Yeni düşman: “İdeolojik” aileler

Yeni düşman: “İdeolojik” aileler

Suyun ısındığının, hızla kaynama noktasına doğru yol aldığının farkında olan iktidar, faşizme özgü bir refleksle çareyi sopaya, silaha, tehdide daha fazla sarılmakta buluyor.

Çiçek Özgen

Toplum büyük bir hızla kutuplaştırılıyor. Hızla birbirine düşman edilmeye çalışılan iki büyük kampa bölünüyoruz.

Devlet tarafından bir kez daha sınıflandırılıyor, bir kez daha tanımlanıyor, suçlular-suçsuzlar, teröristler-terörist olmayanlar, ahlaklılar-ahlaksızlar olarak etiketleniyoruz.

Akli melekelerini yitirmiş bir saldırganlıkla, zıvanadan çıkmış üsluplarla her gün bu saldırılardan nasibimizi alıyoruz. Masaya bir öğrenciler yatırılıyor, bir ezeli düşmanları işçiler ve kadınlar… Bir sanatçılar yatırılıyor, bir aktivistler… Düşman hiç bitmiyor. İstediği toplum modelini yaratana kadar da düşman hiç bitmeyecek.

Suyun ısındığının, hızla kaynama noktasına doğru yol aldığının farkında olan iktidar, faşizme özgü bir refleksle çareyi sopaya, silaha, tehdide daha fazla sarılmakta buluyor. Kadını dizginleyemiyor mu, onu ahlakı her daim sorgulanması gereken bir nesneye dönüştürüp, silahı toplumsal gerici önyargıların eline vermeye çalışıyor. Öğrenciler söz dinlemiyor mu, onları zincire vurmaları için ailelerini devreye sokmaya çalışıyor. Yani herbirimiz, devletin kendi varlığının sürmesini sağlayan araçlara dönüştürülmeye çalışıyoruz. Kendi kendinin oto kontrolünü yapan, toplumsal linç dürtüleriyle hareket eden, ama her şeyden önemlisi rejimin sivil askerleri, sivil bekçileri, sivil koruyucuları ve üreticileri yapılmaya çalışıyoruz. İşte hayallerindeki toplum modeli!

Burjuva “aile” ve devlet düşmanları…

Günlerdir kadınlara ve öğrencilere karşı yürütülen devlet terörünün altında bu yatıyor. “Kadın sesli gülmez” diyor olmuyor, “mini etek giymez” diyor olmuyor, “3 çocuk doğurur” diyor olmuyor, “kocasına-devletine itaat eder” diyor olmuyor. Kadını inşa edip sağlamlaştırmaya çalıştığı küçük hapishaneye sokmaya çalıştıkça beklemediği, başa çıkamadığı bir direnişle karşılaşıyor. Bir direniş her zaman yayılma tehlikesi taşır, bir fitili ateşleyen kıvılcım potansiyelini taşır içinde; hele ki Gezi gibi bir “kabus”u yaşamış bir rejim bunu çok iyi biliyor ve sezinliyor.

Yetmiyor, faşist kafasıyla kadını da kendi içinde kesimlere/bölümlere ayırıyor. Kürt kadınını aile yapısını bozan, sırf ahlaksızlığı yaymak için dağa çıkan baş terörist olarak ilan ediyor. Sadece ailenin değil toplumun, devletin köküne kibrit suyu dökmeye hazırlanan ortak düşman olarak sunuyor geri kalanlara. Çünkü biliyor ki feodal kalıntıları yerle bir ediyor o kadınlar; biliyor ki direngenlikleriyle, baş eğmezlikleriyle, gözüpeklikleriyle koskoca bir halka umut oluyor o kadınlar. Oysa umut demek, onun sonu demek… O zaman umudun her zerresine vur kazmayı…

Kadınlara dizgin, öğrencilere korku!

Kadının dizginlenmesi demek, işçi sınıfının yarısının dizginlenmesi, toplumun yarısının dizginlenmesi, onların biçimlendirdiği çocukların dizginlenmesi demek. Kadının dizginlenmesi, erk’ini, gücünü bir kez daha ispat etmesi demek… Bir eli yağda bir eli balda yaşam demek…

İşte o nedenle günlerdir Özlem Zengin’inden Kontra-Süleymanı’na kadar kadınlara saldırganlık düşmüyor dillerden. O nedenle Erdoğan çıkıp kürsüden durmadan parmak sallıyor kadınlara…

Sadece kadınlara yönelmiyor bugünlerde tehditler, baş düşman ilan edilen Boğaziçi öğrencilerine de dokundurmadan edemiyor. Önce marjinal, sonra ahlaksız, sonra terörist ilan ettiği öğrencilerin ailelerini de terörist ilan ediyor. Kendilerini öğrencilerin yargıcı, polisi yapmak isteyen faşist rejime karşı gelen aileler Kontra Süleymangil tarafından “ideolojik aile” ilan ediyor. Yani artık kişiler bazında değil, aile bazında terörist ilan ediliyoruz. Kitlesel etiketlendirme safhasına geçiyoruz hızla. Sonuç alamadıkça kudurganlıkla artan saldırganlık zirveye doğru tırmanıyor.

Ama her şey karşıtını da doğurmaya devam ediyor. Bu bugün kadınların ellerinde doğuyor, öğrencilerin elleriyle büyüyor, yarın işçi sınıfının bütünüyle de dünyalarını darma duman eden ama yepyeni bir dünyayı kuracak silaha dönüşecek.

Bunun kaçarı yok, bahar yakın…


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar