz açlık sınırının altında aylıklarla gündelik işler yaparak yakınlarımızın yardımıyla geçiniyoruz. Gıda ihtiyaçları için ucuz semt pazarları, bakkal, market arayan insanlara İstanbul’da “saat 10:00 ile 13:00 arasında sokağa çıkabilirsin,” deniyor. “HES kodu alacaksın,” deniyor. Neyle nasıl alacak? Zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak geliri olmayan insanlara akıllı telefonun olmalı deniyor. 1980 den önce doğmuş dijital göçmen insanlara HES kodu al! Aylığını bankamatikten çek, alışverişini internetten yap denemez. Bunun ötesinde, bu insanlara gelişen değişen dünyaya ve kent yaşamına uyum sağlamaları için teknolojik yenilikler ne zaman tanıtıldı, dijital aletleri kullanmaları öğretildi. Bunun için olanaklar sunuldu. Bugüne kadar böyle bir çalışma duymadık varsa da özel ve çok az sayıdadır. Oysa yaşama dair ihtiyaç duyulan her konuda yerel yönetimler yardımcı olacak, sorunları çözecek. Yasalar böyle söylüyor. Bugün yüz kişiden onu 65 yaş üstü vatandaşlar. Sadece seçimden seçime seçmen olarak saymak bu insanlara saygısızlıktır, emeklerini inkardır. Evden çıkma diyorsan yaşamını sürdürmesi için gerekeni yapacaksın. Yapıldı yapılıyor ama herkese değil ve yetersiz.

Sorunlar ötelenmesin, çözümü için adımlar atılsın! Yerel yönetimler kendi sınırları içinde bakım hizmeti ağı kurarak başlayabilirler bu işe. Yasaklar acil olarak gözden geçirilmeli. Eve kapatılan insanlar koronavirüse yakalandı. İşe giden oğlu kızı gelini, okula giden torunu taşıdı istemeden bilmeden. Bir ay süre ile genel bir kısıtlama getirilse vatandaşların ihtiyacı karşılansa ülke olarak daha iyi durumda olacaktık. Bizlere yasak koyarak salgın önlenemedi. Bizim sağlığımızı düşünerek alındığı söylenen kararlar gözden geçirilsin. Bilmece gibi saat ayarlamaları ile tarihe geçti yetkililer. Salgına ilişkin komik olmayan bilime gerçeklere uygun şeffaf güven veren sonuç alıcı kararların alınmasını istiyoruz. Yüz yılda bir yaşanan dünya felaketinin içinde olduğumuzu biliyoruz. İstanbul’da sayıları iki milyonu aşan yaşlı insanlara adaletli davranılsın artık!

Emeklileri eve kapatma işkencesi 

Eve kapatılmak kronik hastalıkları depreştirdi ve insanlar öldü, ölüyor. Kayıtlara da böyle geçti. Evde “kaderine” terk edilmiş çaresizlik ve acı içinde. Sorumlusu bu kararları alanlardır. “Kronik hastalığım için aldığım ilaç bitti”, “Rapor süreleri uzatıldı” dendi, bu genelge Aile Hekimliğine ulaşana kadar 15 gün geçti. İlacımı iki kez reçetesiz almak zorunda kaldım. Bu konuda çok sıkıntı çeken arkadaşlarımız oldu. Bugüne kadar ‘Yaşlı Hastaneleri’ açılamaz mıydı, engel olan nedir? 65 yaş üstüne hafta içi konan saat kısıtlamasının süresi uzatılmalı toplu taşıma araçlarını kullanma yasağı kaldırılmalıdır.

Teknoloji çağındayız deniyor. Salgın döneminde 65 yaş üstü kaç insanımız öldü ve ölüm nedeni nedir bunu öğrenemedik. Gelişen teknoloji nerede, ne kadar ve neden yaşlı ölümleri yaşandı bunun istatistiki hesabını yapamadı! Sağlık teknolojisi gelişti ama bu gelişmişliği bizler yaşamımızda göremiyoruz. Üyelerimize emekli dostlarımıza gönderdiğimiz yeni yıl mesajımızda 2021’in “Bizde ve dünyada teknolojinin insana doğaya hizmet ettiği yılların başlangıcı olmasını” diledik.

Bizde ve dünyada 65 yaş üstü insanların karşı karşıya kaldığı durumu yaratan koronavirüs değildi virüs bir tetikleyiciydi. Sadece yıkımı, çöküşü derinleştirdi ve görünür kıldı diye düşünüyorum. Söz konusu olan sadece ekonomik kriz değil ki, sosyal kriz etik kriz politik kriz jeopolitik kriz finansal kriz var.

Bütçede emekliler yok!”

Emekli aylık hesabı enflasyon artış oranına bağlandı böyle oldu. Bu konuda hak hukuk tanımamak ve gayr-i ciddiliğin dozu artarak devam ediyor. 2021 yılı bütçe yasası geçen ay onaylandı. Bütçe iktidarın sosyal sınıflara, toplumsal hak ve özgürlüklere, demokrasiye ilişkin duruşunun belgesidir. Bütçeler yerel/bölgesel/ulusal ölçekte yurttaşların mal ve hizmetlere erişim koşullarını belirleyen araçlardır. Bütçe görüşmeleri sürecini takip ettik. Emekliler, yaşlılar, yani biz bu bütçede yokuz! Çalışanlar var mı, onlar da yok! Asgari ücretliler hiç yok! Kim var kısaca ifade edeyim: 2020 yılının bütçesini 2021 yılının sonuna kadar çekip uzatmışlar bütün kaynaklar sermayeye demişler. Her boyutuyla bütçe tanımına uymayan bir bütçe.

Asgari ücret anlamını kaybetti zaten, 2002 yılında 100 kişinin dokuzu asgari ücretliydi. Bugün 100 kişiden 45 kişi asgari ücretli. Evdeki dört kişiden üçü çalışacak ki yoksulluktan kurtarsınlar. Yoksulluk sınırı 8.500 lira.

Açıklanan enflasyon oranına bakıyorum, mevcut ekonomik durum yani piyasa, yaşadığımız koşullar ve enflasyon oranı esnek ve kuralsız bir tutumun ürünüdür diyerek bile tanımlayamıyorum. Ancak “Yerli ve Milli enflasyon oranı” denebilir. İstatistikler bunu söyletiyor. TÜİK rakamlarına göre son üç yılda genel fiyatlara yüzde 53, gıda fiyatlarına da yüzde 68 zam yapılmış. Yine bu sürede elektrik, su ve doğal gaz fiyatlarına yüzde yüzlere varan zamlar yapıldı. Ayrıca TÜİK son bir yılda “asgari geçim” maliyetinin yüzde 20 oranında arttığını söylüyor. Kamuoyuna, TÜİK’e göre enflasyon oranı yüzde 14,60 diye açıklama yapılıyor. Çalışanları, emeklileri ilgilendirdiği haberi pompalansa da toplumun her kesimini bağlayıcı bir biçimde etkileyen bir rakamdır enflasyon oranı. Emeklilere ‘yoksulluğun devam edecek’, işçilere de ‘çalışmak için yaşayacaksın’ deniyor.

Emekli aylıklarına yapılan zamlar 2021 yılında bizlerin yaşamını kolaylaştıracak etki yapmayacak. Gerçeklerin farkına varmak ve açığa çıkması için uğraşmak zorundayız. Enflasyon araştırma grubunu ENAG’ın hesabına göre 2020 yılı enflasyonu yüzde 36,72’dir. Aylık zam oranı buna göre hesaplanmalıdır. Bu, çalışanları, emeklileri ekonomik olarak bugün için rahatlatacaktır.

Emekliler işçi sınıfının önemli bir bileşeni

Çalışanlar ve emekliler ülkenin neresinde olursa olsun, kendisini nasıl tanımlarsa tanımlasın aynı sorunlarla karşı karşıya. Koşullarının uzun süredir hızla kötüye doğru gittiğini görüyor yoksulluğu yaşıyor. Kendisine söylendiği gibi küreselleşmenin özelleştirmelerin ülkenin ve kendisinin bütün sorunlarını çözmediğini çalışıyorken de emekli olduktan sonra da gördü. Kendisini yanıltarak, aldatarak, korkutarak iradesini sakatlayanları da fark etmeye başladı.

Bugün yükselen ek zam, ikramiye, toplu sözleşme yenilenmesi talepleri, emeklilik hakkı mücadelesi, EYT’lilerin ortaya çıkışı ve direnişçi işçilerin sayılarının hızla artması… Görülmeyen yok sayılan çalışanların sendikalaşma çabaları önümüzdeki dönemin yoğun hak hukuk mücadelesiyle geçeceğinin sahici göstergeleridir.

Bunların birbirini destekleyen, besleyen ve geliştiren biçimde ilişkilendirilmesi, güçlendirilmesi, güç ve eylem birliği bağlarının kurulması demokrasi adına sınıf adına doğru cümle kuran herkesin ve her kesimin önünde duran zorunlu görevdir. Bunu gerçekleştirmek için çaba harcamanın önünde sahici bir engelin olduğunu düşünmüyorum.

Geriye doğru kurumsal reform olarak tanımlayabileceğimiz Sosyal Güvenlik Reformu bugün emeklilerin, çalışanların içinde bulunduğu durumun sebebidir. Çalışma yaşamı esnek güvencesiz kuralsız hale getirilerek işçiler köleleştirilirken, emeklilik de esnek/kuralsız/güvencesiz hale getirilerek, emekliler ekonomik güvenceden sağlık hakkından yoksun bırakılarak emeklilerin yaşamı piyasa koşullarına terk edildi. Sosyal Güvenlik Reformu adı altında yapılanların ekonomik/politik boyutunu görmemek, işçinin yaşamını bir bütün olarak düşünmemek, işçinin çocukluğunun, yetişkinliğinin, yaşlılığının ayrı ayrı sömürülmesine ve haklarının gasp edilmesine neden olmuştur.

Çözümün yolu güç birliği yapmaktan geçiyor

İçinde bulunduğumuz koşullar, sorunlarımız ve nedenleri ortada! Çözümün yolu güç birliği yaparak dayanışmayla kolektif akılla mücadele etmekten geçiyor. İstanbul Emekli Sendikaları Koordinasyonu İst. ESK bu amaçla oluşturuldu. Emekli arkadaşlarla yaptığımız toplantılar, görüşmeler ve tartışmalar sonrasında deneyimlerimiz ve tanıklıklarımız, yaşadığımız süreç bizlere bunun zorunlu olduğunu gösterdi. İnsanca onurlu bir yaşama ancak gerçekler üzerinden güç birliği yaparak, birlikte mücadele ederek ulaşabiliriz.

Emekliler olarak ekonomik sağlık ve sosyal haklarımızı korumak, geliştirmek bizim de yasal hakkımız. Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu 21 Mart 2012’de Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu olarak değiştirildi. Anayasada yapılan değişiklik uyarınca memur ve kamu görevlilerine tanınan toplu sözleşme hakkının kullanılmasını ve toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere de yansıtılmasını düzenliyor.

Bu düzenleme tüm emeklileri kapsamalıdır. Bu sorun TC. Anayasası’nın 53. maddesine (“VI. Toplu İş sözleşmesi, Grev Hakkı ve Lokavt” başlıklı bölümünün “A. Toplu İş Sözleşmesi ve Toplu Sözleşme Hakkı” başlığı altında yer alan (Ek fıkra: 7.5.2010 5982/6) “Toplu Sözleşme Hakkının Kapsamı” başlığı altındaki… toplu sözleşme hakkının emeklilere yansıtılması,…”) istinaden çıkarılacak bir uyum yasasıyla çözülecektir.

Bugüne kadar yapılması gereken geç kalmış bir hukuki düzenlemedir.

Biz de “her türlü zam ve ikramiyeler ölüm ve aile yardımı ödenekleri cenaze giderleri yiyecek ve giyecek yardımları diğer mali ve sosyal haklar”

üzerinde yapılan görüşmelere katılarak emeklilerin yaşam standardının yükseltilmesine hizmet edecek biçimde belirlenmesini istiyoruz.

Ekonomik koşullar yaşama hakkımızı tehdit eder duruma geldi. Bunun toplumun her kesimi tarafından görülmesini, farkına varılmasını sağlamak ve taleplerimizin karşılanması için uğraşmak, meşru ve hukuki zeminde demokratik haklarımızı kullanarak mücadelemizi yükseltmek zorunda olduğumuzu biliyoruz. İstanbul Emekli Sendikaları Koordinasyon olarak daha güçlü olacağız. İst. ESK oluşturulma çalışmalarına katılan emek veren arkadaşlara destekleyen dostlara teşekkür ediyorum.

Alınteri okurlarının hak hukuk mücadelemizde bizi yalnız bırakmayacaklarına inanıyorum. Emekli arkadaşlarımıza ise, ‘çaresizliğimizi tüketmek, umudumuzu yeşertmek için birlikte yürüyelim,’ diyorum. Sağlıklı güzel günlerimiz olsun.

Sevgi ve dayanışmayla…


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar